20 Ocak 2008 Pazar

AMASYA'DAKİ TAKİPÇİM......ve ""...SINAVLARIM...""

Bloguma Amasya ilinden biri veya birileri yoğun ilgi gösteriyor bu aralar!
Bu ilgiye müteşekkirim..
Ve seninle tanışmak istiyorum Ey Amasya!...
Çağrıma karşılık vermek isterseniz bu yazının altına yorumunuzla beraber mail adresinizi ya da blog adresinizi yazarsanız sevinirim..
Tanışma isteğim Amasya'yı çok sevdiğimden...
Yok siz istemiyorsanız tanışmayı.. saygılar, hürmetler :)
veeeee......
Pek yakında sınav vakti...
Yine dua dua dua istiyorum....
Çok şey değil...
küçük ve samimi duacıklar..
(bilhassa9-10Şubat2008'de)

Allah'a emanet olunuz....

19 Ocak 2008 Cumartesi

Bir Kelam Bir Meram

Elif olmak zordur
Çünkü elif olmak
Yuvarlak bir dünyada dik durmanın
Dik ve önde
Belki acıyla Ama vazgeçmeden durmanın
Dünya ne kadar dönerse dönsün
Olduğu yerde kalmanın adıdır elif olmak
Kaç silah varsa elife çevrilir
Elif hep olduğu yerdedir
Silahlar patladığında ilk vurulan eliftir
Zordur elif olmak Elif olmak hep vurulmaktır
Elif olmak yalnızca elif olmaktır
Ne B, ne T

Elif Yalnızca elif
Elif demeden hiçbir şey denilemez
Ben elif dedim
Artık her şeyi söyleyebilirim ........

18 Ocak 2008 Cuma

10 MUHARREM - AŞURE GÜNÜMÜZ MÜBAREK OLSUN...

Muharrem Ayı ve Aşure Günü

"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
“Aşûre günü” Muharrem ayının onuncu günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Muharrem ayında, Aşûre gününde, tarihte çok önemli hâdiseler cereyan etmiştir. Bunlardan birkaçı şunlardır:
* Âdem Aleyhisselâmın tevbesinin kabulü
* Nuh tufanından kurtulanların karaya ayak basması
* Hz. İbrahim (a.s)’in atıldığı ateşten kurtulması
* Hz. İdris (a.s) ‘in göğe çıkarılması
* Hz. Süleyman’a saltanat verilmesi
* Hz. Yakub (a.s)’un, oğlu Hz. Yusuf (a.s)'a kavuşması
* Hz. Eyyub (a.s)’un yakalandığı ağır hastalıktan kurtulması
* Hz. Musa (a.s)'nın, kavmiyle beraber Kızıldeniz'i geçmesi, Firavun ve ordusunun denizde boğulması,
* Peygamberimizin (s.a.s) torunu Hz. Hüseyin (r.a)’in şehit edilmesi
gibi olaylar bugünde gerçekleşmiştir.

"Her kim Aşure gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder." (et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.)



Aşûre Tatlısı :


Rivayet edildiğine göre; Nuh tufanından kurtulanlar, Aşûre gününde selâmete erdiler. İman edenler felâketten, tufandan kurtulduklarında azıklarını açtılar. Buğday, nohut, fasulye vs. yiyecek maddelerini karıştırarak, pişirdiler... Pişirilen aş bereketlenerek herkesi ihya etti.

Aradan nice yıllar geçmiş olmasına rağmen iman edenlerin kurtuluş günü, zaman içinde “Aşûre” denilen bir tatlı yapılarak anılır ve yaşatılır oldu. Pek çok geleneklerimiz vardır ki, yediden yetmişe bütün millet fertlerini birleştirir, kaynaştırır, dayanışmaya, işbirliğine vesile olur. Aşûre geleneğimiz de bir tatlı ikramı gibi görünmekle beraber, sembolize ettiği mânevî hâdise ve meydana getirdiği kardeşlik atmosferi bakımından mühimdir.

13 Ocak 2008 Pazar

YAPRAK DÖKÜMÜ-TAKVİM




Yıllar mı hızlandı yoksa?
Ne çabuk geçiyor upuzun günler geceler
Daha dün gibi derler ya hani
Meğer herkes kurarmış böyle cümleler…

Vakit geçmek bilmezdi oysa
Hangi ara koptu yaprak yaprak takvimler?
Akarken biriktir derler ya
Kasam boş, kalbim kırık, elde yine hüzünler…

Pişman çok pişmanım esasen
Ama çok korkuyorum ya reddersen
Gururdan mı nedendir artık
E sen gel kendini alt edersen

Evimi ocağımı, yuvamın sıcağını
Yarimin kucağını bıraktım
Her günahın tadına, dünyanın batağına
Batacağım kadar battım…

Meğer herkes tanışıyormuş birgün
Mutlaka gerçeğin ta kendisiyle
İnsan buna da alışıyormuş
İnsan dayanıyormuş bütün gücüyle

Pişman çok pişmanım esasen
Ama çok korkuyorum ya reddedersen
Gururdan mı nedendir artık
Sen gel kendini alt edersen

Evimi ocağımı yuvamın sıcağını
Yarimin kucağını bıraktım
Her günahın tadına dünyanın batağına
Batacağım kadar battım

Söz - Müzik : Sezen Aksu

12 Ocak 2008 Cumartesi

Kar Etmez




Karetmez ahım sen gülizare
Onulmaz işler güzelim dilde bu yare
Olsam da geçmem bin pare pare
Sevmiş bulundum güzelim
Gayrı ne çare?

Ko aksın yaşın billahi silmem
Mecnunun oldum güzelim terkedebilmem
Kessen de başı senden ayrılmam
Sevmiş bulundum güzelim
Gayrı ne çare?

Şiirim Benim...

Rabbim seni bana verdiğinde
ne yazık ki
ben idrakinde değildim hiç bir şeyin Can!
Yollarıma dökülen güllerinin
üzerine basıyordum
pervasız ve düşünmeden!
Senin gül sunduğun değil,
gülün olmak istiyordum halbuki!
Ve
zaman durdu! Hayat akışını erteledi derken
tersine döndü birden...
hayaller...
ve...
sen...
Sen gülüm oldun...

ben gülçin...

İNSANI ALDATAN DÖRT KELİME

Mevlâna Rûmi Rahimehullah der ki:
"Vakit keskin kılıç gibidir, ömrü kesiyor;
O seni kesmeden evvel sen onu kes!..
Kalbî zikre devam et!.. Dilin kapılarını kapat!..
Kalbin zikirle konuşsun, dilin hikmetle sussun..
Huzur buluncaya kadar öyle ol, üstün zekâ sükut etmektedir.
Az ye, az konuş, az uyu..
Ameli bırakmak ne kötü bir hal..
"İleride amel edeceğim" demek ondan daha beter bir haldir."
İbn-u Atâullah İskenderî'den naklen Ebu Muhammed Eş-Şa'ranî:
"Tüm insanlar dört kelime ile aldanmıştır:
EĞER
Birisi, eğer zengin olsaydım ibadet ederdim der,
Diğeri, eğer fakir olsaydım ibadet ederdim der,
Öbürü, eğer genç olsaydım ibadet ederdim der,
Başkası, eğer ihtiyar olsam ibadet edeceğim der.
İşte dilin bir fenalığı budur.
NEDEN
İlim oku! Neden okuyayım?
Sus! Neden susayım?
Konuş! Neden konuşayım?
Nedenle beden tembel olur, nedeni bırak!
NASIL
İbadet et! Nasıl edeceğim?
Çalış! Nasıl çalışacağım?.
KEŞKE
Keşke ben zengin olsaydım, hacca giderdim..
Keşke ölseydim, suç işlemeseydim..
Bunlar hep dil illetidir.. İstikamet yolundan insanı çeviren sebeplerdir.
Bunların tedavisi iki edebledir:
1-Ahireti dünyadan daha fazla tercih etmekle, tembellik zincirlerini koparmak ve kalbî zikretmek,
2-İşi zamanında yapmak, ertelememektir..

9 Ocak 2008 Çarşamba

BİR YILBAŞI DAHA GELDİ: "1 MUHARREM 1429"

Yılbaşında ne yapmalı?*

Bağdat halkı ona "Ebu Bekr-i Şibli" yerine "İmam" unvanı vermiş, "İmam-ı Şibli" demişti.

Zira, İmam-ı Malik'in hadis kitabı Muvatta'yı baştan sona ezberlemiş olan Cüneyd-i Bağdadi'nin bu değerli talebesi Şibli Hazretleri, sadece lafla ikaz eden bir hatip değil, aynı zamanda fiilen yaşayarak örneklik eden bir imamdı. Hicri 334'te Bağdat'ta vefat etmiş olan İmam, konuşmalarına hep aynı cümle ile başlardı:

- Müslümanlar! Hesaba çekilmeden önce dünyada kendinizi hesaba çekin!

Her vaazına bu cümleyle başlayan İmam'a bir gün bir hürmetkârı sordu:

- Her konuşmanızın başında "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin!" buyuruyorsunuz. Biz burada kendimizi hesaba çekersek, sanki ahirette bir daha hesaba çekilmeyecek miyiz?

İmam'ın cevabı ümit kırıcı değil ümit vericiydi:

- Evet, burada kendini hesaba çekerek yaşayan, orada hesaba çekilmeyebilir, dedi ve ekledi:

- Efendimiz, "Hasibu kable en tühasebu!" buyurmuştur. Yani, "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin!.."

Şibli Hazretleri'nin verdiği bu cevaba iyice bağlanan hürmetkârı, başlar kendini hesaba çekerek yaşamaya. İbadetlerini daha bir dikkatle yerine getirme gayretine girer. Günahlardan daha çok kaçınma titizliği gösterir. Her fırsatta kendini hesaba çekerek daha temiz bir dinî hayat yaşamaya başlar. Yani, ahirette hesabını veremeyeceği işleri dünyada yapmamaya daha çok ehemmiyet verir... İşte böylesine bir titizlik içinde iken bir gece rüyasında gönül verdiği hocasını görür. Bakar ki, Şibli Hazretleri bindiği beyaz bir atla göklere uçup gidiyor. Peşine düşerek bağırır:

- Dur! Ne olur birazcık dur da ben de geleyim seninle! İmam'ın cevabı manidar:

- Ben bu hapishaneden kurtuldum, bir daha bekler miyim burada?

Bu rüyanın manasını öğrenmek için sabah ilk olarak üstadını ziyarete giden talebesi, hocasının kapısında cenaze hazırlığını görünce, onun dünya hapishanesinden kurtulup ahiret saraylarına doğru uçtuğunu anlamakta gecikmez. Ama çok üzülür bu ani gidişine, o günün akşamında Rabb'ine niyaz ve tazarruda bulunur. Üstadını mutlaka rüyada görmeyi gönülden diler. Dua ve niyazla yatağına uzanır ve daldığı rüyada, hocasını karşısında bulur. İlk suali, vaazlarında tekrar ettiği konu olur:

- Dünyada kendini hesaba çekerek yaşardın, orada hesaptan kurtuldun mu? İmam cevap verir:

- Melekler beni hesaba çekmek üzere karşıma geçtiler. Bu sırada Rabb'imden hitap geldi:

- O kuluma hesap sormayınız. Çünkü o hesabını hayatta iken kendisi yaptı. Buraya tertemiz bir amel defteriyle geldi!

Bu hitaptan sonra sorgu melekleri kayboldular...

Şibli Hazretleri talebesine,

- Siz de, burada hesaba çekilmek istemiyorsanız, kendinizi orada hesaba çekmeyi ihmal etmeyin. Hesabını veremeyeceğiniz işlerle gelmeyin buraya. Size de, "O kulum hesabını yaparak yaşamıştır. Yeniden hesaba çekilmeye gerek yoktur, amel defteri temizdir." denebilir. Yeter ki, bunu dedirtecek bir hesapla gelin buraya!

Ne dersiniz? Biz de harcadığımız sene sonunda ve harcayacağımız senenin başında kendimizi bir hesaba çeksek mi? En azından hesabını veremeyeceğimiz yanlışlarımız olduysa, onları terk etme kararı alsak mı? Yapamadığımız hizmetlerimiz kaldıysa onları da yapma niyetine girsek mi? Hiç olmazsa bir yılbaşında bari kontrol etsek mi kendimizi? Yoksa boş mu ver? Ömrümüzden bir sene daha gittiği halde, sanki bir sene daha kazanmış gibi vur patlasın çal oynasın düşüncesizliğine düşenlere biz de mi katılsak? Gafilane ve cahilane bir yılbaşı çılgınlığına biz de mi katkıda bulunsak? Böylece çocuklarımıza ve bu nesle kendi kültürünü yaşayarak örnek olan kimse hiç kalmasa mı bu toplumda? Araf Suresi'ndeki ayetin ikazı geliyor aklıma:

- İçimizdeki sefihlerin işledikleri yüzünden bizi felakete atma ya Rabb'i?

29 Aralık 2004, Çarşamba
AHMED ŞAHİN
a.sahin@zaman.com.tr



_____________________________
* Yılbaşında aranızda bulunamamıştım. Ama 1429 hicri yılbaşında buradayım sevgili dostlar.. Bu ikinci fırsatı değerlendirmek istedim. Yıllarımızı ve günlerimizi bereketlendirelim inşallah.. MUTLU SENELER...

7 Ocak 2008 Pazartesi

Ben de güller içinde kafesteyim...

ÖLÜM BURDA GÜZELİM
TEK DOSTUM OLDU O BENİM
GİDENE KAL DEMEYECEĞİM
BOŞVER!
BIRAK DA HUZURLA ÖLEYİM!


SeviyoRuM










Seni seviyorum diye
Gelişine kadar rötar yapmış hayatımı
Seninle yaşamaya hazırlanırken
Sana uzanan yollarımı kapaman niye?
Biliyorum haykırışlarım boşuna
Şahin pençesinde asılı serçe gibi
Nafile tüm çırpınışlarım
Boşuna sesleniyorum duymayacağını bile bile
Seni beklemem nafile
Gözlerinde zifir siyah bir perde
Alkış tutuyorsun alabildiğine
Şamdandaki mum gibi eriyip bitişime
Sen kulaklarını değil
Yüreğini tıkamışsın sana seslenişime
Oysa ben
Tüm yokluğuna inat varlığını yaşatırken içimde
Gül pembesi çizgilerle resmini işliyorum
Karanfil moru gecelere
Şiirleri seninle yüklüyorum kanatırcasına
Dizeleri ağlatıyorum.
Seni işliyorum hecelere
Tüm yaşayamadıklarıma inat
Seni yaşamak istememdi ütopyalarım
Tek sana adanmışlığımdı ölümüne
Tek senin doldurduğundu rüyalarım
Şimdi
Bir tutam gücüm kaldı en sona sakladığım
Bilmiyorum
Ansızın çıkıp gelecek misin aniden
Bir avuç toprak olmadan sonunda
Sen diye kucakladığım.
Bir gün
Anlayabilme ihtimalin var ya sevdiğimi
Düşüp gelme umudun var ya yüreğinin peşine
Yüreğin bende emanet biliyorsun
Ve ben
Yüreğin yüreğimde
Yüreğin ellerimde
Çok yakında
Çekip gideceğim yok oluşun koynuna
Beni düşürdün ya bu hale
Günahı boynuna...



6 Ocak 2008 Pazar

SUYA SABUNA DOKUNMAZ OLDUK!

Arkadaşlar, şimdi biraz alakasız şeyler yazacağım!
Aklım karıştı!
Hayatımız sınavlardan ibaret. Sınavlar geldikçe beni bir hal alıyor işte!
Vizelere 1 ay kaldı. Onun haricindeki sınavlarsa daha da ağırlaştı. İnsanlardan merhamet asla beklemem! Arada merhamet edene de can feda!...
Bir insan bir insana iyi davranıyorsa o insanın eli öpülmeli işte.
Kısa ve özcesi...
"Merhamet etmeyene merhamet edilmez!"
Bunu böyle bilip eziyetten vazgeçmek zamanıdır şimdi...
Mazlumun âhı ta göğe ulaşır; ulaşıyor evet!..
Dikkat...

5 Ocak 2008 Cumartesi

iyi ki doğdun Ayşecim...

Canım kardeşim Ayşem'in doğum günü bugün..
Kız iyi ki doğdun kardeşim!
Sen olmasan ben kiminle kavga ederdim öfkelendiğimde?
Sen olmasan kime bağırırdım sinirlendiğimde?
Sen olmasan kiminle çılgınlık yapardık Çorum sokaklarında? :)
Sen varsın diye ben daha zenginim...
Rabbime şükürler olsun...
Sana uzun ve hayırlı bir ömür versin Rabbim inşallah...
Kendine iyi bak!
Benden başkasıyla kavga etme oralarda hee:)))

İlahiyat Hocalarımız...

· Prof. Dr. Ahmet Nedim SERİNSU

· Prof. Dr. Ömer ÖZSOY

· Prof. Dr. İdris ŞENGÜL

· Prof. Dr. Mehmet PAÇACI

· Prof. Dr. Halis ALBAYRAK

· Prof. Dr. Salih AKDEMİR

· Prof. Dr. Şevki SAKA

· Prof. Dr. Mevlüt GÜNGÖR

· Prof. Dr. Kâmil ÇAKIN

· Prof. Dr. İsmail Hakkı ÜNAL

· Prof. Dr. Mehmet Hayri KIRBAŞOĞLU

· Prof. Dr. Osman TAŞTAN

· Prof. Dr. Şamil DAĞCI

· Prof. Dr. İbrahim ÇALIŞKAN

· Prof. Dr. Şaban Ali DÜZGÜN

· Prof. Dr. İlhami GÜLER

· Prof. Dr. Ahmet AKBULUT

· Prof. Dr. Sönmez KUTLU

· Prof. Dr. Hasan ONAT

· Prof. Dr. Ethem CEBECİOĞLU

· Prof. Dr. Mustafa AŞKAR

· Prof. Dr. Murtaza KORLAELÇİ

· Prof. Dr. Hayrani ALTINTAŞ

· Prof. Dr. Mehmet BAYRAKTAR

· Prof. Dr. Recep KILIÇ

· Prof. Dr. Tahir YAREN

· Prof. Dr. Baki ADAM

· Prof. Dr. Mustafa ERDEM

· Prof. Dr. Münir KOŞTAŞ

· Prof. Dr. Nesimi YAZICI

· Prof. Dr. Nahide BOZKURT

· Prof. Dr. Mehmet ÖZDEMİR

· Prof. Dr. İrfan AYCAN

· Prof. Dr. İbrahim SARIÇAM

· Prof. Dr. Nusret ÇAM

· Prof. Dr. Mehmet AKKUŞ

· Prof. Dr. Ali YILMAZ

· Prof. Dr. Mualla SELÇUK

· Prof. Dr. Recai DOĞAN

· Prof. Dr. Cemal TOSUN

· Doç. Dr. Bünyamin ERUL

· Doç. Dr. Mehmet Emin ÖZAFŞAR

· Doç. Dr. Ali DERE

· Doç. Dr. Mehmet GÖRMEZ

· Doç. Dr. Selahattin EROĞLU

· Doç. Dr. Muammer ESEN

· Doç. Dr. İbrahim ÖZDEMİR

· Doç. Dr. İsmail KÖZ

· Doç. Dr. Mehmet KATAR

· Doç. Dr. Ahmet Hikmet EROĞLU

· Doç. Dr. Niyazi AKYÜZ

· Doç. Dr. Hasan KURT

· Doç. Dr. Seyfettin ERŞAHİN

· Doç. Dr. Nurullah ALTAŞ

· Yard. Doç. Dr. Ahmet Hadi ADANALI

· Yard. Doç. Dr. İbrahim MARAŞ

· Yard. Doç. Dr. Gürbüz DENİZ

· Yard. Doç. Dr. Mehmet Sait REÇBER

· Yard. Doç. Dr. Öznur ÖZDOĞAN

· Yard. Doç. Dr. Abdulkadir DÜNDAR

· Yard. Doç. Dr. Zülfikar GÜNGÖR

· Yard. Doç. Dr. Bayram AKDOĞAN

· Dr. Mehmet Akif KOÇ

· Dr. Mehmet Akif KOÇ

· Dr. Ahmet ÜNSAL

· Dr. Mahmut AY

· Dr. H. Sabri ERDEM

· Dr. Zafer KIZIKLI

· Dr. Muammer İPEK

· Dr. Necmettin YURTSEVEN

· Dr. Adem AKIN

· Dr. Zekeriya YILMAZ

· Dr. Nuh SAVAŞ

· Dr. Fehrullah TERKAN

· Dr. Müfit Selim SARUHAN

· Dr. Durmuş ARIK

· Dr. Ali İsra GÜNGÖR

· Dr. Eyüp BAŞ

· Dr. Remziye YILMAZ

· Arş. Gör. Esra GÖZELER

· Arş. Gör. Oğuzhan TAN

· Arş. Gör. İbrahim ASLAN

· Arş. Gör. Muzaffer TAN

· Arş. Gör. Vahit GÖKTAŞ

· Arş. Gör. Yaşar DAŞKIRAN

· Arş. Gör. Tahirhan AYDIN

· Arş. Gör. Ömer ACAR

· Arş. Gör. Selçuk ERİNCİK

· Arş. Gör. Şenol KORKUT

· Arş. Gör. Zikri YAVUZ

· Arş. Gör. Engin ERDEM

· Arş. Gör. İhsan ÇAPCIOĞLU

· Arş. Gör. Nuran ERDOĞRUCAN

· Arş. Gör. Halide ASLAN

· Arş. Gör. Abdülmecit İSLAMOĞLU

· Arş. Gör. Yıldız KIZILABDULLAH

· Öğr. Gör. Halil İbrahim SARIOĞLU

· Öğr. Gör. Raiha Reyhan DEMİRCİ

· Öğr. Gör. Süleyman BAYBARA

· Öğr. Gör. Fatih KOCA

2 Ocak 2008 Çarşamba

HIRS VE KiBiR

Ulu bir kavak agacinin yaninda bir kabak filizi boy gostermis.
Bahar ilerledikce bitki kavak agacina sarilarak yukselmeye baslamis.
Yagmurlarin ve gunesin etkisiyle muthis hizla buyumus ve neredeyse kavak agaciyla ayni boya gelmis.
Bir gun dayanamayip sormus kavaga:
"Sen kac ayda bu hale geldin agac?"
"10 yilda" demis kavak
"10 yilda mi?" diye gulmus ve ciceklerini sallamis kabak
"Ben neredeyse 2 ayda seninle ayni boya geldim bak!"
"Dogru" demis agac "dogru"
Gunler gunleri kovalamis ve sonbaharin ilk ruzgarlari basladiginda kabak once usumeye sonra yapraklarini dusurmeye, soguklar arttikcada asagiya dogru inmeye baslamis.
Sormus endiseyle kavaga:
"Neler oluyor bana agac?"
"Oluyorsun" demis kavak "Nicin?"
"Benim on yilda geldigim yere sen iki ayda gelmeye calistigin icin"

14 Aralık 2007 Cuma

BİR DAKİKANIZI ALACAĞIM...

Dünya nüfusunu, mevcut halkların nispetlerini muhafaza ederek, 100 kişilik bir köy kadar küçültebilseydik bu köy şöyle olacaktı:
57 Asyalı,
21 Avrupalı,
14 Amerikalı (Kuzey,Orta, Güney) ve
8 Afrikalı
Bunlarin 52'si kadın ,
48'i erkek olacaktı
30 beyaz ,
70 beyaz ( + + ) olmayan,
30 Hıristiyan,
70 Hıristiyan olmayan,
89 heteroseksüel ,
11 homoseksüel
6 kişi bütün servetin % 59'una sahip olacaktı ve bunların hepsi ABD kökenli olacaktı.
20 kişi iyi evlerde yaşayacaktı,
30 kişi okuma-yazma bilecekti,
1'i ölmek üzere , 1'i de doğmak üzere olacaktı.
1 kişi bilgisayar sahibi,
1 kişi de (evet, sadece 1 kişi) üniversite mezunu olacaktı.
Şimdi şunları göz önünde bulundurun:
Bir harp tehlikesi ile, işkence görmek ihtimali ile, aç kalma korkusu ile karşı karşıya değilseniz, 500 milyon insandan daha iyisiniz.
Tutuklanmaktan , işkence görmekten yahut öldürülmekten korkmadan ibadethaneye gidebiliyorsaniz 3 milyar kişiden daha iyi bir şansa sahipsiniz.
Buzdolabınızda yiyeceğiniz , üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokup uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa, dünyadaki insanların % 75'inden daha zenginsiniz.
Bankada ve cüzdanınızda para varsa, dünyanın en imtiyazlı % 8'i arasındasınız.
Anneniz , babanız sağ ise, siz bu dünyada nâdir kişilerden birisiniz.
Birisi sizi düşündü ve bunu yazdı, çünkü okuma yazma bilmeyen 2 milyar kişiden biri değilsiniz.
Paraya ihtiyacın yokmuş gibi çalış .
Kimse seni üzmemiş gibi sev.
Kimse seni seyretmiyormuş gibi danset.
Kimse seni dinlemiyormuş gibi şarkı söyle .
Bu yazıyı dostlarına gönder . Göndermezsen hiçbir sey olmaz. Gönderirsen, belki bunu okuyan birisi gülümser...... Veya...... sen gene her zaman yaptığın gibi nereye olduğunu bilmeden, kan ter içinde koşmaya ve hayattan şikayet etmeye devam et ---

31 Ekim 2007 Çarşamba

Sana Geliyorum

Görmeden, doğduğum gecenin seherini,
Ellerim değmeden anama
Ve günah izi yokken dudaklarımda,
Bebeklere has bir dille ağlayarak,
SANA geliyorum SANA
Çırılçıplak...

Bir garip ağaç oldum aşk ülkesinde,
Köklerim sığmadı zamana;
Silktim ham meyvelerimi utandım da,
Kutsal duygularınla donandım yaprak yaprak.
SANA geliyorum SANA
Dal-budak...

Ne bir dürüm ekmek var heybemde,
Ne içecek suyum kana kana...
Bir tutam umutla düştüm yollara,
Bazen yürüyerek, bazen koşarak,
SANA geliyorum SANA
Yalın ayak...

Yollar uzadıkça yük ağırlaştı,
Ateş düştü gönlümdeki harmana.
Bıraktım ağrıyı, sızıyı bir yana;
Hasretinden ıpıl ıpıl yanarak,
SANA geliyorum SANA
Bir avuç toprak...

Seyrettim uzaktan benliğimi ki,
Et, kemik, kan değilmiş mânâ.
Habibin hakkına, İsmin hakkına
Af dilemek için ağlayarak,
SANA geliyorun SANA
Ya HAKK...
Abdurrahim Karakoç
Ahiret Yolu

Sokakta sâde bir "âmîn!" sadâsıdır gidiyor:
Mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor.

Basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût,
Başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût;


Denildi: "Fâtiha! ; âmîni kestiler bu sefer,
Göğüsler inledi, derken, açık duran eller,

Hazîn alınları bir kerre okşayıp indi;
Deminki zemzemeler bir zaman için dindi.

Duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu,
Diyordu:
- Söyleyin Allâh için şu merhûmu,
Nasıl bilirsiniz ey Müslümanlar?
- İyi biliriz!
-Yarın huzûr-i İlâhîde toplanıp hepiniz,
Bu yolda hüsn-i şahâdet edersiniz ya?
- Evet!
- İmâm efendi, helâllik da iste, merhamet et...
- Helâl edin hadi öyleyse şimdi hakkınızı.
- Helâl edin hadi bekletmeyin adamcağızı!

Cemâatin yüreğinden kopup "helâl olsun!"
Nidâ-yı saffeti, birden cenâze, ah-ı derûn,

Misâli uğradı evden; fezâda yükseldi.
İçerde başladı bir cûş-i nevhadır şimdi;

Baş örtüsüyle kadınlar gözüktü pencereden:
- Bıraktın öyle mi, en sonra kardeşim, bizi sen?

- Yıkıldı dostlar evim, barkım... Âh gitti kocam!..
- Dayım melek gibi insandı; ben nasıl yanmam!

- Tamam otuz senedir komşuyuz da bir kerre,
Kızıp da "ey!" demiş insan değildi, hemşîre!

- Zavallı Remziye! Boynun büküldü evlâdım...
- Babam ne oldu?
- Baban... Öldü.
- Etme Ayşe Hanım,
Bu söylenir mi ya? Hicrân olur zavallı kıza...
- Ayol, şu öksüzü bir parçacık avutsanıza...

Açın da cumbayı etrâfa baksın ağlamasın...
Göründü cumbada baktım ki tombalak, sarışın,

Sevimli bir küçücük kız... Beşinde ancak var.
Donuk yanakları üstünde parlayan yaşlar,

Zavallının eriyen ruh-i bî-günâhı idi.
Benim o mersiye yâdımda ağlıyor ebedî.

Sefine pâre ki: sırtında mevc-i bî-hissin,
Yüzer... Önünde ademden nişâne bir engin,

Çeker durur onu sâhil-cüdâ açıklarına;
Bakar mı bir taşın üstünde durmuş ağlayana?

Cenâze dûş-i cemâatte çalkalandıkça,
O tahta pâreye benzerdi, düşmüş emvâca.


Nasıl duyar ki uzaklarda inleyen kadını?
Nasıl görür ki yetîmin huruş eden yaşını?

Bu hây ü hûy-i kıyâmet-nümûn içinde söner,
Samîm-i hilkati sûzân eden enîn-i beşer.

Değilmiş öyle geniş nâlenin hudûdu meğer:
Sokak bitip dönülürken kesildi mâtemler.

O tahta pâre-i câmid, o iğbirâr-ı samût,
Güzer-gehindeki eşbâhı bir mehîb sükût

İçinde haşr ederek dalgalarla seyrediyor;
Zemîne bakmıyor artık semâ deyip gidiyor.

Bu mahmilin neye sık sık değişsin efrâdı?
Suâli fikre büyük bir hakîkat anlattı:

Evet bekâ ezecek cism-i zâr-ı fânîyi,
Vücûd çekmiyecek ömr-i câvidânîyi,

Bu bâr-ı müdhişin altında titreyip dizler,
Dayanmıyor üç adımdan ziyâde dûş-i beşer!

Ağır ağır gidiyorken cenâze kâfilesi,
Nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi.

Çıkınca üstüne son minberin hatîb-i memât,
Açıldı dîde-i im âna perde perde hayât.

Senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;
Ki nermin hâb-gâhından çıkar, bir gün vurursun baş!

Elinde yok halâs imkânı, mâdâme l-hayât uğraş...
O, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz.. Muktedirsen aş!

Musallâ: Müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;
Musallâ: Ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;

Musallâ: Minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;
Musallâ-: Ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın.

Bu minberden iner nâsûta en müdhiş hakîkatler,
Bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ atler.

Civârından geçer zulmette bî pâyan hayâletler:
Kefen-ber-dûş geçmişler, kalan üryan sefâletler!

Babam, kardeşlerim, evlâdım, annem... Belki bunlardan
Muazzez bildiğim kıymetli birçok yâr-ı can el ân

Bu taştan atfeder zanneylerim dünyâya son im ân...
Benim rûhum bu heykelden duyar hâmûş bin efgân!

Serîr-i saltanatlar devrilir, alt üst olur dünyâ;
Müşeyyed bürc ü bârûlar düşer bir bir, bu taş hâlâ,

Zamânın dest-i tahrîbiyle, durmuş, eyler istihzâ;
Bütün mevcûda hâkim bir adem timsâlidir gûyâ.

Namaz kılındı; duâ bitti. Kârban, yoluna
Düzüldü taht-ı memâtın girip birer koluna.

Yarım sâat henüz olmuştu. Yolcular durdu;
Demek ki; komşusu dünyânın âhiret yurdu.

Cenâze indi omuzdan yavaş yavaş, sonra,
Sokuldu servilerin ortasında bir çukura,

Atıldı üstüne üç beş kürek kemikli çamur
Kabardı toprağın altında bir an, bir ur!

Evet, çıban, ki yatan duymuyorsa dehşetini,
Dönün de arkadakinden sorun fecâ atini·

Sükûn içinde uyurken şu bir yığın toprak
İlel ebed o küçük rûh çırpınıp duracak!...
Mehmet Akif Ersoy

1 Ekim 2007 Pazartesi

UYAN

UYAN
BAKSANA KİM BOYNU BÜKÜK AĞLAYAN?
HAKK-I HAYATIN SENİN EY MÜSLÜMAN!
KURTAR O BİÇAREYİ ALLAH İÇİN,
ARTIK ÖLÜM UYKULARINDAN UYAN!


BUNCA ZAMANDIR UYUDUN, KANMADIN;
ÇEKMEDİĞİN KALMADI, USLANMADIN.
ÇİĞNEDİLER YURDUNU BAŞTAN BAŞA,
SEN YİNE BİR KERRE KIMILDANMADIN!


NİNNİ DEĞİL DİNLEDİĞİN VELVELE...
KÜKREYEREK AKMADA MÜSTAKBELE,
BİR EBEDİ SEL Kİ ZAMANDIR ADI;
HAYDI KATIL SEN DE O COŞKUN SELE.


KARŞI DURULMAZ, CEREYAN SİNE-CAK...
VARSA DURANLAR OLUR ELBET HELAK.
DALGALARIN ANLAMADAN SEYRİNİ,
GÖZ GÖRE GİRDABA NEDİR İNHİMAK?


DEHŞET-İ MAZİYİ GETİR YADINA;
KİMSE YETİŞMEZ YARIN İMDADINA.
MERHAMETİN YOK DİYELİM NEFSİNE;
MERHAMET ETMEZ MİSİN AVLADINA?


BEN ONU DÜNYAYA GETİRDİM ....DİYE,
KALKIŞACAKSIN DEMEK ÖLDÜRMEYE!
SEVK EDİYORMUŞ MEĞER İNSANLARI,
HAKK-I ÜBÜVVET DE BU CANİLİĞE!


DOĞRU MUDUR YE'S İLE OLMAK TEBAH?
YOK MU GELİP GAYRETE BİR İNTİBAH?
BEKLEDİĞİN SUBH-U KIYAMET MİDİR?
GÜN BATIYOR,SEN ARIYORSUN SABAH!


GÖZLERİ MAZİYE BAKAN MİLLETİN,
ÖMRÜ TEMADİSİ OLUR NEKBETİN.
KARŞINA MÜSTAKBELİ DİKMİŞ HUDA,
GÖRMEYE, LAKİN DAHA YOK NİYETİN!


EY KOCA ŞARK, EY EBED' MESKENET!
SENDE KIMILDANMAYA BİR NİYYET ET.
KORKUYORUM GARB'IN ELİNDEN YARIN,
KALMAYACAK ÇEKMEDİĞİN MEL'ANET.


HAKK-I HAYATIN DAHA ÇİĞNENMEDEN,
KAN DÖKEREK ALMASIN MERD İSEN.
ÇÜNKÜ BUGÜN ORTADA HAK SAHİBİ,
BİR KİŞİDİR:''HAKKIMI VERMEM!'' DİYEN

MEHMET AKİF ERSOY

13 Eylül 2007 Perşembe

GÜNÜN SURESİ

14 - İBRÂHİM SÛRESİ

Bismillahirrahmânirrahîm


1, 2Elif Lâm Râ. Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye layık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan dolayı vay kafirlerin haline.
3Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler.
4Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın. Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
5Andolsun, Mûsâ’yı da, “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın (geçmiş milletleri cezalandırdığı) günlerini hatırlat” diye âyetlerimizle gönderdik. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
6Hani Mûsâ kavmine, “Allah’ın size olan nimetini anın. Hani O sizi, Firavun ailesinden kurtarmıştı. Onlar sizi işkencenin en ağırına uğratıyorlar, oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. İşte bunda size Rabbinizden büyük bir imtihan vardır” demişti.
7Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”
8Mûsâ şöyle dedi: “Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz de gerçek şu ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye layık olandır.”
9Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah’tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini ağızlarına götürüp, “Biz sizinle gönderileni inkar ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz” dediler.
10Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Halbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin” dediler.
11Peygamberleri onlara dedi ki: “Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah’ın izni olmadıkça bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.”
12“Allah bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, biz ne diye ona tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.”
13İnkar edenler peygamberlerine, “Andolsun, ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız, ya da bizim dinimize dönersiniz” dediler. Rableri de onlara şöyle vahyetti: “Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz.”
14“Onlardan sonra sizi elbette o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimseler içindir.”
15Peygamberler Allah’tan yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı.
16Hüsranın ardından da cehennem vardır. Orada kendisine irinli su içirilecektir.
17Onu yudumlamaya çalışacak fakat boğazından geçiremeyecektir. Ona her yönden ölüm gelecek fakat ölmeyecek, arkasından da şiddetli bir azap gelecektir.
18Rablerini inkar edenlerin durumu şudur: Onların işleri, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. (Dünyada) kazandıkları hiçbir şeyin (ahirette) yararını görmezler. İşte bu derin sapıklıktır.
19Allah’ın gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi giderir ve yeni bir halk getirir.
20Bu Allah’a hiç de güç gelmez.
21İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk, şimdi siz az bir şey olsun Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler.
22İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.”
23İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedi kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri “selam” dır.
24Görmedin mi Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.
25Bu ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.
26Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkanı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir.
27Allah, iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sabit bir sözle sağlamlaştırır2, zalimleri ise saptırır. Ve Allah dilediğini yapar.
28, 29Allah’ın nimetini küfre değişenleri ve kavimlerini helak yurduna, yaslanacakları cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? O ne kötü duraktır!
30Allah’ın yolundan saptırmak için ona ortaklar koştular. De ki: “Bir süre daha faydalanın. Çünkü varışınız ateşedir.”
31İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.
32Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri emrinize veren, nehirleri de hizmetinize sunandır.
33O, âdetleri üzere hareket eden güneşi ve ayı sizin hizmetinize sunan, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verendir.
34O, İstediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.
35Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.”
36“Rabbim! Çünkü o putlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı gelirse şüphesiz sen çok bağışlayan, çok merhamet edensin.”
37“Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler.”
38“Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”
39“Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail’i ve İshak’ı veren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.”
40“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.”
41“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.”
42Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah onları ancak, gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.
43O gün başlarını dikerek (çağırıldıkları yere doğru) koşarlar. Gözleri kendilerine bile dönmez, kalpleri de bomboştur.
44(Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, “Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim” diyecekler. Onlara şöyle denilecek: “Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?”
45“Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.”
46Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı. Tuzakları yüzünden dağlar yerinden oynayacak olsa bile, tuzakları Allah katındadır (Allah onu bilir).
47Sakın Allah’ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
48O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve kahhar (her şeyin üzerinde yegâne hakim) olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.
49O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
50Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini de ateş bürüyecektir.
51Allah herkese kazandığının karşılığını vermek için böyle yapar. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
52Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.

11 Eylül 2007 Salı

*AŞK'mıdır ?

Gurbetlerde yaşamak.
Daima öteleri arzulamak
Kuşlar gibi özgürce kanat çırpmaya hasret kalmak.
Gönlü bir sevgiliye bağlayıp, gözü başkalarına yummak
Kalbini yalnızca ona açmak.
Senden öte candaki canı düşünmek.
Düşüncelerini ona hasredip, ifadelerinde hep onu zikretmek.
Kalbin daralır, yüreğin sıkışır, bir el ararsın, uzatırsın ellerini boşluğa.
İstersin ki o tutsun ellerinden.
Çünkü Canda ki Can'ın o olmuştur artık;
Gözünü onunla yummuş, kalbini ona sunmuşsundur.
Bir tebessümüne ne kadar hasretsindir. İ
stemişsindir yüreğine bir baksa,azıcıkta olsa tebessüm saçsa;
Hep hayalindir, uzattığın ellerinden onun tutması,
düştüğünde senikaldırması, ağladığında tesellinin olması;
Yere düşen gözyaşlarına mendil olmasını ne kadar da istemişsindir.
Aradığın şey o kadar uzakta değil ki;
Senin kalbinde ki mercanın içinde saklı olan şey, aradığın şeydi aslında;
Ama bu sefer mercanın içine inci değil aşk gizlenmişti.
Bir gün bir sarraf bunun farkına varacak ve kalbinde saklı olan aşkı
çıkaracaktı karanlıktan.
Sana yeni bir hayat sunacak, seni aşk bahçesinde Leyla ile büyütecekti.
Nefeslerini aşklı bir hayatta solacak, güllerini aşk bahçene ekecektin.
Yanacaktın solan her bir gül tanen için, gözyaşlarını akıtacaktın
bulamadığın Leyla için.
Geceleri uykunu bölüp, gözlerini her açtığında aşk diye çağlayacaktın.
Akan gözyaşların aşk diye akacaktı.
Yaptığın dualarını aşkla yoğuracak, yüreğinde ki kor ateşlerdepişirecektin..
Ama sil gözlerini;
Ruhunda coşan aşkın Allah için değilse.
Akıtma yaşlarını;
Kalbinde alevlenen aşkın Allah aşkı değilse.
Eğer hakkı bulamazsan kapat gözlerini, gönlün mecazlarda zaten kapanmış.;
Vedüd;
Rabbim seni bekliyordu sen aşkını Fanide harcadın;

Ey ;ben; ümidimdir en kısa zamanda gerçek aşkı bulman.*

*ALINTI*

GÜNÜN AYETİ

110 - NASR SÛRESİ

Bismillahirrahmânirrahîm


1, 2, 3Allah’ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.

*Hatimle teravih namazi kilinacak ilceler ve camiler sunlar: *

*BAGCILAR: Esma Hatun Kocacik Camii, Yenigun Mah. 9. Sok. *

*BAHCELIEVLER: Sirinevler Kandil Camii, Hurriyet Mah. Sumbul Sok. BAKIRKOY:
M. Kemal Kiymet Demir Mescidi, Zeytinlik Mahallesi, Halkci Sok. No: 10 *

*BAYRAMPASA: Vatan Camii, Y. Dogan Mahallesi, Ulubatli Sok. No: 68 *

*Hayirseverler Camii, Orta Mahalle, Cig Sok. *

*BESIKTAS: Ertugrul Tekke Camii, Cihannuma Mahallesi, Conrad Otel'in alti *

*BEYKOZ: Alibey Camii, Yalikoy Mahallesi, Meydan Sok. *

*B.CEKMECE: Imaret Camii, Dizdariye Mah. *

*EMINONU: Coban Cavus Camii, M. Kemal Mahallesi, Sehnameci Sok. *

*FATIH: Iskenderpasa Camii, Iskenderpasa Mahallesi, Cift KumruluIar Cad. *

*Hoca Uveys Camii, H. Uveys Mahallesi, Sariguzel Caddesi No: 57 *

*KADIKOY: Iskele Camii, Caferaga Mahallesi, Tavus Sok. No: 8 *

*KAGITHANE: Sadabad Camii, Merkez Mahallesi, Eyupsultan Caddesi *

*KARTAL: Marifi Camii, Kordonboyu Mahallesi, Ankara Caddesi No: 94 *

*K.CEKMECE: Ibkas Koop. Camii, Ikitelli Org. Sanayi Ibkas Sanayi Bolgesi *

*MALTEPE: Husniye Arat Camii, Altaycesme Mahallesi, Ataturk Cad. No: 105 *

*PENDIK: Pendik Sahil Camii, Dogu Mah. *

*S.BEYLI: Ulu Cami, M. Akif Mahallesi, *

*SISLI: H.Tevfikagazade (Konyali) Camii, *

*UMRANIYE: Mustafa Avni Camii *

*USKUDAR: Cilehane Camii, Bulgurlu Mah. *

*ZEYTINBURNU: Demirciler Sitesi Camii.*


TABİİ BUNLAR İSTANBUL İLİ İÇİN GEÇERLİ.......
ANKARA'DA YA DA ÇORUM'DA BÖYLE BİR UYGULAMA VARSA BULURUZ İNŞALLAH...
İSTANBULLULAR...... HADİ.... ALLAH KABUL ETSİN TERAVİHLERİNİZİ.....

10 Eylül 2007 Pazartesi

GÜNÜN AYETİ


100 - ÂDİYÂT SÛRESİ

Bismillahirrahmânirrahîm


1, 2, 3, 4, 5, 6Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.
7Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir.
8Hiç şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle çok katıdır.
9, 10, 11Acaba o bilmiyor mu ki, kabirlerde bulunanlar çıkarıldığı ve kalplerdeki ortaya konulduğu zaman, işte o gün onların Rabbi kendilerinin her halinden mutlaka haberdardır.

29 Ağustos 2007 Çarşamba

DUA

ومن هذه الأسماء ما يأتي:

الله الأول الآخر الظاهر الباطن
العلي الأعلى المتعال العظيم المجيد الكبير السميع البصير العليم الخبير الحميد العزيز القدير القادر المقتدر
القوي المتين الغني الحكيم الحليم
العفو الغفور الغفار التواب الرقيب
الشهيد الحفيظ اللطيف القريب المجيب
الودود الشاكر الشكور السيد الصمد
القاهر القهار الجبار الحسيب الهادي الحكم القدوس السلام البرُّ الوهاب
الرحمن الرحيم الكريم الأكرم الرءوف
الفتاح الرازق الرزاق الحي القيوم
الرب الملك المليك الواحد الأحد
المتكبر الخالق الخلاق البارئ المصور
المؤمن المهيمن المحيط المقيت الوكيل
الكافي الواسع الحق الجميل الرفيق
الحي الستار الإله القابض الباسط
المعطي المقدم المؤخر المبين المنان
الولي المولى النصير الشافي مالك الملك
جامع الناس نور السماوات والأرض ذو الجلال والإكرام
بديع السماوات والأرض

23 Ağustos 2007 Perşembe

VEFALI KİMSE VAR MI?
Kalkayım, gideyim, dünyayı gezeyim;
Dünyada acaba vefalı kimse var mı, arayayım.
İnsan nadir oldu, onu nerede aramalı;
Aramakla bulunacaksa, bir arayıp bakayım.
Ben arzularımı buldum ama bir insan bulamadım;
Eğer bir insan bulursam, yüzüne bir bakayım.
Vefa kıtlaştı, dünya cefa ile doldu;
Vefa acaba kimde vardır, ondan biraz isteyeyim.
Eğer bir vefalı, cömert insan bulursam,
Onu sırtımda taşıyayım, gözüme süreyim.
Eğer ben bir vefalı insan bulamazsam,
Yabani hayvanlar ile birlikte ömür süreyim.
Ya da vahşi olup, çöllerde koşayım;
İnsanlardan uzaklaşarak, dünyadan gideyim.
Dünyayı bırakarak, nehir gibi akayım,
Daha da olmazsa, kasırga gibi göklere yükseleyim.
Ey Rabbim, sıkıntı içindeyim, vefasızlara rastladım;
Vefalı acaba kimdir, ona canımı feda edeyim.
İnsanın ismi kaldı, insanlık kayboldu;
Bu insanlık nereye gitti, arkasından gideyim.
Aradım, dünyada candan bağlı bir insan yoktur;
Vefasız kimselere nasıl gönül bağlayayım.
Kimi sevdim ise, onu sevgili canım gibi tuttum;
Fakat ondan da cefa geldi, artık kimi seveyim.
Kime gönül vermeli, derdi kime açmalı;
Ben şimdi gamlıyım, biraz içimi dökeyim.
Dost ve ahbaplarımda ben sadakat bulamadım;
Kardeşim yabancı gibi duruyor,ona nasıl açılayım.
Tuz, ekmek hakkını gözeten var mı;
Ben onu altın, gümüş ve gevhere gark edeyim.
Konu-komşu, sevinç ve keder arkadaşı nerede;
Ona her şeyimi vereyim, evimi bile terk edeyim.
Arkadaş ve dost diye itimat edilecek kim var;
Ben onu bey yapıp, kendim ona kul olayım.
Halk neden bozuldu, niçin iyi adetleri bıraktı;
Hangi zamana rastladım, nereye gideyim.
Esef ederim, ben fenayım;
Fakat vefalı insanlar nerde, onları medhedeyim.
Onların koydukları iyi adet ve kanunları;
Bugün göreyim de, ben de sevineyim.
Eğer böyle değilse, iyi adet ve kanunları va'zetsinler;
Halim insanlar başköşeye geçsin, küstahları kovayım.
Bütün iyiler gitti, iyi adetleri de beraber götürdüler;
Burada insan artığı kaldı, iyileri nasıl bulayım.
Bu insan kılığında dolaşanların hepsi adam ise,
Evvelkiler melek mi idiler; ne bileyim.
Onlar gitti, ben bunlar ile kaldım;
Nasıl hareket edeyim, onlarla nasıl bağdaşayım.
Onlar akrep gibi sokarlar, sinek gibi kanımı emerler,
Köpek gibi havlarlar; hangisine yetişeyim.
Ben artık usandım, küstahlar arasına düştüm;
Her gün pişmanlık içinde bütün yükü nasıl taşıyayım.
Dünyanın bütün cevr ve cefası bana gelmesin,

Küstah ve kaba insanlardan uzak olayım.

Ey Rabbim, Peygamberimizin didarını bana nasip et;
Bir de onun dört arkadaşının yüzlerini göreyim.
Yusuf Has Hacib'den





Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisde şöyle buyuruyor: ''Eski salih şahsiyetler, öncelikle giderler; geriye ise, sadece Allahın hiç önem vermediği hurma ve arpa döküntüleri kalır'' (Buhari,rikak9)



21 Ağustos 2007 Salı

SANA MUHTACIZ EFENDİM

Meth ve sena makamında, her şeyin sahibi seni: “Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzerindesin.” Sözüyle övdüğü ey Allah’ın elçisi!Hangi hitap, söz, şiir, name, methiye senin özelliklerini, güzelliklerini layıkıyla ifade edebilir ki...
Gerçek hayatta mükemmellik için insanın aradığı niteliklerin kendisinde toplandığı mükemmel bir insan ve benzersiz bir eğitimci, eğitimdeki metodu Allah’ın dini olan bir eğitimci, “Beni Rabbim eğitti ve eğitimimi güzel yaptı” diyen Nebiler Nebisi!Sen ki hidayetinle, sözlerinle, hareketlerinle, hayatınla, işaretinle, sana uyanlar için bir nur ve bir lidersin! Sana muhtacız. “Andolsun ki, sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Allah’ın rasülü en güzel örnektir.” (33 Ahzab,21)İnsan, huzur ve mutluluk içinde yaşamak için senin hidayet ve yol göstericiliğine ne kadar muhtaç. Senin tebliğinle, barış ve esenlik, huzur ve saadet dini olan islamiyet ile tanıştı insanoğlu. Karanlıklar aydınlanıverdi. Sevgi, şefkat, adalet, din kardeşliği, inancı egemen kılan yeni bir dünya, yeni bir toplum düzeni kuruldu.
Sen ki bizim öncümüz ve rehberimizsin.
Seni tanımak ne büyük şeref, ne büyük saadet!Senin yolunda olmak ne mukaddes! Sana muhtacım...
Sen ki elçilik görevini, ilahi mesajı açıklama, beyan etme sorumluluğunu yüklenmiş ve bunu maddi manevi herhangi bir karşılık beklemeden yapmıştın.
Sen ki senden önceki nebi ve Rasüller gibi masum ve Allah’ın korumasıyla mahfuzsun. Sana muhtacız...
O’nun kulu ve bütün Peygamberlerin sonuncususun.
Doğruluğun, güvenirliğinin yanı sıra yaradılışının bir başka özelliği oldukça uysal, çok yumuşak huylu, sabırlıydın ey Nebi! Kimseyi incitmedin, incitmezdin de bu huyunla... Alçak gönüllü, zengin fakir ayrımı yapmazdın.. Sana muhtacız!
Cesaret, metanet, fedakarlık, dayanışma, tevekkül, gayrette benzersizdin. Seni seviyoruz ve sana muhtacız efendim. Alemlere rahmet olarak gönderildin. Bize bir müjdesin.
Rebiül evvel ayının 12. gecesi dünyamızı şereflendirdin. İyi ki doğdun efendim. Bizi şereflendirdin. Evlerimize, gönüllerimize doğdun, gönüllerimizi şereflendirdin. Seni tanımak ne büyük şeref!İşte senin hayatından ve hayatının nurundan faydalanmak, hidayet kokusundan koklamak, feyiz ve lütuf kaynaklarından kana kana, yudum yudum içmek üzere kapında duruyoruz. Sana salat ve selam getiriyoruz. “Allah’ım, Ey Rabbim, Peygamber’in Mustafa’nın (s.a.v.) ve Rasülün Murtazanın mübarek makamı ve menzili hürmetine seni görmekten ve senin sevginden uzaklaştıran her türlü vasıftan kalbimizi temizle.”
Ey Celal ve Kerem sahibi Allah’ım, O’na kavuşmayı arzu ederken, O’nun cemaati ve sünneti üzerine iken bizim canımızı al. Allah’ım! Efendimiz, sahibimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.), O’nun ailesine, ashabına salat eyle ve O’na bütün selamet yollarını ve kapılarını aç.” Amin.

17 Ağustos 2007 Cuma

NE OLUYOR BİZE ?

Ne oluyor bize? Yıllarca akan suya baktık. Arazilerimiz kuraklık ve susuzluktan çatlarken yağmur duasına çıkmayı tercih ettik. Biz yağmur duası yaparken biraz ötedeki nehirlerimiz, çaylarımız derelerimiz şırıl şırıl akıyordu. Aklımız başımıza geldi barajlar yaptık, göletler oluşturduk fakat neden sonra. Elin adamı çölde buğday yetiştirip ekmeğini yerken biz hayret etmekle yetiniyoruz.
Elimizdeki değerlerin kıymetini bilemiyoruz. Bütün bunlar yetmezmiş gibi israfta da rekor seviyelere ulaşabiliyoruz. Ülkemizde israf edilen günlük ekmeğin ortalama seksen ila yüz bin kişinin ihtiyacını karşılayacak miktarda olduğu söylendiği zaman önce ürperiyor biraz sonrada unutuveriyoruz. Çok çabuk unutan, hatta unutkanlığını bile unutan bir toplum haline geldik. Nedense hep sonradan geliyor aklımız başımıza. Kazalara kurban vermeden tedbir almıyoruz. Genetik yapımızda mı var bu davranışımız bilemiyorum. İnsanlar içinde bu böyle. Ölmeden evvel sahip çıkmıyoruz kimseye. İnsanın ölüsüne dirisinden daha çok değer veriyoruz. En çok kullandığımız kelimelerin başında "Keşke" geliyor. Bu yüzden olacak ne ağladığımız belli ne de güldüğümüz. Sanki koro halinde aynı tekerlemeyi kullanıyoruz. “Eh! Yaşayıp gidiyoruz işte.” En ciddi mes'eleleri salladığımız gibi hayatı bile sallamayı tercih ediyoruz. Hep sıfırı tükettikten sonra geliyor aklımız başımıza. Kalanını da bitirmek için “Son pişmanlık fayda vermez” deyip basıyoruz altımızdaki iskemleye tekmeyi. Oysa kullanmasını bilen için son pişmanlığın bile fayda vereceğini bir kez olsun düşünmüyoruz bile. Yediğimiz tokadın hesabını, tokadı atandan soracağımıza bir tokatta yanıbaşımızdakine sallayıveriyoruz. Herkes gücü yettiğine saldırıyor. Sonra, ne şairin yeni yazdığı bir şiiri, ne yeni çıkan bir kitap ne de bir mucidin yeni icadı…Adeta ilgilendirmiyor bizi. Oysa onlar için kaç gece uykusuz kalmışlar hatta zamanı bile unutmuşlardı. Kimin umurunda bunlar. Varsa yoksa çıkar ve menfaat. Para üzerine kurulu bir düzen. Filmlerin, dizilerin bile konusu para üzerine kurulu. Bugün toplumda bu anlayışın yaşı yedilere kadar inmiş durumda. dikkat edelim böyle bir anlayışın hakim olduğu yerde idealist insanın yetişmesi oldukça zordur. Para elbette önemlidir. Bırakınız dirilerin paraya olan ihtiyacını ölü bile parasız defnedilemiyor. Fakat her şey para olmamalı değil mi? Bütün bunlar toplumda ikiyüzlü insan sayısını artırıcı sebeplerin başında geliyor. İstediklerini elde edinceye kadar eğilen zayıf insanlar, emellerine ulaştıktan sonra bunun bedelini söz sahibi oldukları insanlardan çıkarı-yorlar. Böyle mi olmalıydı? Layık olmadan sahip olmaya çalışmazdık.
Layık olduğunda bile görev istemeyi kendine zül sayan verildiğinde ise kendini liyakat terazisinde yüzlerce defa ölçüp tartan bir anlayışın temsilcileriydik. “İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın” düsturuyla hareket ediyorduk. Ahde Vefayı satırlardan önce gönüllere yazıyorduk. Yaşayanlar bilirler ki daha düne kadar bizim dedelerimiz çek senet nedir bilmezlerdi. Sözleri hem çek hem de senetti. Bugünkülerin bakkaldan veresiye kibrit bile alamadıkları dünyada onlar bir selamları ile bugünün milyarlarca liralık malını alabilirlerdi. Güven ve itimat sağlam idi. Bir sözleri ile iş yapanlar mahkeme kapısı nedir bilmezken, bugün dosyalar çek senet hacizleri ile dolu.
Unutulmamalı ki cüzdan seslerinin vicdan seslerini bastırdığı bir dünyada insanlar enkaz toplamakla meşguldürler. Kimbilir belki de bu yüzden kırık teli sazımızın. Akordumuz bozulmuşsa, düzen tutmuyorsa sazımız, elbet bir nedeni vardır. Avrupa'ya giden işçilerimizden çok dinledim. Sonra karara vardım ki Avrupalı komşu elinden çorba içmenin tadını bile oraya giden işçilerimizden öğrenmiş. Bir elmanın yarısını paylaşmayı, derdi bölüşmeyi… İşte akord böyle kuruluyor dünyada. Demek isteriz çalışkanlığın, iyiliğin timsali bu millet emperyalist büyülere kapılmamalı, özünde var olanı yaşatmanın mücadelesini kıyamete kadar vermeye devam etmelidir.
Yaşananlar karşısında “Ne oluyor bize” demeye hakkımız yok mu?
Ahmet Seven

Hep Seni Tesbih Eder

Tatlı esen rüzgarlar,
Çağıldayan ırmaklar,
Vızıldayan arılar,
Hep Seni tesbih eder.
Hıçkırdıkça bebekler,
Ağaçlarda meyveler,
Devrildikçe gövdeler,
Hep Seni tesbih eder.
Rahmetini umanlar,
Cehennemden korkanlar,
Cennet aşkı olanlar,
Hep Seni tesbih eder.
Tevbeye yönelenler,
Her kendine gelenler,
Dağ, taşta yürüyenler,
Hep Seni tesbih eder.
Tetik çeken parmaklar,
Vızıldayan kurşunlar,
Şehidden akan kanlar,
Hep Seni tesbih eder.
Suda yüzen gemiler,
Yerde giden binekler,
Demir, tunç tüm madenler,
Hep Seni tesbih eder.
Aşkla dolu gönüller,
Bahçelerde bülbüller,
Seherlerde müridler,
Hep Seni tesbih eder.
Gece kıyam duranlar,
Gündüz saim olanlar,
Şehid olmayı umanlar,
Hep Seni tesbih eder.
Gözden düşen damlalar,
Hamd tesbihli kalemler,
Yerde gökte olanlar,
Hep Seni tesbih eder.
Adem Kargülü

Can Kırığı Bu.. Cam değil!