GİDERKEN SINAV NASIL GEÇECEK ENDİŞESİ....
DÖNERKEN SONUÇ NE OLACAK DÜŞÜNCESİ...
GİDERKEN DOSTLARLA VUSLAT SEVİNCİ...
DÖNERKEN AYRILIĞIN HÜZNÜ...
BU SAATLER BU DAKİKALAR HİÇ UNUTULMAYACAK...
OKULU ÇOK SEVDİM HAYATIM BOYU...
VE BU SON OKULUM!
HER NE KADAR DÜNYA GÖZÜYLE 4 SENEDE HER EĞİTİM GÜNÜ DEĞİL DE SADECE SINAV VE BAZI DERS VAKİTLERİNDE GÖREBİLMİŞ OLSAM DA OKULUM OKULUM... İLAHİYATIM BENİM...
BİTECEK İNŞALLAH...
HÜZÜNLE DE OLSA...
DERTLE DE OLSA...
BİTECEK İNŞALLAH...
RABBİM OKULUMUZU DA HER İŞİMİZİ DE HAYIRLA TAMAMLATSIN BİZE!...
AMİN...
BU CUMARTESİ-PAZAR OLAN GÜZELLİKLERDEN BİRİSİ DİN BİLİMLERİ SINAVININ BEKLEDİĞİMİZDEN KOLAY OLMASI; İKİNCİSİ OKULDAN ÇIKIP GİDER İKEN ÜNİVERSİTE DEKANIMIZ SAYIN MUALLA SELÇUK İLE TANIŞMAMIZ VE BİR ÜÇÜNCÜSÜ DE ELİFE VE GÜLER KARDEŞİMLE ANKARA GEZİMİZDİ...
RABBİM GÜZELLİKLERDEN AYIRMASIN BİZİ...
AMİN...
26 Mayıs 2008 Pazartesi
23 Mayıs 2008 Cuma
""""SINAV SINAV SINAVIM VAARRR"""""
24-25 MAYIS SINAV GÜNLERİ....
ÇOK ÇOK DUA BEKLİYORUM........
BÜTÜN ARKADAŞLARIMA BAŞARILAR DİLİYOR VE HEPİNİZİ ALLAH'A EMANET EDİYORUM...
SELAMLAR....
MERVE ZEYNEP
CAN_MİSALİ
MZ_STRANGER
ÇOK ÇOK DUA BEKLİYORUM........
BÜTÜN ARKADAŞLARIMA BAŞARILAR DİLİYOR VE HEPİNİZİ ALLAH'A EMANET EDİYORUM...
SELAMLAR....
MERVE ZEYNEP
CAN_MİSALİ
MZ_STRANGER
11 Mayıs 2008 Pazar
4 Mayıs 2008 Pazar
TEVBE

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Sahi mi? Yani, sayısız günahlar işlediğim halde, hiç günah işlememiş sayılacağım öyle mi?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Ciddi misiniz? Oysa, bana kalsaydı, ben kendimi bile bu kadar kolay affedemezdim. Dostlarımdan bile öyleleri var ki, bir hata ettim diye beni defterden sildiler. Artık görüşmüyorlar. Ben de çoğu arkadaşıma ilk hatasını görür görmez küstüm. Hiç hata etmemişler gibi davranmam çok zor onlara. Oysa siz...
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Daha önce tövbe etmediğim günahlarım da var benim. Özür dilemeyi unuttuğum hatalarım var. Yanlış olduğu halde, yanlışlığını kabullenmediğim bir sürü yanlışım var.
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Nasıl yani? İçimde azıcık bir pişmanlık olsa bile, özür dilemiş mi sayılıyorum? Dilime varmayan içimdeki “ah!”lar da tövbe diye mi kabul ediliyor. Yüzümün kızarması da… Öyle mi?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Ben... Şimdi.. Tövbe etsem... Olur mu ki? Yani, şimdi hatırladıklarım için özür dilesem hepsine tövbe mi etmiş olacağım? Hepsinden affedilebilir miyim sahiden?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Doğru ya, “hiç günah işlememiş gibi” diyorsunuz. Hiç günah işlememiş gibi olmak için hepsinin bağışlanmış olması gerekli. Hımm; anladım.Peki, ya yeniden günah işlersem? O zaman sözümden dönmüş olacağım. İyice günaha dalacağım. En iyisi, en sonunu beklemek özür dilemek için.
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-O günahtan da tövbe edebilirim yani.. Özür dilemek için her zaman fırsatım var demek! Ama neden bu cömertlik? Niye bu kadar bağışlayıcılık?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Sevildiğimi bileyim ha! Hata edebileceğim baştan biliniyordu ama yine de var edildim. Günah işleyeceğim belliydi ama yine de nefes veriliyor bana. Özür dilerim umuduyla.. Her sabah güneş, ben özür dilerim belki diye mi geliyor dünya ufkuna? Yeter ki, özür dileyecek içtenlikte olayım. Huzura geleyim. Günahsızlığıma güvenip huzurdan kaçmamdan ise, günah vesilesiyle de olsa huzura gelmemi iyi bir şey sayıyorsunuz. Boynumu bükmem, mahcup olmam, gözlerimin yaşarması bu kadar mı önemli sizin için? Günahsızlıktan bile önemli ha!
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-İçimde bir ateş bir ateş ki, hiç sormayın! Yanıyor, yakıyor. Yanıyor, yakıyor. Söner mi, dersiniz?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Hiç günah işlememeye içten niyetlenirsem olur öyle mi? Ama şaşırırsam başka.. Unutsam da yeni imkanlar var önümde. Kredim bitmiyor hemen. Yeter ki o içtenliği bir an hissedeyim. Yani, hiç günahsız bir bebek gibi, hiç hatasız bir dost gibi tatlı bir mahcubiyetle yaşamamı istiyorsunuz. Beyaz bir sayfayı hiç kirletmeme ihtimamını kuşanayım yeter; öyle mi?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.”
-Özür diliyorum Rabbim... Bin özür; milyonlar özür... Çok utanıyorum; çok mahcubum. çok, çok... N’olur, affet beni, affettiğini bildir. Affedildiğimi hissedeyim. Söz veriyorum (veriyorum mu ki?) bir daha asla! Bir daha asla, bir daha asla, bir daha asla, bir daha asla...
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Hiç günah işlememiş gibi mi gerçekten... Yani, günah işleyip de affedilmiş bile değil. Sanki hiç işlememiş gibi! Hiç! Hiç! Hiiççç! Affedildim mi şimdi? Yeni baştan adam sayılıyorum ha! Sıfırdan başlıyorum demek!
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Hatalarım hiç yüzüme vurulmayacak demek! Hatırlatılmayacak bana. Unutturulacak. Hatırlayıp da utanmayayım diye. Hatırladığım olursa da, içimdeki sızıyla bir daha özür dileyeyim diye. Defterimden de silinecek, hafızamdan da. Hatta, affedildiğimi bile hatırlamayacağım. Ne güzel bir bağışlama bu. Bağışlayan bağışladığını bağışladığına fark ettirmiyor bile.
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Hiç günahsızlar nasıl yaşarsa, öyle mi yaşamam gerekiyor bundan böyle?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Efendim?
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Sesiniz, sesiniz, ne güzel sizin! Bir daha söyleseniz! Bir daha! Sözünüzden de güzel sesiniz. Müjdenizden bile tatlı söyleyişiniz. N’olur, bi’daha konuşsanız!
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Yüreğime su serptiniz! Ne kadar serinledim bir bilseniz.
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.
-Efendim, siz ne güzel müjdecisiniz! Fakiri sevindirdiniz.
-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.”
-Efendim, Siz.. Siz.. Siz... Siz... Siz... Ne güzel elçisiniz! Niye buraya kadar zahmet ettiniz? Ah!
Senai Demirci
3 Mayıs 2008 Cumartesi
Annelerimizden Neler Öğrendik? :)))

1 ) İYİ YAPILMIŞ BIR İŞİ TAKDİR ETMEYİ :
Bana bakın, gidin birbirinizi dışarda gebertin, evi daha yeni temizledim...!!!
2 ) DUALARIN GÜCÜNÜ :
Yat kalk dua et ki baban müzik setinin bozulduğunu fark etmedi...
3 ) ZAMANA KARŞI YARIŞMAYI :
O oyuncaklarını topla yoksa bi tekme attığım gibi hepsini karşı sahilden toplarsın..
4 ) MANTIKLI DÜŞÜNMEYİ :
Ben öyle diyorsam öyledir...!!!
5 ) İLERİ GÖRÜŞLÜ OLMAYI :
Çıkmadan önce temiz bi çamaşır giy.. yolda Allah korusun başına birşey gelir kirli çamaşırla etrafa rezil olursun.
6 ) HAYATIN TRAJİKOMİK YANLARINI :
Sen daha orda gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürecem...
7 ) HAYATIN ÇELİŞKİLERLE DOLU OLDUĞUNU :
Kapa çeneni ve çorbanı iç..!!
8 )DAYANIKLI OLMAYI :
O ıspanak bitene kadar sofradan kalkmak YOK..!!!
9 ) HAVA RAPORU TAHMİNİ YAPMAYI :
şu dağınıklığa bak... Yabancı biri görse odanın ortasından kasırga geçmiş sanır...
10 ) ABARTMAYI :
Sana 500 bin defa söyledim kirli ayakkabılarınla içeri girme diye..!!
11 ) DAVRANIŞ PSİKOLOJİSİNİ :
Babana çekeceğine biraz bana çekseydin noolurdu ...
12 ) OLAĞANÜSTÜ DURUMLARA HAZIRLIKLI OLMAYI :
Dinleme bakalım anne sözü dinlemee...!!! Kafana meteor düşecek kenara çekil diye bağırsam onu bile dinlemezsin di mi......!!!!
13 ) KISKANMAYI :
Dünyada senin annen baban gibi mükemmel bi aileye sahip olmayan, kaç milyon çocuk var biliyor musun...
14 ) SABIRLI OLMAYI :
Baban eve gelsin, sen görürsün
15 ) HAKKIMIZI ALACAĞIMIZI :
Eve vardığımızda ben bilirim sana yapacağımı
16 ) DİYALOG KURMAYI :
Sana bir şey sorduğumda cevap ver...!! Ne söyleyeyim anne? Sus!! Bana cevap verme!!!
17 ) TIP BİLGİLERİNİ :
Gözlerini şaşı yaparken bir gün öyle kalıvereceksin
18 )OLGUN OLMAYI :
Bu tabağın hepsini bitirmezsen asla büyüyemezsin.
19 ) GENETİK BİLGİLERİ :
Sen de o hayırsız babana çektin.
20 ) BİLGELİĞİ :
Benim yaşıma gel de anlarsın o zaman.
21 ) V E ...ADALETİ :
Bir gün senin de çocukların olacak.. İnşallah onlar da sana senin simdi bana yaptıklarını yaparlar...
_____________________
RABBİM ONLARI BAŞIMIZDAN EKSİK ETMESİN :) Amin.
30 Nisan 2008 Çarşamba
Senin olmadığın yerde ateş yok güneş yok
Sizin semtinizden vefa rüzgarı esmez mi
Dağlara seslendim onlar bile ses verdi neden susuyorsun
Yollardan geçtiğin gibi benden de geçer misin
Senin olmadığın yerde ateş yok güneş yok
Seni düşüne düşüne düşüme bile giriyorsun
Onun için böyle geceleri ben sever oldum
Yollardan geçtiğin gibi benden de geçer misin
Senin olmadığın yerde ateş yok güneş yok
Dağlara seslendim onlar bile ses verdi neden susuyorsun
Yollardan geçtiğin gibi benden de geçer misin
Senin olmadığın yerde ateş yok güneş yok
Seni düşüne düşüne düşüme bile giriyorsun
Onun için böyle geceleri ben sever oldum
Yollardan geçtiğin gibi benden de geçer misin
Senin olmadığın yerde ateş yok güneş yok
Sen Yanımda Olmayınca
29 Nisan 2008 Salı
İYİKİ DOĞDUN HİLALİM
27 Nisan 2008 Pazar
BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum, sen yoksun!
Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlarda bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum, sen yoksun!
Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor.
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin...
ATİLLA İLHAN
22 Nisan 2008 Salı
Kimi Dosta Varır
Ey gönül, kendini veznetmeye kantar ara bul!
Yürü dil, kantarına halis olan a'yar ara bul!
Kapatırlar seni bir hâl-i haraba yalınız;
Ol karanlık geceler kendine bir yâr ara bul!
Kimi dosta varır dosta bendolur
Kimi nefse uyar kahrolur gider.
Kimi gülistanda goncagül olur
Kimi goncagüle hâr olur gider.
Kimi tevbe eder asfiya olur
Kimi inat eder eşkiya gider.
Kimi Ahmed seni uzaktan tanır
Kimi yaklaşır da kör olur gider.
Gel ey kardeş Hakkı bulayım dersen
Bir kamil mürşide varmayınc'olmaz
Rasulün cemalin göreyim dersen
Bir kamil mürşide varmayınc'olmaz!
Yürü dil, kantarına halis olan a'yar ara bul!
Kapatırlar seni bir hâl-i haraba yalınız;
Ol karanlık geceler kendine bir yâr ara bul!
Kimi dosta varır dosta bendolur
Kimi nefse uyar kahrolur gider.
Kimi gülistanda goncagül olur
Kimi goncagüle hâr olur gider.
Kimi tevbe eder asfiya olur
Kimi inat eder eşkiya gider.
Kimi Ahmed seni uzaktan tanır
Kimi yaklaşır da kör olur gider.
Gel ey kardeş Hakkı bulayım dersen
Bir kamil mürşide varmayınc'olmaz
Rasulün cemalin göreyim dersen
Bir kamil mürşide varmayınc'olmaz!
18 Nisan 2008 Cuma
AŞK ACISI
Said b. Abdullah b. Râşid anlatıyor:
Genç bir Arap kız, kabilesinden aklı başında bir erkeğe tutuldu. Sürekli yanına gidip geliyordu. Bir ara buluşamayıp bir araya gelemeyince kız hastalandı, sarardı soldu. Hiç olmazsa erkeğin yüzünü görebilmek için bir takım yollara başvurdu ve bir şeyleri bahane ederek yanına gitti. Ancak erkek ona yanaşmadı, reddetti. Bunun üzerine kızın hastalığı daha da ağırlaştı. Ve kız yatağa düştü. Annesi oğluna: "Filan kız hasta olmuş, onun bizde (ziyaret) hakkı var" dedi. Genç: "Öyleyse sen ziyaret et ve halin nice?" diye sor dedi. Kadın kızı ziyaret etti ve ona: "Neyin var?" diye sordu. Kız: "Yüreğimde bir ağrı var, hastalığımın kaynağı o!" dedi. Kadın: "İşte oğlum da o hastalığının ne olduğunu soruyor" dedi. Kız derin bir nefes aldı ve şöyle dedi:
Bana hastalığımı soruyor: Hastalığım odur.
Gelen haberler ne de gariptir.
Kadın eve döndü ve oğluna bunu haber verdi. Ona: "Onun, senin olmasını istiyor musun?" dedi. Genç: "Evet" dedi. Kadın gidip kıza durumu haber verdi. Kız ağladı ve şöyle dedi:
Beni yaklaşmaktan ve buluşmaktan hep alıkoydu
Bedenim eriyip akınca acımaya başladı
Artık, katilimin bulunduğu bir yere gelmem
Bana hastalık olarak, ah vah diye sızlanarak ölmem yeter.
Kızın hastalığı gün geçtikçe daha da arttı ve sonunda öldü.
{İbnu'l-Kayyim el-Cevziyye - Aşıklar Kitabı, Sayfa:367-368}
Genç bir Arap kız, kabilesinden aklı başında bir erkeğe tutuldu. Sürekli yanına gidip geliyordu. Bir ara buluşamayıp bir araya gelemeyince kız hastalandı, sarardı soldu. Hiç olmazsa erkeğin yüzünü görebilmek için bir takım yollara başvurdu ve bir şeyleri bahane ederek yanına gitti. Ancak erkek ona yanaşmadı, reddetti. Bunun üzerine kızın hastalığı daha da ağırlaştı. Ve kız yatağa düştü. Annesi oğluna: "Filan kız hasta olmuş, onun bizde (ziyaret) hakkı var" dedi. Genç: "Öyleyse sen ziyaret et ve halin nice?" diye sor dedi. Kadın kızı ziyaret etti ve ona: "Neyin var?" diye sordu. Kız: "Yüreğimde bir ağrı var, hastalığımın kaynağı o!" dedi. Kadın: "İşte oğlum da o hastalığının ne olduğunu soruyor" dedi. Kız derin bir nefes aldı ve şöyle dedi:
Bana hastalığımı soruyor: Hastalığım odur.
Gelen haberler ne de gariptir.
Kadın eve döndü ve oğluna bunu haber verdi. Ona: "Onun, senin olmasını istiyor musun?" dedi. Genç: "Evet" dedi. Kadın gidip kıza durumu haber verdi. Kız ağladı ve şöyle dedi:
Beni yaklaşmaktan ve buluşmaktan hep alıkoydu
Bedenim eriyip akınca acımaya başladı
Artık, katilimin bulunduğu bir yere gelmem
Bana hastalık olarak, ah vah diye sızlanarak ölmem yeter.
Kızın hastalığı gün geçtikçe daha da arttı ve sonunda öldü.
{İbnu'l-Kayyim el-Cevziyye - Aşıklar Kitabı, Sayfa:367-368}
Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yıllar geçti saban ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgan'da
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs , Meryem
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır , Züleyha
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Sezai Karakoç
8 Nisan 2008 Salı
İNCİTMEYECEK KADAR UZAK, ÜŞÜTMEYECEK KADAR YAKIN ...

"Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri varmış. Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aranmaya başlanmış. Nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş. Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak, aralarındaki hava tedavülünü önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış.
İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama başka bir problem çıkmış ortaya. Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından, dikenleri nedeniyle yaralanmalar gerçekleşmiş. Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu sefer de donanlar olmuş. Ne var ki, her gece kah uzaklaşa kah yakınlaşa, deneye yanıla, sonunda birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı da öğrenmişler."
Kısacası; bizim de uzun dikenlerimiz var. Bunlar hayata karşı filtrelerimiz. Bazen faydalı, bazen de zararlı... Çoğu zaman kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza. Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza...
Ne var ki sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün. Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz. Aynen kirpiler gibi...
Gerçekten de ilişki sırasında ya birbirimizin yaşamına her açıdan müdahale eder, karşımızdakine soluk alma fırsatı bile vermez, onu boğarız. Ya da çok soğuk, çok uzak, çok ilgisiz ve çok yabancı davranır, onu bu defa da uzaklığımızla öldürürüz.
Gerek evliliklerde, gerekse ilişkilerde bence en önemlisi bu dengeyi kurabilmek... Yani ne aşırı sevgiyle boğmak, ne de ilgisizlikle sevgiyi öldürmek, öyle değil mi?
Not: Dengeyi kurmak inanın o kadar zor değil sadece yaşamdaki değerlerin farkına varabilmeli insanlar. En büyük sorun çözümlenmiş çaresizliği sürdürmemiz...
Sevgiler__
3 Nisan 2008 Perşembe
@@@ ALEMLER NURA GARK OLDU MUHAMMED DOĞDUĞU GECE @@@
2 Nisan 2008 Çarşamba
EN SAĞLIKLI 60 BESİN
1. ELMA
2. ENGİNAR
3. AVOKADO
4. MUZ
5. FASULYE
6. BROKOLİ
7. ESMER BUĞDAY
8. MANTAR
9. ACI MARUL
10. BEZELYE
11. ÇİLEK
12. REZENE
13. KÜMES HAYVANLARI
14. GREYFURT
15. YULAF
16. KUŞBURNU
17. RİNGA BALIĞI
18. AHUDUDU
19. MÜRVER
20. YOĞURT
21. FRENK ÜZÜMÜ
22. PEYNİR
23. HAVUÇ
24. PATATES
25. KEFİR
26. KİVİ
27. SARIMSAK
28. SOM BALIĞI
29. PIRASA
30. MERCİMEK
31. MISIR
32. USKUMRU
33. MANGO
34. DENİZ BİTKİLERİ
35. SİYAH TURP
36. KAVUN
37. SÜT
38. PEYNİR SUYU
39. CEVİZ, FISTIK, FINDIK
40. ZEYTİNYAĞI
41. PORTAKAL
42. PAPAYA
43. YEŞİL-KIRMIZI BİBER
44. ERİK
45. KIRILMAMIŞ PİRİNÇ
46. RAVENT
47. DANA ETİ
48. LAHANA TURŞUSU
49. KEREVİZ
50. SHIITAKE MANTARI
51. SOYA
52. ISPANAK
53. TOFU
54. DOMATES
55. TON BALIĞI
56. KABA ÖĞÜTÜLMÜŞ ÇAVDAR
57. KABA ÖĞÜTÜLMÜŞ BUĞDAY
58. KIRMIZI ÜZÜM
59. BEYAZ-KIRMIZI LAHANA
60. LİMON
2. ENGİNAR
3. AVOKADO
4. MUZ
5. FASULYE
6. BROKOLİ
7. ESMER BUĞDAY
8. MANTAR
9. ACI MARUL
10. BEZELYE
11. ÇİLEK
12. REZENE
13. KÜMES HAYVANLARI
14. GREYFURT
15. YULAF
16. KUŞBURNU
17. RİNGA BALIĞI
18. AHUDUDU
19. MÜRVER
20. YOĞURT
21. FRENK ÜZÜMÜ
22. PEYNİR
23. HAVUÇ
24. PATATES
25. KEFİR
26. KİVİ
27. SARIMSAK
28. SOM BALIĞI
29. PIRASA
30. MERCİMEK
31. MISIR
32. USKUMRU
33. MANGO
34. DENİZ BİTKİLERİ
35. SİYAH TURP
36. KAVUN
37. SÜT
38. PEYNİR SUYU
39. CEVİZ, FISTIK, FINDIK
40. ZEYTİNYAĞI
41. PORTAKAL
42. PAPAYA
43. YEŞİL-KIRMIZI BİBER
44. ERİK
45. KIRILMAMIŞ PİRİNÇ
46. RAVENT
47. DANA ETİ
48. LAHANA TURŞUSU
49. KEREVİZ
50. SHIITAKE MANTARI
51. SOYA
52. ISPANAK
53. TOFU
54. DOMATES
55. TON BALIĞI
56. KABA ÖĞÜTÜLMÜŞ ÇAVDAR
57. KABA ÖĞÜTÜLMÜŞ BUĞDAY
58. KIRMIZI ÜZÜM
59. BEYAZ-KIRMIZI LAHANA
60. LİMON
1 Nisan 2008 Salı
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
-Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!''
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.
Muhammed Akif ERSOY
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
-Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!''
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.
Muhammed Akif ERSOY
23 Mart 2008 Pazar
ELLER
Eller var. Karıştırıcıdır. Her şeyi karıştırır. Münasebetsiz ellerdir bu eller. Olur olmaz yere sokulur. Girmemesi gereken yerlere girer. Karıştırıcı eller, pislikten kurtulmaz. Çünkü karıştırma aşkı her şeyi kapsadığı için, bunlar arasına pislik de girer. Bu tür eller bulaştığı pisliğin faturasını kendi karıştırıcılığına kesmez. "Oralarda ne arıyordun?" diyene, "Öyle her şeyi ve her yeri karıştırırsan, boyuna kadar necasete batarsın" diyene söyleyecek bir sözü yoktur.
Eller var. Düzenleyici ve düzelticidir. Çapak gördüğü göze yumruk olmaz. Kimseye hissettirmeden, bir ana şefkatiyle o çapağı alır. Yüzün ve gözün güzelliğini çapağa feda etmez. Değdiğini bozmaz, düzeltir. Düzelteceğim diye "düz" hatta "dümdüz" etmez. Çünkü bu eller, amuda kalkıp da dünyayı düzeltme iddiasına soyunan "ters"lerin elleri değildir.
Eller var.
Hiçbir taşın altına girmeye yanaşmaz. Nice taşlar, kayalar, dağlar kaldırılır. O pamuk eller arazi olmuş, ortalardan tüymüştür. Ara ki bulasın. Israrla o elleri arar gözleriniz, ama yok. Sıkıntıya gelemez pamuk eller. Fakat dağlar gibi taşları taşımaktan yorgun ve bitap düştüğü için ayağı sürçenleri, tökezleyenleri görmeye görsün bu eller. Hemen ovuşturma vaziyetine girerler. Utanmadan yakasına sarılır, tokatlamaya yeltenirler. Utanmaz eller. Taşın altına sokmaya gelince toz olan bu eller, yakaya sarılmaya gelince aslanpençesi kesilir. Kırılası eller o eller.

Eller var.
Pamuk değil, nasır tutmuştur. Neden olacak? Elbet, her yarım kalmış yükün altına girdiği için. Her hayırlı teşebbüsün ucundan tuttuğu için. Her yükü ağıra el attığı için. Her yolda kalmışın kolundan tutup kaldırdığı için. Her dermanı tükenmişe derman kattığı için. Öpülesi eller o eller.
Eller var.
Vuracağı yeri bilmez, duracağı yeri bilmez. Kabarmış bir koltuğun elleridir bunlar. Sürekli tokat halinde gezer. Hiçbir şey bulamazsa, havayı tokatlar, suya yumruk atar. El ele vermişler zincirine girip, diğer ellerle birleşmez bu eller. Aksine birleşmiş elleri çözüp ayırır, kırıp koparır. Kırıp koparacağı başkalarının eli tükenirse, bu kez kendi ikizine yönelir, onu kırar, ona vurur.
Eller var. Vuracağı yeri de bilir, duracağı yeri de. Dostu da tanır, düşmanı da. Yalnız dosta değil, düşmana bile rahmettir o eller. Yara sarar, ayıp örter. Bir ananın elleri gibi, okşayacak yetim, yaşını silecek öksüz, sıvazlayacak kırık yürek arar. Yıkılmışları yapar, dağılmışları toplar, yarımı tamamlar, tamamı kucaklar, ayrılanı birleştirir, birleşeni sıklaştırır.
Eller var.
Her önüne gelenden bir şeyler ister. Hiç işe girişmez, hep beleşe girişir. Sürekli istemek için açılır. Almaya bayılır, vermekten nefret eder. Bu ellerin bildiği tek dua "Rabbena hep bana"dır. Böyle elleri bin kez de doldursanız, bin birinciyi ister. Hapsini de kendi cebine boşaltır. Başka elleri de görmek gibi bir derdi yoktur. Bencil eller bu eller.

Eller var.
Hep almaz, ama hep verir. İddialı değildir, fakat kararlıdır. O elleri herkes ortalarda görmez. Muhatabının gözüne sokulmaz. Alkışı hak edeni alkışlamaktan çekinmez, fakat kendisi alkış istemez. Verirken görünmemek için köşe bucak saklanır. O eller, bir ALLAH'tan ister, başkasından istemektense taş kesilmeyi tercih eder. Fedakâr eller o eller.
Eller var.
Sürekli bedduaya durur. Bedduaya duran, suizanna ayarlı, kara yüreklere bağlı eller bunlar. Armudun sapı der, beddua eder. Üzümün çöpü der, beddua eder. Kusursuz kadı kızı arar, fakat kendisi pür-taksirdir. Herkese beddua için açılan bu uğursuz eller, herkesin ellerinin kendisi için duaya kalkmasını bekler. Bunu bulamadığında da yumruk olur, sağa sola saldırır. Haddini bilmez, kadir bilmez eller.
Eller var.
Sürekli duaya durur. Peygamberlerin ellerinden bir hisse kapmıştır. Dostlarına değil sade, düşmanlarına bile duaya durur. Sevdiği güllerin dikenleri tarafından kanatılınca, gülü kökünden sökmeye kalkışmak gibi bir cinayet işlemez bu eller. Aksine, gülünü sevdiği için, kendini kanatsa da, dikenini de sever. İçinde hayır olan bir yüreğe bağlı eller bunlar. İçinde umut ve sevgi olan bir yüreğe bağlı eller…
Ellerinize bakın, kendinizi tanıyın!
Zira onlar, sizin aynanızdır.
ALLAH'IM! ELLERİMİZİ BIRAKMA ASLA!
{Yeni Şafak Makaleleri Mustafa İslamoğlu...}
Kur'an'dan Peygamber Duaları
"Muhakkak ki size kendi nefsinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır ve güç gelir. O size çok düşkündür, o Mü'minleri çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır..."
Tevbe,128
Tevbe,128
ESMÂUL-HÜSNA
93. en-Nûr (Celle Celaluh)
Alemleri nurlandıran, istediği simalara,
zihinlere ve gönüllere nur yağdıran.
Alemleri nurlandıran, istediği simalara,
zihinlere ve gönüllere nur yağdıran.
GÜNÜN HADİS-İ ŞERİFİ
Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :
"Ey kalbleri eviren çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl!"
Ben (bir gün kendisine): "Ey Allah'ın Rasûlü! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?" dedim.
Bana şöyle cevap verdi:
"Evet! Kalpler, Rahman'ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir.
Tirmizi, Kader 7
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :
"Ey kalbleri eviren çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl!"
Ben (bir gün kendisine): "Ey Allah'ın Rasûlü! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?" dedim.
Bana şöyle cevap verdi:
"Evet! Kalpler, Rahman'ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir.
Tirmizi, Kader 7
19 Mart 2008 Çarşamba
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ..
Kınalı Kuzu
Yozgat’ın Sorgun kazasının Karayakup köyünden cepheye gelen Murat , bölükteki tıbbiye öğrencilerinden Şükrü’ye bir mektup yazdırır :
“Anacığım kardeşlerimi askere gönderirken başına kına koyma...Zabit efendi bana sordu cevap veremedim.Kardeşlerim de cevap veremeyip mahcup olmasınlar.”
Bir müddet sonra Murat’ın anasından cevabi mektup yetişir :
“Ey oğlum , gözümün nuru Murat’ım ! Zabit efendiye selam söyle...Biz kurbanlık koçları kınalar öyle kurban ederiz.Sen dört kardeşin arasında kurbansın.Sen İsmail’sin(as).Sen orada şehit olacaksın inşallah.Kurbanlık koçlar nasıl kınalanırsa , ben de onun için senin saçını kınalayıp gönderdim.”
Ve mektup Çanakkale’de Murat’a ulaştığında , Murat’ın kınalı başı çoktan Allah'ına kurban gitmiştir bile...
Yozgat’ın Sorgun kazasının Karayakup köyünden cepheye gelen Murat , bölükteki tıbbiye öğrencilerinden Şükrü’ye bir mektup yazdırır :
“Anacığım kardeşlerimi askere gönderirken başına kına koyma...Zabit efendi bana sordu cevap veremedim.Kardeşlerim de cevap veremeyip mahcup olmasınlar.”
Bir müddet sonra Murat’ın anasından cevabi mektup yetişir :
“Ey oğlum , gözümün nuru Murat’ım ! Zabit efendiye selam söyle...Biz kurbanlık koçları kınalar öyle kurban ederiz.Sen dört kardeşin arasında kurbansın.Sen İsmail’sin(as).Sen orada şehit olacaksın inşallah.Kurbanlık koçlar nasıl kınalanırsa , ben de onun için senin saçını kınalayıp gönderdim.”
Ve mektup Çanakkale’de Murat’a ulaştığında , Murat’ın kınalı başı çoktan Allah'ına kurban gitmiştir bile...
O DOĞDU...
MÜJDELER OLSUNNN...
ALEMLERE RAHMET
İKİ CİHAN SERVERİ
GÖNÜLLERİMİZİN TACI
DERTLERİMİZİN İLACI
SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ
HZ MUHAMMED MUSTAFA (A.S.)'NIN
DÜNYAYI TEŞRİFLERİNİN 1437. YILI
KUTLU, MUTLU VE MÜBAREK OLSUN..
HAYIR VE BEREKET DUALARIYLA....
ALEMLERE RAHMET
İKİ CİHAN SERVERİ
GÖNÜLLERİMİZİN TACI
DERTLERİMİZİN İLACI
SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ
HZ MUHAMMED MUSTAFA (A.S.)'NIN
DÜNYAYI TEŞRİFLERİNİN 1437. YILI
KUTLU, MUTLU VE MÜBAREK OLSUN..
HAYIR VE BEREKET DUALARIYLA....
8 Mart 2008 Cumartesi
GÜNAYDIN...................................................................................................................
can.misali'ne RİCAMDIR...
2 Mart 2008 Pazar
BAŞINI ÖRTENLER.......
Başını örtenler:
Eğer inanmadan örtünüyorsanız, başörtüsünü çıkarınız.
Eğer siyasi simge olarak örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer mahalle baskısı ile örtüyorsanız çıkarınız.
Eğer babanızın baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer kocanızın baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer ağabeyinizin baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer yaşadığınız ortamda prim yaptığı için örtüyorsanız, başörtünüzü çıkarınız.
Eğer gelenek olduğu için örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer sizi güzelleştirdiği için başınızı örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer Allah için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz.
Eğer inandığınız için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz.
Eğer dini gereklilik için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz devam ediniz. Ancak artık özgür olmadığınızı unutmayın. Başörtüsü ile sakız çiğneyerek dolaşamazsınız. Karşı cinsle sarmaş dolaş olamazsınız. Artık temsil ettiğiniz bazı değerlerin var olduğunu unutmayınız.
Eğer inandığınız için örtünüyorsanız içini doldurunuz. Dürüstlüğünüz, çalışkanlığınız, hoşgörünüzle örnek olurken; ahlakî anlayışınız, oturup kalkışınızda da daha dikkatli olmalısınız.
Çünkü başörtüsü sizin için hem bir hak hem bir değerdir.
Haktır; çünkü sonradan çıkarılmış bir kavram değildir. 1400 yıllık bir geçmişi vardır. O halde örtündüğünüz gibi yaşayın. Yaşadığınız gibi örtünün.
{Sosyal Psikoloji Laboratuvarında Başörtüsü
Nevzat Tarhan
http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=141376 }
Eğer inanmadan örtünüyorsanız, başörtüsünü çıkarınız.
Eğer siyasi simge olarak örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer mahalle baskısı ile örtüyorsanız çıkarınız.
Eğer babanızın baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer kocanızın baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer ağabeyinizin baskısı ile örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer yaşadığınız ortamda prim yaptığı için örtüyorsanız, başörtünüzü çıkarınız.
Eğer gelenek olduğu için örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer sizi güzelleştirdiği için başınızı örtüyorsanız, çıkarınız.
Eğer Allah için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz.
Eğer inandığınız için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz.
Eğer dini gereklilik için örtüyorsanız, sizi tebrik ederiz devam ediniz. Ancak artık özgür olmadığınızı unutmayın. Başörtüsü ile sakız çiğneyerek dolaşamazsınız. Karşı cinsle sarmaş dolaş olamazsınız. Artık temsil ettiğiniz bazı değerlerin var olduğunu unutmayınız.
Eğer inandığınız için örtünüyorsanız içini doldurunuz. Dürüstlüğünüz, çalışkanlığınız, hoşgörünüzle örnek olurken; ahlakî anlayışınız, oturup kalkışınızda da daha dikkatli olmalısınız.
Çünkü başörtüsü sizin için hem bir hak hem bir değerdir.
Haktır; çünkü sonradan çıkarılmış bir kavram değildir. 1400 yıllık bir geçmişi vardır. O halde örtündüğünüz gibi yaşayın. Yaşadığınız gibi örtünün.
{Sosyal Psikoloji Laboratuvarında Başörtüsü
Nevzat Tarhan
http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=141376 }
24 Şubat 2008 Pazar
Gülümsemek
Gülümsemek ..Her insanin suratına yakışan ifade.
Gülümsemek ..Dudak kenarlarının yanakları sıkıştırarak yükselmesi; yani güzellik.
Gülümsemek ..Bir günün kazanç getiren en güzel yatırımıdır.
Gülümsemek ..Kişinin içindeki pozitif enerjinin, umudun veya huzurun en güzel dışa vurumu.
Gülümsemek ..İçi kan ağlarken, çok mutsuz iken ya da bir sürü dert ile muzdarip iken yine de yapılabiliyor ise dünyanın en saygı değer fiillerinden biri ...
Gülümsemek ..Gözbebeklerinde olduğunda karşısındakinin yüreğini uçurtma yapandır ..
Gülümsemek ..Yeryüzünde bir insandan istenebilecek en güzel şey ..
Gülümsemek ..Bazen de; en güzel susma eylemi
Size gülümsemeyi unutturan insanları silin! Sizi gülümsetebilenleri ise daha çok sevin.
E hadi o zaman, ne duruyorsun?
Gülümse biraz
:)
Gülümsemek ..Dudak kenarlarının yanakları sıkıştırarak yükselmesi; yani güzellik.
Gülümsemek ..Bir günün kazanç getiren en güzel yatırımıdır.
Gülümsemek ..Kişinin içindeki pozitif enerjinin, umudun veya huzurun en güzel dışa vurumu.
Gülümsemek ..İçi kan ağlarken, çok mutsuz iken ya da bir sürü dert ile muzdarip iken yine de yapılabiliyor ise dünyanın en saygı değer fiillerinden biri ...
Gülümsemek ..Gözbebeklerinde olduğunda karşısındakinin yüreğini uçurtma yapandır ..
Gülümsemek ..Yeryüzünde bir insandan istenebilecek en güzel şey ..
Gülümsemek ..Bazen de; en güzel susma eylemi
Size gülümsemeyi unutturan insanları silin! Sizi gülümsetebilenleri ise daha çok sevin.
E hadi o zaman, ne duruyorsun?
Gülümse biraz
:)
6 Şubat 2008 Çarşamba
Yaşayanlara.... :)
Tık Tık!!!
Kimse yok mu??
:))
Sazlar çalınır Ankaranın tepelerinde:)
bi de neyler üfleniyor son günlerde....
bir nefes veriyor bir alıyor
bir veriyor bir alıyor....
son nefesini verende O'na koşuyor...
koşuyor ki gülerek...
bir koşuş ki Rabbim ne hoş!...
Kavuşmanın sevinci koşmasından belli...
ayaklarımızı sabit kıl yolunda Ey!...
Selametle...
Kimse yok mu??
:))
Sazlar çalınır Ankaranın tepelerinde:)
bi de neyler üfleniyor son günlerde....
bir nefes veriyor bir alıyor
bir veriyor bir alıyor....
son nefesini verende O'na koşuyor...
koşuyor ki gülerek...
bir koşuş ki Rabbim ne hoş!...
Kavuşmanın sevinci koşmasından belli...
ayaklarımızı sabit kıl yolunda Ey!...
Selametle...
5 Şubat 2008 Salı
BEYAZ GÜVERCİN
Süzülüp mavi göklerden yere doğru
Omzuma bir beyaz güvercin kondu
Aldım elime, usul usul okşadım
Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım
Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı
Açsam ellerimi, birden uçacaktı
Eğildim kulağına; dur, gitme dedim
Hareli gözlerinden öpmek istedim
Duydum; avuçlarımda sıcaklığını
Duydum; benden yıllarca uzaklığını
Çırpınan kalbini dinledim bir süre
Çağlayan bir nehrin sesini dinledim
Belki buydu sevmek, hayat belki buydu
Işıl ışıldım, gözlerim dopdoluydu
Bir name yükseldi sevinçten ve hazdan
Bir name yükseldi güzelden, beyazdan
Uzattı sevgiyle pembe gagasını
Birden öğrendim hayatın manasını
Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış
Seninle bir çift güvercin olmak varmış.
Ümit Yaşar
(Bu şiirin çok önemli bir yeri var hayatımda...)
(Beyaz Gülüme...)
Omzuma bir beyaz güvercin kondu
Aldım elime, usul usul okşadım
Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım
Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı
Açsam ellerimi, birden uçacaktı
Eğildim kulağına; dur, gitme dedim
Hareli gözlerinden öpmek istedim
Duydum; avuçlarımda sıcaklığını
Duydum; benden yıllarca uzaklığını
Çırpınan kalbini dinledim bir süre
Çağlayan bir nehrin sesini dinledim
Belki buydu sevmek, hayat belki buydu
Işıl ışıldım, gözlerim dopdoluydu
Bir name yükseldi sevinçten ve hazdan
Bir name yükseldi güzelden, beyazdan
Uzattı sevgiyle pembe gagasını
Birden öğrendim hayatın manasını
Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış
Seninle bir çift güvercin olmak varmış.
Ümit Yaşar
(Bu şiirin çok önemli bir yeri var hayatımda...)
(Beyaz Gülüme...)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Kalp ile akıl Ben bedende kaldım Dökemedim seni Sevdim sevmedim Arasında kaldım Çözüm dert Yollarına uzananda Ben yine Sende kaldım Var mıyd...
-
Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gamsın sen Gerçi virane isen genc-i mutalsamsın sen Secde- ferma-yi melek zat-ı mükerremsin sen Bildiği...
-
Seyredelim..







