31 Mayıs 2007 Perşembe
Afferder misin Allah´ım ?
Tüm mahcubiyetimi alsam yanıma
Biraz da utanç duyarak kapına
Gelsem affeder misin Allah´im ?..
Gözlerim dolu yaslarla
Günahlarımın verdiği pişmanlıkla
Ama beni affedeceğin umuduyla
Gelsem beni affedermisin Allah´im ?..
Vereceğim hesabin korkusuyla
Benden geriye kalmış günahların tortusuyla
Ama Rabbim sana duyduğum büyük aşkla
Gelsem beni affeder misin Allah´im ?..
Hatalarımı bilsem de bas koydum yoluna
Sen çok affedicisin bağışlayıcısın ama
Benim de günahlarım çok fazla
Böyle iken
Gelsem kapına affeder misin Allah´im?..
Belki yüzüm yok gelmeye
Ama başka yerim yok gitmeye
Kalbimde ki sonsuz sevgimle
Gelsem beni affeder misin Allah´im ?..
Bizi
Afferder misin Allah´ım ?..
23 Mayıs 2007 Çarşamba
Ne gelirse senden boynum kıldan ince,
Madem ki seni sevmek, çile çekmek,
Seni sevdiğimin kanıtı olsun; dağlanmış bir yürek.
Elifle başlamadıysam hiç bir sözümü 'be'ye geçirme,
Bütün hayatım senin aşkınla dolsun,
Madem ki seni bulmak, kendini kaybetmek,
Kaybolduğumun kanıtı olsun; ölü şehirlere göçmek.
Elif, Lam, Ra... Olsun tüm sırlarım ifşa,
Gönlüm yalnız senin sevdanı saklasın,
Madem ki seni bilmek adını sayıklamak,
Adına kurban olduğumun kanıtı olsun; her gece ağlamak.
Elif, Lam, Mim... Günahkar titrek ellerim,
'Elif Elif ' diye diye senden seni isterim,
Madem ki sana varmak,dikenli yollar geçmek,
Vuslatımın kanıtı olsun; kevser suyundan içmek
19 Mayıs 2007 Cumartesi
Oh Allah---Duaa
Allow Allah, to occupy your mind while you read this DUA.If we can take the time to read long jokes, stories, etc.,we should give the same respect to this DUA. Friends that pray together, stay together. Let's pray...
OH ALLAH,
I thank You for this day.
I thank You for my being able to see and to hear this morning.
I'm blessed because You are forgiving and understanding.
Oh Allah!
You have done so much for me & You keep on blessing me.
Forgive me this day for everything I have done, said or thought that was not pleasing to you.
I ask YOU now for Your forgiveness.
Please keep me safe from all danger and harm.
Help me to start this day with a blessed new attitude and plenty of gratitude.
Let me make the best of each and every day to clear my mind so that I can hear from You.
Please broaden my mind that I can accept all things that are pleasing to You.
Let me not whine and whimper over things I have no control over, that are from You.
Let me continue to see sin for the evil that it is.
And when I sin, let me repent,and receive YOUR forgiveness.
And when this world closes in on me, let me remember YOU - to slip away and find a quiet place to make DUA.
At Times, it's the best response when I think I'm being pushed beyond my limits.
I know that when I can't make DUA, It is me, myself that looses.
Continue to use me to do Your will.Continue to bless me that I may be a blessing to others.
Continue to shower your blessings upon my, ya Arhamar Rahimeen.
Keep me strong that I may help the weak.Keep me uplifted that I may have words of encouragement for down trotted.Keep me stable so that I may stabilize others.
I make DUA for those that are lost and can't find their way.
I make DUA for those that are misjudged and misunderstood.
I make DUA for those who don't know You intimately.
I make DUA for those that will delete this without sharing it with others.<
I make DUA for those that don't believe.I make Dua that you make me better than others and eliminate all pride and arrogance from me, and not leave a trace within me of that which displeases You.
I thank you that I believe.
I believe that Allah changes people and Allah changes Ideas.
I ask that You, Allah, change me and my ideas to be in alignment with the beliefs and ideas of Your Prophet, Muhammad (May the Peace and Blessings of Allah be upon him)
I pray that this opens MY Heart and that all who are helped by this also make dua for me, and that You accept ya Allah, You Accept.
"Rubban atina fi' d-dunya hasanataw wa fi' l-akhirati hasanatan, Wa qina 'Adhaba' n-nar."
Meaning: "
Our Lord, give us good in this life and good in the Hereafter, and protect us from the torment of The Fire." (The Holy Quran 2:201)
I also Pray there are those of YOU who Remember me in your Dua's, as well as the one who sent this.
16 Mayıs 2007 Çarşamba
KAPINDAYIM
Kervan sıraya durmuş, en geride kalmışım
Bahara bel bağlamış, zemheride kalmışım
Solacaksam, aşkınla yandırıp soldur beni
Kapındayım sersefil… el verip kaldır beni
İnanan yüreklerde Sultan Sensin sadece
Ruhuma haz veriyor ismindeki her hece
Kabul buyur, selâmım sana her gün, her gece
Ne olur, 'Bu da bizden' deyip de aldır beni
Kapındayım sersefil… el verip kaldır beni
Yağız atlar başıboş, yaklaşan yok ufuktan
Raylar paslı, trenler kalkıp gitmişler çoktan
Nerdesin sultanım? Bir ses ver sonsuzluktan
Yürüdüğün çöllerde, yollarda öldür beni
Kapındayım sersefil… el verip kaldır beni
Sana 'Habibim' diyen Allah'ıma kul oldum
Şükür O'na, yeşerten ikliminde gül oldum
Şefaatin olmazsa yandım, bittim, kül oldum
Vuslata adım kala ağlatma, güldür beni
Kapındayım sersefil… el verip kaldır beni
_____
(alıntı)
13 Mayıs 2007 Pazar
KALDIM
Ben bedende kaldım
Dökemedim seni
Sevdim sevmedim
Arasında kaldım
Çözüm dert
Yollarına uzananda
Ben yine
Sende kaldım
Var mıydı derken yokta
Ben yine O'nda kaldım
____________________________
Şehirlerdeyim can
Yıllar geçti ben hala
Şehirlerdeyim
Hane-i gönülde 40 yıl
Gider mi kalır mı bilmeden
Zindan ederken sevgiyi
Düşüncem derde düştü can
İki bir imiş meğer
Gözlerin gönlüme düştü can
Neden görememiştim ben hiç gözlerini
Korkmuş muydum
Korkuyor muydum
Bilemedim
Ve hala
Bilememekteyim can...
(06.04.2007)
3 Mayıs 2007 Perşembe
HIÇKIRIKLAR (arz-ı halimdir!!)
Gülmek istiyorum, gülemiyorum
Sensiz olmak mıdır hep alın yazım
Bilmek istiyorum, bilemiyorum
Esirgedin nazlı, hilal kaşını
Harap ettin çiçek kokan başını
Yüreğime akan gözüm yaşını
Silmek istiyorum, silemiyorum
Sanki her şey efsaneydi, masaldı
Ayrılık ruhumu elimden aldı
Gözlerim yollara takılıp kaldı
Gelmek istiyorum, gelemiyorum
Göğüs germek için acılarıma
Titreyişlerime sancılarıma
Seni bir kez olsun avuçlarıma
Almak istiyorum, alamıyorum
Saçılan bir köpük olmak dilinde
Boğulmak saçının ince telinde
Sır gibi sonsuza değin kalbinde
Kalmak istiyorum, kalamıyorum
Unutuyor beni sırlı gözlerin
İçimde bir yara işliyor derin
Kulakların, dudakların, ellerin
Olmak istiyorum, olamıyorum
Bölerek uykunu, rüyalarına
O kucak dolusu hülyalarına
Gece gündüz uçup aynalarına
Konmak istiyorum, konamıyorum
Deli gibi aşık olsa da güle
Kim acır çöllerde öten bülbüle
Bir gün alev alev yanıp ta küle
Dönmek istiyorum, dönemiyorum
Hıçkıra hıçkıra ağlamaktansa
Başına karalar bağlamaktansa
Bu yüreği her gün dağlamaktansa
Ölmek istiyorum, ölemiyorum.
Nurullah Genç
(arz-ı halimdir!)
27 Nisan 2007 Cuma
Haftanın Sahabesi
EBÛ HÜREYRE
Ebû Hüreyre Hicretin 7. senesinde Müslüman oldu. Gençliğinde fakîrlik ve sıkıntı içinde yaşamıştır. Müslüman olduğunda 30 yaşını geçmişti. Yemen’deki Devs kabîlesinin ileri gelenlerinden ve meşhûr şâir olan Tufeyl bin Amr vâsıtasıyla Müslüman oldu.
Hayber’in fethinden sonra Peygamber efendimiz, Ebû Hüreyre’ye Hayber’de alınan ganîmetlerden hisse verdi. Sonra Medîne’ye döndüler. Bundan sonra Ebû Hüreyre Yemen’e dönmeyip Medîne’de kaldı. Gece gündüz Resûlullah efendimizin yanından hiç ayrılmadı. Peygamberimizin vefâtına kadar dört sene böyle devam etti. Yemen’den gelen annesi de yanında kalmakta idi. Ebû Hüreyre şöyle demiştir:
- Benim çok hadîs rivâyet etmemin sebebi şudur: Ben fakîr bir kimseydim. Belli bir işim yoktu. Her zaman Resûlullah efendimize hizmet ediyordum. Muhâcirler çarşıda, pazarda alış-verişle; ensâr da kendi malları, mülkleriyle uğraşırken, ben Resûlullah efendimizin yanında bulundum. Dolayısıyla diğerlerinden daha çok şey duydum.
Kedicik babası
Ebû Hüreyre bir gün kaftanının içinde küçük bir kedi taşıyordu. Resûlullah efendimiz onu gördü. Buyurdu ki:
- Nedir bu?
- Kedicik.
Bunun üzerine Resûlullah efendimiz ona;
- Yâ Ebâ Hüreyre, [ya’nî, Ey kedicik babası] buyurdu.
Ebû Hüreyre bundan sonra bu isimle meşhûr olup, esas ismi unutuldu.
Örtünü uzat!
Peygamberimizin yanında devamlı bulunduğu için, pek çok hadîs-i şerîf işitmiş ve rivâyet etmiştir.
Bir gün Peygamberimize demişti ki:
- Yâ Resûlallah! Senden işittiklerimi hafızamda fazla tutamıyorum.
Bunun üzerine Peygamberimiz, “Örtünü uzat!” buyurdu. O da ridâsını uzattı. Resûlullah efendimiz, ona duâ etti. İki mübârek eliyle üç defa bir şeyler saçar gibi yaptı ve, “Örtünü göğsüne sür!” buyurdu.
O da sürdü. Böylece Allahü teâlâ ona öyle bir hafıza ihsân etti ki, işittiği hiçbir şeyi unutmadı. Ömrü de uzun oldu. Çok hadîs-i şerîf rivâyet etti.
Ebû Hüreyre, bilmediği ve öğrenmek istediği her şeyi, bizzat Peygamberimizden sorup öğrenmiştir.
Ebû Hüreyre, dört sene gibi bir zaman içerisinde, gece-gündüz Resûlullahın huzûrundan ayrılmamış, bütün işini, gücünü bırakmış, hep Peygamberimizin buyurduklarını dinleyip, ezberlemiştir.
Biri Ebû Hüreyre’ye dedi ki:
- İlim öğrenmek isterim, fakat sonra kaybederim diye korkuyorum.Bunun üzerine Ebû Hüreyre şöyle cevap verdi:
- Asıl ilmi kaybetmek, bu düşünce ile onu öğrenmemektir.
Dostlarımı sevdin mi?
Ebû Hüreyre buyurdu ki:
*- Kur’ân-ı kerîm okunan eve bereket, iyilik gelir. Melekler oraya toplanır. Şeytanlar oradan kaçar. Kıyâmet günü, kul, Allahü teâlânın huzûruna getirildiğinde, cenâb-ı Hak ona buyuracak ki:
“Ey kulum, sen benim için dostlarımı sevdin mi? Tâ ki, ben de, o dostlarım için seni seveyim.
*Resûlullahtan işittim. Buyurdu ki:
(Allahü teâlâ güzeldir. Yalnız güzel yapılan ibâdetleri kabûl eder. Allahü teâlâ, Peygamberlerine emrettiğini, mü’minlere de emretti ve buyurdu ki: Ey Peygamberlerim! Helâl yiyiniz, sâlih ve iyi işler yapınız! Mü’minlere de emretti ki: Ey îmân edenler! Sizlere verdiğim rızıklardan helâl olanları yiyiniz!)
*Kıyâmet günü Allahü teâlânın huzûrunda kıymetli olanlar verâ ve zühd sahipleridir. Altmış sene, bütün namazlarını kılıp da, hiçbir namazı kabûl olmayan kimse, rükü ve secdelerini tamam yapmayan kimsedir.
*Eshâb-ı kirâmdan bir zât, Zeyd bin Sâbit’e gelerek, ona bir mesele sordu. O da Ebû Hüreyre’ye gitmesini söyledi ve şöyle devam etti:
- Çünkü bir gün ben, Ebû Hüreyre ve bir başka sahâbî Mescidde oturuyorduk. Duâ ve zikirle meşguldük. O sırada Resûlullah efendimiz geldi, yanımıza oturdu. Buyurdu ki:
- Her biriniz Allahtan bir istekte bulunsun!
Ben ve arkadaşım, Ebû Hüreyre’den önce duâ ettik. Peygamber efendimiz de bizim duâmıza “âmin” dediler. Sıra Ebû Hüreyre’ye geldi. O da şöyle duâ etti:
Allahım, senden, iki arkadaşımın istediklerini ve de kuvvetli bir hafıza dilerim.
Resûlullah efendimiz bu duâya da “âmin” dediler. Biz de dedik ki:
- Ey Allahın Resûlü, biz de Allahtan kuvvetli bir hafıza isteriz.
Bunun üzerine Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Devsli genç sizden önce davrandı.
Ebû Hüreyre’nin herhangi bir hadîste yanıldığı vâki değildir. Medîne vâlisi Mervân bin Hakem, kendisini huzûruna çağırıp birçok hadîs-i şerîf sordu. Bunu bir yere yazdı. Bir yıl sonra bu hadîsleri Ebû Hüreyre’ye sorduğunda hadîsleri aynen eksiksiz olarak bildirdi.
*Ebû Hüreyre, birgün Peygamber efendimize sordu:
- Kıyâmet günü şefâ’ate kavuşacaklar kimlerdir yâ Resûlallah?
Peygamber efendimiz buyurdu ki:
- Ey Ebû Hüreyre, senin hadîse karşı çok istekli olduğunu bildiğim için, hiç kimsenin senden önce bu suâli bana sormayacağını biliyordum. Kıyâmet günü benim şefâ’atime kavuşacak olan kimse, hulûs-i kalb ile “Lâ ilâhe illallah” diyen kimse olacaktır.
Hz. Ebû Hüreyre’nin dört oğlu ile bir kızı olmuştur. Kızı Tâbiînin büyüklerinden Sa’îd bin Müseyyib’le evlenmiş, oğulları da az da olsa hadîs rivâyetiyle meşgul olmuşlardır. Ebû Hüreyre aynı zamanda Hz. Osman ile bacanak olmuştur.
Ebû Hüreyre hazretleri ibâdetlerine çok dikkat ederdi. Farz ibâdetlerden sonra nâfile ibâdetlere de devam ederdi. Mutlaka gece namazı da kılardı. Buyurdu ki:
- Resûlullahtan işittim. Buyurdu ki:
(Allahü teâlâ buyurdu ki: Kulum farzları yapmakla bana yaklaştığı gibi başka şeyle yaklaşamaz. Kulum nâfile ibâdetleri yapınca, onu çok severim. Öyle olur ki, benimle işitir, benimle görür, benimle herşeyi tutar, benimle yürür. Benden her ne isterse veririm. Bana sığınınca, onu korurum.)
21 Nisan 2007 Cumartesi
HOŞÇA BAK ZATINA KİM ZÜBDE-İ ALEMSİN SEN
Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gamsın sen
Gerçi virane isen genc-i mutalsamsın sen
Secde- ferma-yi melek zat-ı mükerremsin sen
Bildiğin gibi değil cümleden akvamsın sen
Ruhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen
Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryemsin sen
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen
Merteben ayn-ı musemmadadır esma sanma
Merciin Halik-i eşyadadır eşya sanma
Gördüğün emr-i muhakkakları rü’ya sanma
Başkasın kendini suretle heyula sanma
Keşf ile sabit olan ma’niyi da’va sanma
Hakkına söylenen evsafı müdara sanma
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen
İnleyip sırrını faşeyleme ağyara sakın
Düşme bilmezlik ile varta-i inkara sakın
Değmesün ahların kakül-i dil-dara sakın
Sonra Mansur gibi çıkman olur dara sakın
Arz-i acz etmeyesin yareden ol yara sakın
Bulduğun cevher-i alileri biçare sakın
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen
Sendedir mahzen-i esrar-ı mahabbet sende
Sendedir ma’den-i envar-ı fütüvvet sende
Gizli gizli dahi vardır nice halet sende
Ma’rifet sende hüner sende hakikat sende
Nazar etsen yer ü gök duzah u cennet sende
Arş u kürsiyy ü melek sendedir elbet sende
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen
Hayftır şah iken alemde geda olmayasın
Keder-alude-i ümmid u reca olmayasın
Vadi-i ye’se düşüp hiç ü heba olmayasın
Yanılıp reh-rev-i sahra-yı bela olmayasın
Ademe muttasıl ol ta ki cuda olmayasın
Secdeler eyle ki merdud-i Huda olmayasın
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen
Berk-i hatıf gibi bu kayd-i sivadan güzer et
Erişen har u hasa ateş-i aşkı siper et
Damenin tutmaya asar-ı alayık hazer et
Şemş veş hahiş-i Munla ile azm-i sefer et
Saf kıl ayineni kabil-i aks-i suver et
Hele bir cem’-i havas eyle de Galib nazar et
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen
Sözlükçe:
ağyar: düşman
asar-ı alayık: gönül bağlanılacak eserler
ateş-i aşk: aşk ateşi damen: etek
ayine: ayna (kalp aynası)
ayn-ı musemma: isimlerin sahibi
merci: gidilecek yer
Heyula: maddenin her çeşit şekle bürünebilmesi özelliği
berk-i hatıf: çakıp sönen (gözkamaştıran) şimşek
cem’i havas eylemek: duygularını derleyip toparlamak.
cevher-i ali: yüce cevherler
cüda: ayrı
da’ va: (tasavvufta) herhangi bir şey böyledir diye sözle direnmek
dar: darağacı
dil: gönül
genc-i mutalsam: tılsımlı hazine
secde-ferma-yi melek zat-ı mükerrem: meleklerin secdeye durmakla emredildiği kadri yüceltilmiş kişi
cümleden akvam: herkesten üstün
nefha-i Cibril: Cebrail nefesi
dildar:sevgili
duzah: cehennem
envar-ı fütüvvet: erlik, yiğitlik nuru halet: haller
esrar-ı mahabbet: sevgi sırları
evsaf: sıfatlar
faşeylemek: açıklamak
geda: yoksul keder-alud: üzüntülü
güzer etmek: geçip gitmek
hahiş-i Munla: Mevlana’ yı isteyerek
har u has: (üstüne takılan) çer çöp
hayftır: yazıktır
hiç ü heba olmak: yokolup gitmek
kabil-i aks- i suver: şekillerin yansıması
kayd-i siva: Tanrı ’ nın dışındaki bütün varlıklara olan bağlılık
ma’ni: anlam
merdud-i Huda: Allah ’ın reddettiği
muttasıl olmak: sarılmak
müdara: göze girmek için söylenen sözler
reh-rev-i sahra-yı bela: bela sahrasının yolunu tutan yolcu
Şems veş: Şems gibi
tev’em: ikiz, eş
mesel-i İsi-i Meryem: Meryem oğlu İsa gibi
zübde-i alem: evrenin özü
merdüm-i dide-i ekvan: varlıkların gözbebeği
esma: isimler
ümmid u reca: ümit ve rica hali
vadi-i ye’ s: üzüntü vadisi
varta-i inkar: inkar çukuru
( Abdülbaki Gölpınarlı’ nın hazırladığı Şeyh Galip Divanı seçmelerinden )
18 Nisan 2007 Çarşamba
Haftanın Sahabesi...
ABDULLAH B. AMR B. EL-ÂS
Hadîs-i şerîf yazması ile meşhûr sahâbî
Abdullah bin Amr hazretlerinin, Peygamber efendimizin vefâtından sonra katıldığı ve büyük kahramanlıklar gösterdiği savaşlardan biri Yermük’tür. Şam fâtihi olan babası Amr bin Âs da bu savaşta ordu kumandanlarından idi. 240.000 kişilik Bizans ordusuna karşı, 46.000 kişilik İslâm ordusu, kısa zamanda zafer kazandı.
Hz. Abdullah bin Amr bin Âs, Peygamber efendimizin yanında bulunup, bizzat işiterek çok ilim öğrenmiştir. Peygamberimizden işittiği her şeyi yazmak için izin istemiş ve aldığı müsâade üzerine pek çok hadîs-i şerîf yazmıştır.
Ashâb-ı kirâmdan en çok hadîs-i şerîf rivâyet eden Ebû Hüreyre, onun hakkında buyurmuştur ki:
- Resûlullahın hadîs-i şerîflerini, Abdullah bin Amr’dan başka benden çok ezberleyen ve rivâyet eden olmamıştır. Çünkü o, yazıyordu. Ben yazmamıştım.
Abdullah bin Amr’ın, Resûlullah efendimizden her işittiğini yazdığını gören Eshâb-ı kirâmın ileri gelenleri, ona dediler ki:
- Sen, Resûlullahtan her işittiğin şeyi yazıyorsun. Hâlbuki, Resûl aleyhisselâm ba’zan gadab, kızgınlık, ba’zan da neş’eli hâllerde iken söz söylemektedir.
Bunun üzerine Hz. Abdullah, işittiklerini yazı ile kaydetmek husûsunda tereddütte kalmış ve mes’eleyi Resûl-i ekreme arzetmişti. Resûlullah efendimiz, onu dinledikten sonra buyurdular ki:
- Yazmaya devam et! Çünkü, Allahü teâlâya yemîn ederim ki, ağzımdan hak (ya’nî doğru, gerçek) olandan başka bir şey çıkmamıştır.
Hz. Abdullah Resûlullahtan işittiği bütün hadîs-i şerîfleri, Sahîfe-i Sâdıka adında bir mecmûada toplamıştır. Kendisine sorulan suâllere, bizzat Resûlullahtan işiterek yazdığı bu mecmûayı çıkarıp bakar, sonra cevap verirdi.
Arapçadan başka İbrânice ve Süryânice de bilen Abdullah bin Amr hazretleri, Resûlullah efendimizin mübârek ağızlarından işiterek topladığı hadîs-i şerîf mecmûasına, son derece titizlik gösterirdi. İmâm-ı Mücâhid diyor ki:
- Abdullah bin Amr’ın elinde bulunan kitaplarından hangisine bakmak istesek, mâni olmazdı. Fakat bu hadîs-i şerîf mecmûalarından birini okumak istediğimiz zaman, ona son derece îtinâ gösterir ve, “Ben, bunu bizzat Resûl-i ekremin mübârek ağzından işiterek topladım. Onu, bütün dünyaya değişmem” derdi.
Yedi yüz civârında hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir...
Abdullah bin Amr bin Âs hazretleri, uzun boylu, yakışıklı bir zât idi. Zühd ve takvâsı çok olup, zirâatle iştigâl eder ve geçimini bu yoldan sağlardı. Son derece cömert olup, eline geçeni dağıtır ve herkesi memnûn ederdi. 684 târihinde yetmişiki yaşlarında Şam’da vefât etti.
Hz. Abdullah şöyle bildiriyor:
Bir gün Resûl-i ekreme, “Yâ Resûlallah! Müslümanın hangisi hayırlıdır” diye sorduğum zaman buyurdular ki:
- Fakîrleri doyuran, tanıyıp-tanımadığı her Müslümana iltifât edendir.
Abdullah bin Amr hazretleri, ilme çok ehemmiyet verirdi. Buyururdu ki:
- Resûlullahtan işittim. Buyurdu ki:
“İlmin azalması, âlimlerin azalması ile olur. Câhil din adamları, kendi görüşleri ile fetvâ vererek fitne çıkarırlar, insanları doğru yoldan saptırırlar.”
Abdullah bin Amr hazretleri, gece sabaha kadar namaz kılar, gündüzleri oruç tutardı. Harâmdan son derece sakınır, hattâ mubâhların çoğunu da terkederdi. Kur’ân-ı kerîmi çok okurdu. Ba’zan gece lâmbayı söndürür, Allah korkusundan sabaha kadar ağlardı.
Çok ağlamaktan dolayı ömrünün sonuna doğru gözleri görmez olmuştu.
Hz. Abdullah, misâfire ikrâmı çok severdi. Bununla ilgili Resûlullahtan işittiği şu hadîsi söylerdi: “Allaha ve âhıret gününe îmân eden, misâfirine ikrâm etsin! Allaha ve âhıret gününe inanan, komşusuna hürmet etsin! Allaha ve âhıret gününe îmân eden, ya hayır söylesin, yâhut sussun.”
Hz. Abdullah bin Amr bin Âs’ın hikmetli sözleri çoktur. Buyurdular ki:
“Faydasız söz söylemeyiniz!”
"Müzevvirlik, ara bozuculuk ve iki dostun arasını açmak, Allahü teâlânın gadabına sebep olur. Eğer siz benim bildiğime vâkıf olsaydınız, çok ağlardınız.”
Hz. Abdullah, meşhûr Mısır fâtihi Âmr bin Âs’ın oğlu olup, 616 yılında doğmuştur. Annesi, Rayta binti Münebbih’dir. Babasından önce îmân etti. Müslüman olmadan önce adı Âs idi. Peygamber efendimiz Abdullah olarak değiştirdi. Künyesi, Ebû Abdurrahmân’dır. Abâdile*dendir.
*Abâdile: Adları Abdullah olan fakîh ve muhaddis dört sahâbî. Abâdile, Abdullah kelimesinin çoğulu olup "Abdullahlar" anlamına gelmektedir......
17 Nisan 2007 Salı

Güzel Peygamberimiz'in dünyayı teşriflerinin 1436. yılı münasebetiyle bütün Türkiye'de ve blog camiasında bir coşku hakim bu sene de...
Rabbim O'nun nuruyla alemi yaratmış.. Dahası boş laf...
Bu konuda birçok yazılar da yazılmış tabii.. En çok hoşuma giden de Sadık Yalsızuçanlar'ın Seni ne çok özledik ey Nebiler Nebisi... Yazısı oldu. Şahsen onun çok kitaplarını okudum. Beğenerek takip ettiğim bir yazardır. Bu yazısı da çok hoş, tavsiye ederim.
O'nun nuru kalplerimizi kaplasın... Rahmet olsun, şifa olsun gönüllerimize...
Sevgiyle...
Bakkal Amca Bir Din Ver!
Bakkal amca, bir din ver, bana şöyle yüz gram;
İçinde hem komedi, hem de birazcık dram.
Öyle bir din olsun ki; bizi fazla sıkmasın,
Her yerde 'ahlâk' diye, karşımıza çıkmasın...
Ramazan' da otuz gün, vücut girsin bakıma,
Ama bayram gelince, karışmasın rakıma(!)
Bırakalım insanlar, her tür haltı yesinler,
Karınları doydukça, 'kalbim temiz' desinler...
Bir din ver ki; içinde, birazcık kahve falı,
Ve üstünde bir kaşık, sosyetik mevlid balı,
Arasında bir dilim, Kaşar Yaşar olmalı,
Böylece kalplerimiz, hidâyetle (!) dolmalı...
Bir de şu kurbanlıklar, sorun çıkardı biraz,
Neden dersen bütçemiz, bu sene hepten ayaz.
Eğer fetvâ verirse, şu senin 'Süper Beyaz',
Belki biz de keseriz, ya bir tavuk, ya bir kaz...
Bakkal amca bir din ver; zorda 'Allah' diyelim,
Açılınca kapılar, 'Haydi Yallah' diyelim.
Âlimler ehli cümbüş, fetvâlarda varyasyon,
Biraz Budist felsefe, biraz reenkarnasyon...
Bir din ki; insanları, hayallere daldırsın,
Tüm cinsel yasakları, yürürlükten kaldırsın.
Eroslar, Afroditler, sokaklarda çıldırsın,
Ve bu çılgın tanrılar, şeytanları yıldırsın...
Açılsın sahillerde, beş yıldızlı mabedler,
Diskolarda, ruflarda, yapılsın ibadetler...
Bir din ver ki; her akşam, sofraları kuralım,
Kadehleri duayla, birbirine vuralım...
Ahlak mahlak üstüne, biraz kafa yoralım(!)
Memleketin şu hali, ne olacak soralım.
İlerleyen saatte, dansöz çıksın masaya,
Allah rızası(!) için, pamuk eller kasaya...
Ne kadar yardımsever, olduğumuz görülsün,
Ellerimiz dansöze, merhametle sürülsün.
Cinsiyetler arası, ortak pazar kurulsun,
Böylece irticaya, büyük darbe vurulsun...
* * *
Bakkal amca, bir din ver; açık olsun tâvize,
Rahatlatsın bizleri, tatlı baksın fâize.
Madem ki fâiz dedik, hazır girdik damardan,
Bir din ver ki; bizleri, men etmesin kumardan...
Piyangolar, totolar, birer hayır kurumu,
Bazı yobaz kafalar, görsünler bu durumu,
Gece gündüz borsada, hayal kursun alıklar,
Yesinler küçükleri, bazı büyük balıklar...
Bir din ver ki; bıraksın, şu rüşvetin peşini,
Âmir, memur, sekreter, herkes bilsin işini.
Bu bilimsel metodla, çözersek biz bu işi,
Korkarım kalmayacak, zekât verecek kişi...
Lügatlerden silinsin, artık şeref, şahsiyet,
Dalgalı kura geçsin, edep, hayâ, haysiyet.
Körler ile sağırlar, koltukları kapsınlar,
Ellerinde yağdanlık, birbirine tapsınlar...
Bakkal amca, bir din ver; kaşlarını çatmasın,
Kubbesi, minaresi, aman derim batmasın,
Temizlensin camiler, tabut mabut kalmasın,
Bundan sonra Azrail, kapımızı çalmasın(!) ...
Dostlarım! Sanmayın ki; taş devrinden gelirim,
Bakkaldan din istenmez, bunu ben de bilirim.
İstedim ki; bu şaka, sizi biraz güldürsün,
Güldürürken, biraz da, gerçeği düşündürsün...
Cengiz Numanoğlu
(Nasıl buldunuz şiiri:)15 Nisan 2007 Pazar
Öğrencileri taşıyan otobüsün, kamyonla çarpması sonucu ölen 33 kişiden 29'unun cenazesi İzmir'de son yolculuğuna uğurlanıyor.
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=234491
Bir öğretmen ve çoğu 2. sınıf öğrencisi olan 33 kişi hayatını kaybetti. :( Ne acı :(
Bir öğretmen ve onlarca çocuk gitti ey dünya!!
Rabbim bu kaybımızdan doğan acıyı bizlere hafifletsin :'((
Güle güle çıktığınız Kapadokya yolculuğundan dönüp gittiğiniz o mekana da güle güle girin güzel kardeşlerim benim :'((
Hepiniz Cennet'tesiniz ne güzell :')
*Günün Duası*
Yüce Rabbimiz'e,
üzerimizdeki lütufları adedince hamd ve şükür,
gönüllerimize aşk u heyecan salan, gözlerimize ışıklar çalan, bizleri ebedler ülkesine hazırlayan
Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa'ya da hasenâtı sayısınca salât ü selam ediyor,
küfrün ve küfranın başını alıp yürüdüğü,
her yanda zalimlerinhay-huyunun duyulduğu, ar damarı çatlamış, utanma hissini yitirmiş din, diyanet ve insanlık düşmanlarının ellerini, kollarını sallayarak sokaklardadolaştığı şu ifritten dönemde,
aczimizi vesile yapıp bir kere daha 'Lâ havle vela kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm' hazinesinin sahibi Rabbimiz'in sonsuzmerhametine iltica ediyoruz:
Ey celâl ve ikram sahibi Yüce Rabbimiz!
İhsan ve keremine sığınarak bizedünyada da, ukbâda da afv u afiyet vermeni diliyoruz. Hiçbir şeyigerçekleştirmek Sen'in için zor değildir; ne olur, başka gidecek kapılarıolmayan zayıf ve âciz kullarının bu taleplerini kabul buyur!
Rabbimiz! Allah tanımaz, Peygamber bilmez, Din'e, diyanete saygı duymaznâdanların yapıp ettikleri kötülükler ve zulümler tahammül edilmez bir hâl aldı.
Bu masum kulların hakkında kötülük düşünüp onlara zarar vermek
isteyenlerin emellerini gerçekleştirmelerine müsaade etme.. tuzak kuranların
tuzaklarını başlarına çevir.. komplo peşinde olanları maksatlarının aksiyle tokatla.. haklarımıza tecavüz eden ya da etmeyi düşünen ne kadar haddini bilmez varsa, onların hepsini Sana havale ediyoruz;
haklarından gel!
Mallarını ve canlarını Rabbilerinin yoluna adayan muhabbet fedailerini
hiçbir zaman yalnız bırakmayan Kudreti Sonsuz Rabbimiz! Hayatını Din'e hizmete vakfetmiş masum insanlara karşı kinle, nefretle, hasetle, adavetle diş bileyen amansız zalimlerin yapmak istedikleri şerlere karşı Sen'in inayetine sığınıyoruz.
Ehl-i iman hakkında kötülük düşünen ne kadar şerîr insan varsa, Sen bizi onların şerlerinden ve tuzaklarından koru.. zararları bize ulaşabilecek tahrip temsilcilerinin oyunlarını boz ve emellerini gerçekleştirmelerine fırsat verme..
sağlamlardan daha sağlam himayene bizi de al ve bütün şerîrlerin şerlerinden, komplo kuranların komplolarından sıyanet buyur.. kâfirlerin, fâcirlerin ve zâlimlerin entrikalarını başlarına geçir ve bütün inananları ebedlere kadar devam edecek ve başka hiçbir korumaya muhtaç bırakmayacak olan hıfzınla muhafaza et!Rabbimiz! Münacaatımızın nihayetinde Efendimiz Hazreti Muhammed'e, kardeşleri olan enbiya ve mürselîne, Sen'in mukarreb kulların olan meleklere, insanlardan ve rûhânîlerden salih kullara salât ve selam ederek dileklerimizi gerçekleştirmeni istirham ediyoruz.
Bize re'fetinle, rahmetinle, merhametinle, şefkatinle muamele eyle ve bizi haybet ve hüsrana dûçar bırakmak suretiyle imtihan etme!.
Lütfen dualarımızda ezilen, sömürülen, işgal altındaki Müslüman kardeşlerimizi unutmayalım!...
Can İle Canan
Gerçek misin hayal misin düş müsün.
Hakikatin sırrı nedir, söyle yar.
Mavera'da uçan nazlı kuş musun.
Yolun kime gider senin böyle yar.
Canan
Hem gerçeğim hem hayalim hem düşüm.
Kaf dağında anka olmak hep işim.
Zehirlidir aşk bilmeze hem aşım.
Soframızı hal bilene söyle yar.
Can
Bu sofradan hal bilende anlamaz.
Anlayan da sözü haktan dinlemez.
Dost tepeler rüzgarları önlemez.
Sam yeline kurban olma böyle yar.
Canan
Anlamayan oturmasın yemesin.
Her kundağa ab-ı hayat memesin.
Kimse bize rızkı zail demesin.
Muhabbetin didarıyız böyle yar.
Can
Saçlarına beni tel tel takmışlar.
Gözlerini kandil edip yakmışlar.
Nazar ile yüze-göze bakmışlar.
Gönül gözü bilmez onlar öyle yar.
Canan
Bilen yeter bilmeyene lüzum yok.
Kaybedemem öksüz yetim kuzum yok.
Aşka düşmüş çölde Leyla kızım yok.
Destan olmam dillere ben öyle yar.
Can
Saki midir mey bakışan gözlerin.
Baki yaktı narı cevher közlerin.
Sağ yanımda defter olsun sözlerin.
Münker Nekir sana gelsin söyle yar.
Canan
Korkma aşık sana vebal yüklemem.
Çok yakındır defterini paklamam.
Hurin oldum bu yüzdendir beklemem.
Suallere benden selam söyle yar.
Can
Selamını söyleyince gittiler.
Dört yanımı zaman üstü güttüler
Bana sonsuz izzet ikram ettiler.
İhsan mıdır aşkın bana böyle yar.
Canan
Bu rüyanın haberleri haktandır.
Kul'a göre görüntüler yoktandır.
Bu hidayet aşık sana çoktandır.
Şükrünü sen yine O'na söyle yar.
Can
Şükrüm O'na aşkı sebep eylemiş.
Seni öven diller O'nu söylemiş.
Onsuz alem seni beni neylemiş.
Gün ikindi akşam oldu böyle yar.
Canan
Sızlanırsın ömrüm diye alanda.
Sana benzer nefesini çalanda.
Ne durursun üçbeş günlük yalanda.
Aş için mi bunca telaş böyle yar.
Can
Söyledim de aşın burda yenmedi.
Lezzetini sırrı bilmez anmadı.
Abı hayat suyuna da kanmadı.
Fani yerde kime aktın böyle yar.
Canan
Fani miyim iyi bak sen yüzüme.
Kandil dedin hak yapısı gözüme.
İzin bulup vakıf olsan özüme.
Soramazsın diyemezsin böyle yar.
Can
Meylim yoktur sana kelam çatmaya.
Arzu halim gelmez yemin etmeye.
Samur olsan uyku tutmaz yatmaya.
Neler ettin bana bilmem böyle yar.
Canan
Sevdiceğim derdi aşka üzülmüş.
Yarelenmiş arzuhalden süzülmüş.
Görmeyeli aşık dilin çözülmüş.
Kim kopardı sözü bağdan böyle yar
Can
Üzülmedim derdi aşktan ezildim.
Süzülmedim sırrı burhan yazıldım.
Bu sebeple bağlarımdan çözüldüm.
Kalem kırma mahkumuna böyle yar.
Canan
Halvetimde beni hakim sayarsın.
Hükme sıra geldiğinde cayarsın.
Bu gidişle sırattan da kayarsın.
Haktan özge yolun var mı söyle yar.
Can
Tutuyorum, işte yolum elimde.
Haktan özge söz bulunmaz dilimde.
Elif yüzer, nur ırmağı selimde.
Gücenirim sitem etme böyle yar.
Canan
Ben etmedim kendin düştün derde sen.
Kalk dedikçe yine kaldın yerde sen.
Mahrem edip sırra çektin perde sen.
Nur'um ile sarhoş oldun böyle yar.
Can
Olmasaydım ilmi kime okurdun.
Gül yerine zakkumlara şakırdın.
Asi iplik ile hasır dokurdun.
Benden ala kilim var mı söyle yar.
Canan
Doğru dersin elif ilmi okudum.
Dil evinde güllere ben şakıdım.
Can bulalı cevher kilim dokudum.
Tezgahımda hasır var mı söyle yar.
Can
Aşk adına biz bu sırrın yanıyız.
Bir bedenin nefsi ruhu canıyız.
Aynı kalbin damarıyız kanıyız.
Sancımızı biz biliriz böyle yar.
12 Nisan 2007 Perşembe
GİTTİ
Şimdi bir hayale karışıp gitti.
O yare yazdığım vuslat şiirim,
Hasret ateşinde tutuşup gitti.
Ömrüm bahardı ah, kışlara döndü,
Yürekte ki alev, o kor da söndü,
Gözlerimde bir an düşler bölündü;
Zaman aynalarda bakışıp gitti.
Siyah, beyaz bir düş kalan geriye,
Dönüp, dönüp bakmak, neden maziye?
Verdiğin o bakış, o son hediye,
Yalnız akşamlarda uçuşup gitti
Silen olmadı hiç göz yaşlarımı,
Bir efkar sardı hep bakışlarımı,
Yenilgi sandılar susuşlarımı,
Yanlışlar, doğrular yarışıp gitti.
Bir savaş içimde bütün gidişler,
Boynu bükük, mahzun o terk edişler,
Artık benden yana derken silişler;
Kalan son kalemde vuruşup gitti...
Bir başka gözüküyor yüzler bugün
Soldu mu hayatın umut yaprağı
Yalnızlık başladı ve yine hüzün
Bakımsız mı gönlümün irem bağları
Dost kalbiyle dosttur insana
Unutuldu mu yaşanan o mutlu günler
Bir merhabadır, ulaşır ruhuma
Nerde o gönderilen sıcacık güller
O mevsim ki bir bahardır gönlümde
Hani dosttan gelen bereket yağmuru
Bir gülün hayali varsa gönlümde
Yok mu onu yeşertecek bir yeşil duygu
(can'a...)
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) kullandığı 40 öğretme metodu
Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, evrensel bir eğitim-öğretim sistemi
getirmiş ve bütün kalpleri, bütün ruhları, bütün akılları, bütün nefisleri
ideal ufka yükseltecek bir mesaj sunmuştur. Sadece O'nun getirdiği sistemdir
ki hem ruhu, hem aklı hem de nefsi, yükselebilecek en son noktaya
ulaştırmıştır.
Peygamber Efendimiz'in kullandığı 40 öğretme metodu:
1. Efendimiz, söylediği hakikatleri bizzat yaşayarak hayatıyla göstermiştir.
2. Dinî yükümlülükleri tedrîcî (yavaş yavaş, basamak basamak) bir sistemle
öğretmiştir.
3. Öğretmede orta yolda durmaya ve insanları bıktırmaktan uzak durmaya
riayet etmiştir.
4. Öğrenenler arasındaki kişisel farklılıkları göz önünde bulundurmuştur.
5. Karşılıklı konuşma ve soru-cevap şeklini kullanmıştır.
6. Yanlış düşünceyi söküp atmak ve gerçek doğru bilgiyi net bir şekilde
muhatabın kafasına yerleştirmek için aklî ölçüleri kullanmıştır.
7. Muhataplarına soru yöneltmiş, böylece onların zeka ve bilgi seviyelerini
ölçmüştür.
8. Mukayese ve örneklendirme metodunu kullanmıştır.
9. Benzetme ve halk arasında yaygın olarak kullanılan örnekleri
kullanmıştır.
10. Anlattığı hususu, elinde herhangi bir şey ile yere ve toprağa çizerek
bizzat göstermiştir.
11. Sözle beraber jest ve mimiklerini kullanmış ve el ile işaretlerde
bulunmuştur.
12. Önemine binaen, halin mümkün kıldığı bir nesneyi bizzat eline almış,
eliyle kaldırmış ve arkasından söyleyeceği hususu söylemiştir.
13. Muhataplarından bir soru gelmeden söze önce kendileri başlamıştır.
14. Muhatabının sorusuna eksik ve fazla olmadan cevap vermiştir.
15. Muhatabının sorusuna, onun ihtiyacına binaen sorduğundan daha fazlasıyla
cevap vermiştir.
16. Muhatabını, güzel bir hikmete binaen, sorduğu sorudan daha önemli bir
hususa yönlendirdiği de olmuştur.
17. Soru soranın sorduğu soruyu tekrarlamasını istemiştir.
18. Muhatabın aldığı cevabı tekrar etmesini istemiştir. Böylece cevap
unutulmayacaktır.
19. Bildiği bir husustan dolayı kişiyi imtihan etmiştir ki bununla doğru
cevap vereceği için kişiyi sena etmek, övmek istemiştir.
20. Önünde olan bir olaya karşı susma yolunu tercih etmiştir.
21. Öğretme esnasında meydana gelebilecek imkan ve fırsatlarıdeğerlendirmiştir.
22. Latife ve şaka yoluyla öğretmeyi tercih etmiştir.
23. Öğrettiği hususu yeminle tekit etmiş perçinlemiştir.
24. Öğretilen hususun önemine binaen sözü üç kere tekrar etmiştir.
25. Konunun önemini oturuşunu ve duruşunu değiştirerek ve sözü tekrar ederekgöstermiştir.
26. Cevabı geciktirerek muhatabın sorusunu tekrar etmesini sağlayarak onuuyarmıştır.
27. Muhatabı intibaha sevk etmek için, onu omzundan veya elinden tutmuştur.
28. Muhatabı teşvik için veya onu sıkıntıya sokacak bir durumdan dolayı,bazı hususların gizli kalmasını yeğlemiştir.
29. Söyleyeceği hususun hafızalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesiiçin, sözü kısa ve öz bir şekilde ifade etmiş, daha sonra ise ayrıntılarına geçmiştir.
30. Cevabın birkaç madde ile verileceği durumlarda önce cevabın kaç maddedenoluştuğunu bildirmek için sayıyı söylemiş daha sonra saymıştır.
31. Va'z etme, nasihat etme ve öğüt verme metodunu kullanmıştır.
32. İnsanların şevklerini kamçılama veya neticesi elem verici hususlardanşiddetle uzaklaştırma (Tergib ve terhib) metodunu kullanmıştır.
33. Kıssa ve geçmiş ümmetlere ve insanlara dair haberlerle öğretme metodunuuygulamıştır.
34. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda önce nazikbir hazırlık süreci hazırlamış ve soruyu öyle cevaplandırmıştır.
35. Sorunun cevabının muhatabı utandırma ihtimali olan hususlarda üstükapalı olarak kinaye yoluyla ve işaret ederek yetinmiştir.
36. Kadınlara öğretmeyi ve nasihat etmeyi de asla ihmal etmemiştir.
37. Halin gerektirdiği durumlarda öğretme hususunda azarlayıp paylamayı(ta'nif) ve kızmayı (gadab) da ihmal etmemiştir. Ne var ki onun paylaması vekızması da merhamet yörüngesinde ve ümmetinin selameti için olmuştur.
38. Talim ve tebliğde, kitabeti (yazma metodunu) da kullanmıştır.
39. Yabancı dilleri (mesela Süryaniceyi) öğrenmesi için bazı sahabelerigörevlendirmiştir ki bu husus da günümüzde dünyanın dört bir tarafındaİslam'ın güzelliklerini öğrenmek isteyenlere karşı yapılacak vazifenin çokönemli bir basamağını teşkil etmektedir.
40. Bizzat kendi mübarek zatıyla talimde bulunmuştur.
11 Nisan 2007 Çarşamba
İlim üzerine birkaç not...
Burada bahsedilen ilim, sahibine faydalı ilimdir. Bu da "mari'fetullâh"dır. Çünkü ilim olmayınca insan, bir şeyin fayda ve zararını anlayamaz. İlim, sahibinin kalbini parlatır, kalpten perdeleri kaldırır. Böylece o kimse de yolunu ve yürüyüşünü tayin eder. İlim, insanı Allâh'a yaklaştırır. Allâh'tan uzaklaşmak da ilimsizlikten olur.
Hz. Peygamber (s.a.v.): "Evde nasıl ki kandil karanlığı yırtar ve aydınlatıp eşyayı gösterir ise faydalı ilim de kalbi aydınlatacağından, perdeleri kaldırıp insanı mâsivâ (Allâh'dan başka her şey) dan uzaklaştırarak, Allâh'a yaklaştırır." buyurmuşlardır.
İlim insana kendisinin mahluk ve hiç olduğunu hatırlatır. Faydalı ilim ne kadar kuvvetli olursa, imân da o derece kuvvetli olur. Böylece insan, bir vehimden ibaret olan varlığından uzaklaşır ve Allâh'a yaklaşır.
Hz. Peygamber (s.a.v.):"Yâ Rabbî, menfaati olmayan ilimden sana sığınırım." buyuruyor.
Hayırlı ilim, kalbde Allâh korkusu uyandıran ilimdir. Böyle ilme sahip olan kimsede Allâh korkusu uyanınca, o kimse sahip olduğu ilimden fayda görür. En büyük menfaat Allâh sevgisinin bulunmasıdır. Bu sebeple insan, kendisinde Allâh korkusu ve sevgisi uyandıran ilimden menfaat sağlayabilir. Allâh sevgisi olmayan insan, insan dâhi değildir.
Allâhu Teâlâ buyuruyor:"Onlar ki gözleri bakar görmez; kulakları var işitmez; bunlar hayvandır."
31 Mart 2007 Cumartesi
DÜNYA FANİDİR AMA...

28 Mart 2007 Çarşamba
Mescid-i Aksa
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnını koydum
Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu
Gözlerim yollarda bekler dururum
Nerde kardeşlerim diyordu bir ses
İlk Kıblesi benim ulu Nebi’nin
Unuttu mu bunu acaba herkes
Burak dolanırdı yörelerimde
Mi’raca yol veren hız üssü idim
Kutsallığım belli şehir ismimden
Her yana nur saçan bir kürsü idim
Hani o günler ki binlerce mü’min
Tek yürek halinde bana koşardı
Hemşehrim nebi’ler hâtırı için
Cevaba erişen dualar vardı
Şimdi kimsecikler varmaz yanıma
Mü’minde yoksunum, tek ve tenhayım
Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı
Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım
Mescid-i Aksa’yı görüm düşümde
Götür müslümana selam diyordu
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Kucaklasın beni İslâm diyordu
Mehmet Akif İnan
27 Mart 2007 Salı
KUTLU DOĞUM HAFTAMIZ MÜBAREK OLSUN...
بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ
يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُا نُورَ اللّهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
Ahmed yaratılmış o büyük Nur-u Ehad'den
Her zerrede nurdur, o ezelden hem ebedden
Bir nur ki odur hem yüce hem lâyetenahî
Ol Fahr-i Cihan Hazret-i Mahbub-u İlahî
Parlattı cihanı bu güzel Nur-u Muhammed (A.S.M.)
Halkolmasa, olmaz idi bir zerre ve bir ferd
Ol nuru ânın, her yeri her zerreyi sarmış
Baştan başa her dem bu kesif zulmeti yarmış
Bir nur ki odur sade ve hem lâyetezelzel
Âri ve berî cümleden üstün ve mükemmel
Bir nur ki bütün zerrede ancak o nümâyân
Bir nur ki verir kalblere hem aşk ile iman
Bir nur ki eğer olmasa ol nur hele bir an
Baştan başa zulmette kalır hem de bu ekvan
Bir nur ki değil öyle muhat, hem dahi mahsur
Bir nur ki eder kalbi de pürnur, çeşmi de pürnur
Bir lem'adır andan, şu büyük şems ve kamerler
Hep işte o nurdan bu acaib koca âlem
Halk oldu o nurdan yine Cennet'le Cehennem
Şekk yok ki o nurdur okunan Hazret-i Kur'an
Ol nur-u ezel hem sebeb-i hilkat-ı insan
Her şeye odur mebde' ve asıl ve esas hem
Ondan görünür nev'-i beşer böyle mükerrem
Bir zerre değil, bahr-i muhit o bahr-i münirden
Hem nasıl beşer hiç kalıyor hepsi de birden
Şekk yok ki cihan, katre-i nurundan o nurun
Şekk yok ki bu can, zerre-i nurundan o nurun
Sönsün diye üflense, o derya gibi kaynar
Söndürmeğe hem kimde aceb zerre mecal var
Söndürmeğe kalkmıştı asırlar dolu küffar
Kahreyledi her hepsini ol Hazret-i Kahhar
Hep sönmüş asırlar, yanıyor sönmeden ol
Tarihe sorun, kimdir o nur, hem kim imiş menfur
Alnında yanan Nur-u Muhammed' di Halil'in
Yetmezdi gücü, bakmağa her çeşm-i alilin
Görseydi Resul'ün o güzel nurunu, Nemrud
Yakmazdı o dem, nârını ol kâfir-i matrud
Bir sivrisinek öldürüyor o şah-ı cihanı (!)
Atmıştı Halil'i ateşe çünki o cani
Bir perde açıp söyledi Hak gizli kelâmdan
Ol ateşe bahseyledi hem berd ü selâmdan
"Dostum ve Resulüm yüce İbrahim'i ey nâr
At âdetini, yakma bugün, sen onu zinhar!"
Bir gizli hitab geldi de ol dem yine Hak'tan
Bir abd-i mükerrem dahi kurtuldu bıçaktan
Ol nurdan için Yunus'u hıfzeyledi ol hut
Ol nur ile kahreyledi hem kavmini ol Lut
Ol hüsn-ü cemal, eyledi âlemleri hayran
Nerden onu bulmuş, acaba Yusuf-u Ken'an
Hikmet nedir, ol derdlere sabreyledi Eyyub
Hem sırrı nedir, Yusuf için ağladı Ya'kub
Öldükçe dirildikçe neden duymadı bir his
Ol namlı nebi, şanlı şehid Hazret-i Cercis
Hasretle neden ağladılar Âdem ve Havva
Kimdendi bu yıllarca süren koskoca dava
Hem âh, neden terkedilip Ravza-i Cennet
Bir dâr-ı karar oldu neden âlem-i mihnet
Nur şehri olan Tur'da o dem Hazret-i Musa
Esrar-ı kelâm hep çözülüp buldu tecella
Bir parça Zebur'dan okusa Hazret-i Davud
Başlardı hemen sanki büyük mahşer-i mev'ud
Bilmem ki neden, yel ve sular hep onu dinler
Bilmem ki neden, hep işiten âh! diye inler
Mahluku bütün kendine râmetti Süleyman
Nerdendi bu kuvvet, ona kimdendi bu ferman
Yellerle uçan şanlı büyük taht-ı mukaddes
Esrar-ı ezelden o da duymuş yine bir ses
Ol hangi acib sır ki, çıkar göklere İsa
Kimdir çekilen çarmıha, kimdir yine Yuda
Nur derdi için tahtını terkeyledi Edhem
Bir başkasının tahtı olur derdine merhem
Çok şahs-ı veli, nur ile hem etti kanaat
Çok şahs-ı denî, nur ile hem buldu keramet
Her hepsi de pervanesi, üftadesi nurun
Her hepsi muamma, gücü yetmez bu şuurun
Fillerle varıp Kâbe'ye hem Ebrehe zalim
İsterdi ki yapsın nice bin türlü mezalim
İsterdi ki o beyt yıkılıp şöhreti sönsün
Halk Kâbe'yi terkederek kiliseye dönsün
İsterdi ki çeksin doğacak nura bir sed
Hem doğmadan ölsün diye Mahbub-u Müebbed
Günlerce gidip Kâbe'ye hem yaklaşan ordu
Birdenbire bir tehlike sezmiş gibi durdu
Sür'atle gelip bir sürü kuş, semt-i bahirden
Taş harbine başlar pek acib hepsi birden
İndikçe havadan o muamma gibi taşlar
Cansız yıkılıp yerlere yatmış nice başlar
Şahıyla beraber kocaman orduyu Mevlâ
Olsun diye Mahbub'a nişan, eyledi mevta
Hem kavm-i Kureyş, söndürelim derken o nuru
Erkek ve kadın, cümlesinin kaçtı huzuru
Müşrik ve muvahhid, iki fırka olup urban
Yıllarca dökülmüş yine üstüne bir kan
Şakk etti Kamer, Fahr-i Beşer, ol yüce Server
Her yerde ve her anda onun nuru muzaffer
Kur'andı kali, nurdu yolu, ümmeti mutlu
Ümmet olanın kalbi bütün nur ile doldu
Çekmezdi keder, ol sözü cevher, özü kevser
Ol Sure-i Kevser, dedi a'dasına "ebter!"
Ol Şems-i Ezel'den kaçınan ol kuru başlar
Gayya-i Cehennem'de bütün yakmış ateşler
Bitmişti nefes, çıkmadı ses, bıktı da herkes
Ol nura varıp baş eğerek hem dediler pes
İdraki olan kafile ayrıldı Kureyş'ten
Feyz almak için doğmuş olan şanlı güneşten
Ol kevser-i Ahmed'den içip herbiri tas tas
Olmuştu o gün sanki mücella birer elmas
Ol başlara taç, derde ilâç, mürşid-i âlem
Eylerdi nazar bunlara nuruyla demadem
Bunlardı o a'dayı boğan bir alay arslan
Hak uğruna, nur uğruna olmuş çoğu kurban
Bunlardan o gün ehl-i nifak cümle kaçardı
Müşrik ise, ol aklı anın kalmaz uçardı
Bunlardı o Peygamberin ashabı ve âli
Dünyada ve ukbada da hem şanları âlî
Tavsif ediyor bunları hep şöylece Kur'an:
Sulh vakti koyun, kavgada kükrek birer arslan
Hep yüzleri pâk, sözleri hak, yolları haktı
Merkebleri yeller gibi Düldül'dü, Burak'tı
Bir cezbe-i "Yâ Hayy!" ile seller gibi aktı
A'daya varıp herbiri şimşek gibi çaktı
Bunlardı o gün halka-i tevhidi kuranlar
Bunlardı o gün baltalayıp küfrü kıranlar
Bunlardı mübarek yüce cem'iyet-i şûra
Bunlardı o nurdan dizilen halka-i kübra
Bunlardı alan Suriye, Irak, ülke-i Kisra
Bunlarla ziyadar o karanlık koca sahra
Bunlardı veren hasta, alîl gözlere bir fer
Bunlardı o tarihe geçen şanlı gazanfer
Her hepsi de bir zerre-i nuru o Habib'in
Her an görünür gözlere ondan nice yüzbin
Nur altına girmiş bulunan türlü cemaat
Hem buldu beka, hem de bütün gördü adalet
Ecdad-ı izamın o büyük ruhları küskün
Zira ne küfürler okunur onlara her gün
Yağmıştı o gün âh ne kederler, ne elemler
Âciz onu hep yazmağa, eller ve kalemler
Binlerce yetimin yıkılan kalbini sen yap
Afvet yeter artık, o Habib aşkına ya Rab!..
Derken yeter artık, bizi afvet güzel Allah
Sarsıldı cihan, öldü de bir gümgüme nâgâh
Buz parçası halinde bulut, bir yere düşmüş
Erkek ve kadın hepsi de ol semte üşüşmüş
Derhal açılıp gökyüzü hem parladı
ol nurdan gelen Risale-in Nur
Hallak-ı Rahîm eyledi mahlukunu mesrur
Zulmet dağılıp başladı bir yepyeni gündüz
Bir neş'e duyup sustu biraz ağlayan o göz
Bir dem bile düşmezken onun âhı dilinden
Kurtuldu, yazık dertli beşer derdin elinden
Ol taze güneş, ülkeye serptikçe ışıklar
Hep şâd olacak, şevk bulacak kalbi kırıklar
Her kalbe sürur, her göze nur doldu bu günden
Bir müjde verir sanki o bir şanlı düğünden
Arzeyleyelim ol yüce Allah'a şükürler
Kalkar bu kahr u cehl ü dalal, şirk ü küfürler
Ol nur-u Hüda saldı ziya, kalbe safa hem
Gösterdi beka, göçtü fena, buldu vefa hem
Çıkmıştı şakî, geldi nakî gördü adavet
Eylerdi nefiy, oldu hafî nur-u hidayet
Fışkırdı Risale-i Nur, ufuktan nur-u Risalet
Ol nur-u Risalet verecek emn ü adalet
Allah'a şükür, kalkmada hep cümle karanlık
Allah'a şükür, dolmada hep kalbe ferahlık
Allah'a şükür, işte bugün perde açıldı
Âlemlere artık yine bir neş'e saçıldı
Artık bu sönük canlara can üfledi canan
Artık bu gönül derdine ol eyledi derman
Bir fasl-ı bahar başladı illerde bu günden
Bir sohbet-i gül başladı dillerde bu günden
Benden bana ben gitmek için Risale-i Nur diye koştum
Nur derdine düştüm de denizler gibi coştum
Bir zerrecik olsun bulayım der de ararken
Düştüm yine derya gibi bir nura bugün ben
Verdim ona ben gönlümü baştan başa artık
Maşukum odur şimdi benim, ben ona âşık
Ol nur-u ezel hem kararan kalblere lâyık
Ol nurdan alır feyzini hem cümle halâyık
Kahreyledi ol zulmeti Risale-i Nur'a akanlar
Nur kahrına uğrar, ona hasmane bakanlar
Küfrün bütün alayı hücum etse de ey nur
Etmez seni dûr, kendi olur belki de makhur
Sensin yine hazır, yine sensin bize nâzır
Ey nur-u Rahîm, ey ebedî bir cilve-i kudret-i Fâtır
Bir neş'e duyurdun imanla sırr-ı ezelden
Bir müjde getirdin bize ol namlı güzelden
Madem ki içirdin bize ol âb-ı hayattan
Bir zerre kadar kalmadı havf şimdi memattan
Hasret yaşadık nuruna yıllarca bütün biz
Masum ve alîl, türlü bela çekti sebebsiz
Yıllarca akan, kan dolu gözyaşları dinsin
Zalim yere batsın, o zulüm bir yere sinsin
Yıllarca, asırlarca bu nurun yine yansın
Öksüz ve yetim, dul ve alîl hepsi de kansın
Ey nur gülü, nur çehreni öpsem dudağından
Kalb bahçesinin kalbine diksem budağından
Her dem kokarak hem o güzel rayihasından
Çıksam yine ben âlem-i fâni tasasından
Nur güllerin açsın, yine miskler gibi tütsün
Sinemde bu can bülbülü tevhid ile ötsün
Sensin bize bir neş'e veren ol gül-ü hâlis
Sensin bize hem cümleden a'lâ, dahi muhlis
Ey Nur-u Risalet'ten gelen bir bürhan-ı Kur'an
Ey sırr-ı Furkan'dan çıkan hüccet-i iman
Sendin bize matlub, yine sendin bize mev'ud
Sayende bugün herkes olur zinde ve mes'ud
Her an seni bekler ve sayıklardı bu dünya
Hak kendini gösterdi, bugün bitti o rü'ya
Bin üçyüz senedir toprağa dönmüş nice milyar
Mü'min ve muvahhid seni gözlerdi hep ey yâr
Her hepsi de senden yana söylerdi kelâmı
Her hepsi de her an sana eylerdi selâmı
Nur çehreni açsan, atarak perdeyi yüzden
Söyler bana ruhum yine مَا ازْدَدْتُ يَقِينًا
Vallah, ezelden bunu ben eyledim ezber
Risale-in Nur'dur vallah o son müceddid-i ekber
Yüzlerce sened, hem nice yüzlerce işaret
Eyler bu mukaddes koca davaya şehadet
En başta gelen şahid-i adl Hazret-i Kur'an
Göstermiş ayânen otuzüç yerde o bürhan
يَامُدْرِكًا nin kalbine gömmüş Esedullah
Çok sır ki, bilenler oluyor hep sana âgâh
كُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ demiş ol pîr-i muazzam
Binlerce veli hem yine yapmış buna bin zam
Mu'cizdir o söz, haktır o öz, görmedi her göz
Artık bu muammaları gel sen bize bir çöz
Altıncı Söz'ün aldı bütün fiil ü sıfâtı
Verdim de arındım ona hem zât u hayatı
Müflis ve fakir bekliyordum şimdi kapında
Tevhide eriştir beni, gel varını sun da
Ben ben diye, yazdımsa da sensin yine ol ben
Hiçten ne çıkar, hem bana benlik yine senden
Afvet beni ey afvı büyük, lütfu büyük Risale-in Nur
Bir dem bile hem eyleme senden beni ya Rabbena mehcur
Nur aşkına, Hak aşkına, dost aşkına ey nur
Nurunla ve sırrınla bugün kıl bizi mesrur
Ey Nur-u Ezel'den gelen Nur-u Muhammed (A.S.M.)
Ey sırr-ı imandan gelen nur-u müebbed
Binlerce yetimin duyulan âhını bir kes
Sarsar o büyük arşı da vallah bu çıkan ses
Vallah cemilsin, yeter artık bu celalin
Göster bize ey Nur-u Muhammed, bir kerre cemalin
Dergâhını aç, et bize ihsan, yine ey nur-u Risalet
Biz dertli kuluz, kıl bize derman, yine ey nur-u hakikat
Emmare olan nefsimizin emrine uyduk
Ver bizlere sen nur ile îkan, yine ey Nur-u Kur'an
Hırs ateşi sönsün de gönül gülşene dönsün
Saç nurunu, hem feyzini her an, yine ey nur-u iman
Sen nur-u Bedi', Nur-u Rahîm'sin bize lütfet
Hep isteğimiz aşk ile iman, yine ey Nur-u İlahî
Dinin çekilip, dev gibi saldırmada vahşet
Rahmet bizi garketmeye tufan, yine ey Nur-u Rahmanî
Pürnura boyansın bütün âfâk-ı cihanın
Her yerde okunsun da bu Kur'an, yine ey Nur-u Sübhanî
Mahbubuna uyduk, hepimiz ümmeti olduk
Ağlatma yeter, et bizi handan, yine Ey Nur-u Rabbanî
Ol Ravza-i Pâk-i Ahmed'i (A.S.M.) göster bize bir dem
Artık olalım hep ona kurban, yine Ey Nur-u Samedanî
İslâm'a zafer ver, bizi kurtar, bizi güldür
A'damızı et hâk ile yeksan, yine ey Nur-u Furkanî
Her belde-i İslâm ile, olsun bu yeşil yurd
Tâ haşre kadar cennet-i canan, yine ey Nur-u imanî
Ol Fahr-i Cihan, Âl-i Abâ hakkı için ya Rab
Hıfzet bizi âfât u beladan, ya Nur-el Envar, bihakkı ismike-n Nur!
Âciz, bîçare
Hasan Feyzi (Rahmetullahi Aleyh)
* * *
BEKLEYEN
Ben peşine düşmüş bir canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
Sen varsın dünyada, bir de ben varım!
Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.
Kimsesiz odanda kış geceleri,
İçin ürperdiği demler beni an!
De ki: Odur sarsan pencereleri,
De ki: Rüzgâr değil, odur haykıran!
Göğsümden havaya kattığım zehir,
Solduracak bir gül gibi ömrünü.
Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir,
Bana kalacaksın yine son günü.
Ölürsün... Kapanır yollar geriye;
Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
Varılmaz hayale işaret diye
Toprağında bir taş olur, beklerim...
Necip Fazıl Kısakürek[1930]
26 Mart 2007 Pazartesi
An Hadith...
(1) a just ruler;
(2) a young man who has been brought up in the worship of Allah, (i.e. worship Allah (Alone) sincerely from his childhood),
(3) a man whose heart is attached to the mosque (who offers the five compulsory congregational prayers in the
(4) two persons who love each other only for Allah's sake and they meet and part in Allah's cause only;
(5) a man who refuses the call of a charming woman of noble birth for an illegal sexual intercourse with her and says: I am afraid of Allah;
a person who practices charity so secretly that his left hand does not know what his right hand has given (i.e. nobody knows how much he has given
(i.e. nobody knows how much he has given in charity).
(7) a person who remembers Allah in seclusion and his eyes get flooded with tears."
Bukhari Vol. 2 : 504
SU KASİDESİ
Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su
Kim bu denli tutuşan odlare kılmaz çare su
Âb-gûndur günbed-i devvar rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvare su
Zevk-i tiğinden aceb yok olsa gönlüm çak çak
Kim mürur ilen bırakır rahneler divare su
Suya versin bağ-ban gül-zarı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gül-zare su
Ohşadabilmez gubarını muhharir hattına
Hame tek bakmaktan inse gözlerine kare su
Arızın yadiyhle nem-nak olsa müjganım nola
Zayi olmaz gül temennasiyle vermek hare su
Hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
Parmağından verdiği şiddet günü Ensar’e su
Eylemiş her katreden bin bahr-i rahmet mevc-hiz
El sunup urgaç vuzu için gül-i ruhsare su
Hâk-i payine yetem der ömrlerdir muttasil
Başini taştan taşa urup gezer avare suZ
erre zerre hâk-i der-gâhina ister sala nûr
Dönmez ol der-gâhtan ger olsa pâre pâre su
Zikr-i na’tin virdini derman bilir ehl-i hatâ
Eyle kim def’-i humar için içer mey-hâre su
Yâ Habibu’llah yâ hayru’l-beşer müştâkinim
Eyle kim leb-teşneler yanip diler hemvâre su
Sensin ol bahr-i keramet kim şeb-i Mirâc’da
Şeb-nem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyâre su
Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânıma
Var ümîdim ebr-i ihsânın sepe ol nâre su
Yümn-i na’tinden güher olmuş Fuzûli sözleri
Ebr-i nîsandan dönen tek lü’lü-i şeh-vâre su
Hâb-i gafletten olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Hâb-ı hasretten dökende dîde-i bîdâre su
Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayam
Çeşme-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su
Gam günü etme dil-i bîmârdan tiğin diriğ
Hayrdır vermek karanu gecede bîmâre su
İste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
Susuzum bir kez bu sahrâda benim’çün ara su
Ben lebin müştâkiyim zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su
Ravza-i kûyuna her dem durmayıp eyler güzârA
şık olmuş gâliba ol serv-i hoş-reftare su
Su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
Çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vâre su
Dest-busı arzusiyle ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su
İçmek ister bölübülün kanın meger bir reng ile
Gül budağının mizâcına gire kurtare su
Tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktida kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr’e su
Seyyid-i nev’-i beşer deryâ-yi dürr-i istifâ
Kim sepiptir mu’cizâtı âteş-i eşrâre su
Kılmak için tâze gül-zâr-i nübüvvet revnâkın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâre su
Mu’cizi bir bahr-i bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan bin bin âteş-hâne-i küffâre su
21 Mart 2007 Çarşamba
Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlânâ
Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.
O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli
- ' helal değildir ' diye bu kurbanı geri çevirir.
Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır.
Mevlana ise; bu hediyeyi kabul eder.
Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana şöyle der:
- Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz.
O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhı'na gider ve Hacı Bektaş Veli'ye,
Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli'ye sorar.
Hacı Bektaş da söyle der:
- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir.
Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez.
Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."
12 Mart 2007 Pazartesi
Hayat Bu...
Demem o ki bazımız çok iyi yerlerde bazımız sefalet içinde olsak da hep bir imtihan içindeyiz ve imtihan bitmeyecek, ta ki o malum zaman gelene kadar= ÖLÜM!
Osmanlı zamanında kabirler şehrin ortasında olurmuş ki kimse unutmasın onu!
Bizler yaşıyoruz ve yaşantımızın son bulması ile birlikte bütün işlerimiz de son bulacak!
Son bulmayan 3 şey; malumunuz:
1. Hayırlı evlat
2. Sadaka-i câriye (Kalıcı bir eser)
3. Faydalı ilim.
Hayırlı evlat bize dua edecek.
Bıraktığımız eser (mesela yaptırdığımız bir okul) bize diğer kişiler tarafından hayır dua ettirecek.
Faydalı ilim de arkamızdan gelenlerin ondan faydalanıp iyi işler yapmasına ve bizim de dolayısıyla o hayırda bir tuzumuz bulunmasına vesile olmuş olacak.
Yaşıyoruz..
Yaşadığımızın farkında olarak mı yaşamak isteriz yoksa öylesine mi?
Yaşıyoruz..
Amaçsız, bir insan nereye kadar yaşayabiliyor?
Yaşıyoruz..
İyilikler olmasa kalbimiz ne kadar dayanırdı bu dünyaya?
Kendime yani hayatıma çeki düzen vermek istiyorum!
Yeni hayatımda bol bol iyilikler olacak inşaAllah :=)
Ben duaya inanırım.. Çalışmakla birlikte duaların çok büyük ehemmiyeti var..
Dualarınızı bekliyorum...
MerveZeynep

Çeşmi cemâli güldür gül
Gül olanın aslı güldür
Peygamberin nesli gül
Kurusu gül, yaşı güldür
Toprağı gül, taşı güldür
Girdim şahın bahçesine,
Cümlesi aşı güldür gül
Asmasında gül dalları,
Kovanında gül balları
Ağacında gül hâlleri,
Servi pınarı güldür gül
Arkı akar çarkı döner,
Gülden değirmeni döver
Yine gülden gül öğütür,
Bendi ırmağı güldür gül
Gülden terâzi yaparlar,
Gül ile gülü tartarlar
Gül alırlar gül satarlar,
Çarşı pazarı güldür gül
Açıl gel ey gonca gülüm,
Ağlatma şeydâ bülbülün
Bu inleyen garib dilin,
Âh-u efgânı güldür gül
Gel hâ gel ha gül Nesîmi,
Geldi yine gül mevsimi
Bu feryad bülbül sesimi
Sesi feryâdı güldür gül.
MEDİNE'NİN GÜLÜ
Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi;
Bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi..
Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi.
Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam,
Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam;
Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam..
Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam.
Anladım vaslına ermek için artık çok geç,
Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek;
İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek..
Anladım vaslına ermek için artık çok geç...
Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından,
Ne olur Sana ulaşmam için kanadından;
Bana bir tüy ver pervaz edeyim hep ardından..
Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından.
Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!
Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül!.
Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül!
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım,
Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım;
Sensiz geçen bu acı rüyadan kurtulayım..
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım..
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta,
Ruhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta;
Göster çehreni ki güneş gurûba kaymakta..
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta...
Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;
Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun..
Ne olur hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..!
M.Fethullah Gülen
10 Mart 2007 Cumartesi
SINAV SONUÇLARIM
Ama İso için bazı tiyolar vereceğim tabii buralara uğrarsa görecek :((
ya bu kardaş beni iyice unuttu ya!!
İso, ablan iyi notlar aldı! Çok mu dua ettin nedir :P
ortalaması da geçer :)
9 Mart 2007 Cuma
CAN DEDİM
YİNE DE -EYVALLAH! DEDİM
ÖLÜMÜNE BİR YOLDU BENİMKİ
YİNE DE -BEN VARIM! DEDİN
İŞTE BU YÜZDEN BEN SANA
YALNIZ SANA "CAN" DEDİM...
DERT DEDİN
YOL DEDİM
CANAN DEDİN
CAN DEDİM...
04.03.2007 19.55
-
Kalp ile akıl Ben bedende kaldım Dökemedim seni Sevdim sevmedim Arasında kaldım Çözüm dert Yollarına uzananda Ben yine Sende kaldım Var mıyd...
-
Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gamsın sen Gerçi virane isen genc-i mutalsamsın sen Secde- ferma-yi melek zat-ı mükerremsin sen Bildiği...
-
Yıldızlara baktırdım fallara çıkmıyorsun Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa Pencereden bakmıyor yollara çıkmıyorsun Seni görmem imkansız ...