(Peki, kaç tane Leyla var ki?!!)
12 Ekim 2009 Pazartesi
Bütün LEYLA'lara...
Ben artık Rabbime döndüm sakın bana gülme Leyla
Gerçek aşkı onda buldum, sakın bana kızma Leyla
Bu sevdanın adı başka, güzelliği tadı başka
Canlar feda böyle aşka, bunu düşün, anla Leyla
Artık çöller Rabbim için, gözde göller Rabbim için
Seçkin sözler Rabbim için, beni anla, ağla Leyla.
(Peki, kaç tane Leyla var ki?!!)
(Peki, kaç tane Leyla var ki?!!)
GÜL GAZELİ....
HAYAT ÇİLELERLE KAİMDİR...
BİZE KALDIRAMAYACAĞIMIZ YÜKÜ YÜKLEME YA RABBİ!
AMİN.
VERİLİR VE ALINIR
ÇOK ÇEŞİT HEDİYELER
KALBİM ELİMDE GELDİM
DİĞERİNDE DE BİR GÜL
BİZE KALDIRAMAYACAĞIMIZ YÜKÜ YÜKLEME YA RABBİ!
AMİN.
VERİLİR VE ALINIR
ÇOK ÇEŞİT HEDİYELER
KALBİM ELİMDE GELDİM
DİĞERİNDE DE BİR GÜL
5 Ekim 2009 Pazartesi
DOST
| Dost acılarda, çilelerde gerekli Dost zor günlerde gerekli Yakınlığı, sevgisi yürekte gerekli Kötü günlerde olmamışsa eğer İyi günde de olmasın, ne | |
| gerekli Sevmek gerekli, sevilmek gerekli Dostla dost kalmak gerekli Dost | |
| hüzünlüyse bugün Varıp yaren olmak gerekli Yakından bile yakınsa | |
| bu dost Uzaktan el sallamak düşer mi Dostluk bitti derse dost | |
O zaman bu diyardan gitmek gerekli Yalnızlık Tanrı'ya mahsus değilmi Zaten | |
| boynum büküktü, iyice eğildi Dermanım diye tutunmuşken dosta Elimi koparıp | |
| atman mı gerekti Bir gün değil bana bin yıl gerekli Dosta | |
| doymam için, unutmam için Yüreğim yüreğine çivilenmişken sımsıkı Bir çırpıda | |
| söküp atmak mı gerekli Dostumun yokluğuna alışmam için Yaşamam değil ölmem | |
| gerekli Dost çıkmışsa dost yüreğinden Yelkovanı, akrebi durdurmak gerekli Dostluk | |
| hep akılda olmak ister, dost sevilmek Ara sıra değil, daim | |
| etmek gerek Dostluk unutulursa tamamen İşte o zaman, o zaman | |
| kıyamet gerekli | |
14 Eylül 2009 Pazartesi
Kadir Gecesi
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Biz onu (Kur'ân'i) Kadir gecesinde indirdik.
2. Kadir gecesinin ne olduğunu sana haber veren oldu mu?
3. Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.
4. O gecede, her iş için Rablerinin izniyle melekler ve Ruh yere iner durur.
5. O gece, selâmettir, esenliktir. Fecrin doğuşuna kadar.
Âyetlerin Tefsiri
1. Biz bu mucize Kur'ân'ı, kadri ve şerefi yüce bir gecede indirdik. Tefsirciler der ki: Şerefi, yüceliği ve kadrinden dolayı bu geceye "Kadir gecesi" denilmiştir. Kur'ân'ın indirilmesinden maksat, Levh-i Mahfûz'dan dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra Cebrail (a.s.) onu yirmiüç senede yeryüzüne indirmiştir. Nitekim İbn Abbâs şöyle der: Yüce Allah Kur'ân'ı toptan Levh-i Mahfûz'dan, dünya semasındaki "Beytu'1-izze" ye indirdi. Sonra olayların vukuuna göre yirmiüç senede Rasulullah (s.a.v)'a parça parça indi.[2]
2. Ey Peygamber! Kadir ve şeref gecesini sana ne bildirdi? Bu, Kadir gecesinin şanının yücelik ve büyüklüğünü ifade eder: Hâzin şöyle der: Bu, o gecenin büyüklüğünü gösterme ve onun haberini dinlemeye teşvik yollu bir ifadedir. Sanki Yüce Allah şöyle buyurur: Onun kıymetini ve üstünlük derecesini sana bildiren, bilgine ulaştıran nedir?[3]
Bundan sonra Yüce Allah, Kadir gecesinin üç yönden üstünlüğünü anlattı: [4]
3. Kadir gecesi şeref ve üstünlük bakımından bin aydan daha üstündür. Çünkü içinde Kur'ân-ı Kerîm'in indirilme şerefi sadece ona verilmiştir. Tefsirciler şöyle der: Kadir gecesinde yapılan iyi iş, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin ay içinde yapılan işten daha hayırlıdır. Rivayete göre bir adam silah kuşanıp bin ay Allah yolunda cihâd etmişti. Rasululah (s.a.v) ve müslümanlar buna hayret ettiler. Rasulullah (s.a.v) bunu ümmeti için de temennî ederek şöyle dedi: Ey Rabbim! Ümmetimi, ümmetlerin en kısa ömürlüsü, amel bakımından da ümmetlerin en azı kıldın. Bunun üzerine Yüce Allah ona Kadir gecesini verdi ve şöyle buyurdu: Kadir gecesi, sen ve ümmetin için, o adamın cihâd ettiği bin aydan daha hayırlıdır.[5] Mücâhid şöyle der: O gün ve gecede yapılan amel, tutulan oruç bin aydan daha hayırlıdır.[6] İşte bu Kadir gecesinin üstünlüğünün anlatıldığı birinci yöndür. [7]
4. Yüce Allah'ın, o seneden bir sonraki seneye kadar takdir ve hükmettiği her türlü iş için, melekler ve Cebrail (a.s) Rablerinin emriyle o gece yeryüzüne iner. İşte bu da, Kadir gecesinin üstünlüğünün anlatıldığı ikinci yöndür. Üçüncü yön ise şudur: [8]
5. Kadir gecesi, gününün başlangıcından tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmettir. O gece melekler mü'minleri selâmlar.
Yüce Allah, o gece insanoğlu için hayır ve selâmetten başka bir şey takdir etmez. [9]
___________________________________________
[1] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/373.
[2] Bkz, Muhtasar-ı tbn Kesîr, 3/659; Kurîubî, 19/130
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/374.
[3] Hâzin, 4/275
[4] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/374.
[5] Bu, İbn Abbâs ve Mücâhid'den rivayet edilmiştir.
[6] Muhtasar-ı İbn Kesîr, 3/659
[7] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/375.
[8] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/375.
[9] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/375.
1. Biz onu (Kur'ân'i) Kadir gecesinde indirdik.
2. Kadir gecesinin ne olduğunu sana haber veren oldu mu?
3. Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.
4. O gecede, her iş için Rablerinin izniyle melekler ve Ruh yere iner durur.
5. O gece, selâmettir, esenliktir. Fecrin doğuşuna kadar.
Âyetlerin Tefsiri
1. Biz bu mucize Kur'ân'ı, kadri ve şerefi yüce bir gecede indirdik. Tefsirciler der ki: Şerefi, yüceliği ve kadrinden dolayı bu geceye "Kadir gecesi" denilmiştir. Kur'ân'ın indirilmesinden maksat, Levh-i Mahfûz'dan dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra Cebrail (a.s.) onu yirmiüç senede yeryüzüne indirmiştir. Nitekim İbn Abbâs şöyle der: Yüce Allah Kur'ân'ı toptan Levh-i Mahfûz'dan, dünya semasındaki "Beytu'1-izze" ye indirdi. Sonra olayların vukuuna göre yirmiüç senede Rasulullah (s.a.v)'a parça parça indi.[2]
2. Ey Peygamber! Kadir ve şeref gecesini sana ne bildirdi? Bu, Kadir gecesinin şanının yücelik ve büyüklüğünü ifade eder: Hâzin şöyle der: Bu, o gecenin büyüklüğünü gösterme ve onun haberini dinlemeye teşvik yollu bir ifadedir. Sanki Yüce Allah şöyle buyurur: Onun kıymetini ve üstünlük derecesini sana bildiren, bilgine ulaştıran nedir?[3]
Bundan sonra Yüce Allah, Kadir gecesinin üç yönden üstünlüğünü anlattı: [4]
3. Kadir gecesi şeref ve üstünlük bakımından bin aydan daha üstündür. Çünkü içinde Kur'ân-ı Kerîm'in indirilme şerefi sadece ona verilmiştir. Tefsirciler şöyle der: Kadir gecesinde yapılan iyi iş, içinde Kadir gecesi bulunmayan bin ay içinde yapılan işten daha hayırlıdır. Rivayete göre bir adam silah kuşanıp bin ay Allah yolunda cihâd etmişti. Rasululah (s.a.v) ve müslümanlar buna hayret ettiler. Rasulullah (s.a.v) bunu ümmeti için de temennî ederek şöyle dedi: Ey Rabbim! Ümmetimi, ümmetlerin en kısa ömürlüsü, amel bakımından da ümmetlerin en azı kıldın. Bunun üzerine Yüce Allah ona Kadir gecesini verdi ve şöyle buyurdu: Kadir gecesi, sen ve ümmetin için, o adamın cihâd ettiği bin aydan daha hayırlıdır.[5] Mücâhid şöyle der: O gün ve gecede yapılan amel, tutulan oruç bin aydan daha hayırlıdır.[6] İşte bu Kadir gecesinin üstünlüğünün anlatıldığı birinci yöndür. [7]
4. Yüce Allah'ın, o seneden bir sonraki seneye kadar takdir ve hükmettiği her türlü iş için, melekler ve Cebrail (a.s) Rablerinin emriyle o gece yeryüzüne iner. İşte bu da, Kadir gecesinin üstünlüğünün anlatıldığı ikinci yöndür. Üçüncü yön ise şudur: [8]
5. Kadir gecesi, gününün başlangıcından tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmettir. O gece melekler mü'minleri selâmlar.
Yüce Allah, o gece insanoğlu için hayır ve selâmetten başka bir şey takdir etmez. [9]
___________________________________________
[1] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/373.
[2] Bkz, Muhtasar-ı tbn Kesîr, 3/659; Kurîubî, 19/130
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/374.
[3] Hâzin, 4/275
[4] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/374.
[5] Bu, İbn Abbâs ve Mücâhid'den rivayet edilmiştir.
[6] Muhtasar-ı İbn Kesîr, 3/659
[7] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/375.
[8] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/375.
[9] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/375.
8 Eylül 2009 Salı
ŞiiRiM...
7 Eylül 2009 Pazartesi
Bir GüL__
6 Eylül 2009 Pazar
YaraLı
Bir zamanlar....
Aşkı bilmeden aşık olmuş biri vardı!
Daha görmeden rayihasıyla sarhoş olduğu
tek şeydi aşk
Değerini bilmeyene, kendini bilmeyene verilemeyecek kadar
büyük
Nicedir gözler dolu
Kaç zamandır kokusunu aradığı
fakat burnunun tam ucunda olduğunu bilmediği(!)
Yaralı gönül aşkı
anlar mı? Sevdim diyen sevdiğini yaralar mı?
Düşünmeden, koşmadan sevgisi uğruna
delicesine
nefes nefese
duyar mı sükuneti?
Yaralı
sessiz ve
bir o kadar vurgun
Nereye kadar gider bu halle?
Fazla uzağa gitmiş olamaz! Yakalamalı
onu
tekrar
Tekrar! Hadi! Koşmalı!
Durmamalı!
Aman Allahım!
Bu bu
bu da ne! Bu bileklerine kelepçelenmiş
pranga da nerden çıktı
nasıl oldu
demeye kalmadan
bitmiş mi herşey!
Bitivermişti!
Yazık olmuştu
hem de çok... :'(
Aşkı bilmeden aşık olmuş biri vardı!
Daha görmeden rayihasıyla sarhoş olduğu
tek şeydi aşk
Değerini bilmeyene, kendini bilmeyene verilemeyecek kadar
büyük
Nicedir gözler dolu
Kaç zamandır kokusunu aradığı
fakat burnunun tam ucunda olduğunu bilmediği(!)
Yaralı gönül aşkı
anlar mı? Sevdim diyen sevdiğini yaralar mı?
Düşünmeden, koşmadan sevgisi uğruna
delicesine
nefes nefese
duyar mı sükuneti?
Yaralı
sessiz ve
bir o kadar vurgun
Nereye kadar gider bu halle?
Fazla uzağa gitmiş olamaz! Yakalamalı
onu
tekrar
Tekrar! Hadi! Koşmalı!
Durmamalı!
Aman Allahım!
Bu bu
bu da ne! Bu bileklerine kelepçelenmiş
pranga da nerden çıktı
nasıl oldu
demeye kalmadan
bitmiş mi herşey!
Bitivermişti!
Yazık olmuştu
hem de çok... :'(
5 Eylül 2009 Cumartesi
AŞK HER DEM TAZEDİR
Ö.Tuğrul İNANÇER
Tû megû bedân şehbâr nîst
Bâ kerîmân kârhâ-yı düşvâr nîst
Azîz dostlar, eskiden Mesnevi derslerine bu beyit okunarak başlanması âdeti varmış. Beyit, Mesnevi-i Şerifin 219. beytidir. Çok müjdeleyici ve çok ümit verici mânâlar taşıyan bu beyitte şöyle deniyor: O şahın huzuruna çıkmak için bize izin verilmemiştir deme. Çünkü kerîm olanlarla, ikram sahibi olanlarla iş yapıp kâr elde etmek zor değildir.
"Hakk'a ulaşmaya çalışmak boşuna gayrettir. Nasıl olsa ulaşamazsın. İyisi mi yat, tembelliğine bak!" diye insanı devamlı kandırmaya çalışan şeytanın bu aldatmalarına karşı Hazret-i Mevlânâ diyor ki: "İkram sahipleri ile iş yapıp kâr elde etmenin kolaylığını biliyorsun, Allah ise Ekramü'l ekremîn'dir. İkram edicilerin en ikram edicisidir. İkram sahiplerinin en yücesidir. O buyurmadı mı: 'Bana bir adım atana Ben on adım atarım. Bana yürüyerek gelene Ben koşarak gelirim.' Öyleyse huzura çıkmaya izin yoktur ümitsizliğine düşme ve aşkı seç, ki bütün peygamberler de öyle yapmıştır."
Aşk-ı ân bükzin ki cümle enbiya
Yaftent ez aşıkı o kâr u keya
Aşk yolunu seç. Bütün peygamberler ve o peygamberlere uyanlar gibi ki ancak ve ancak onun aşkı ile sadece kazanç sahibi, Allah katında makbul olma yüceliği elde edilir.
Aşk zinde der revân u der basar
Her demi bâşed zi gonce tâzeter
Aşk her an ruhta da gözde de tazeliğini korur, hiç eskimez. Aşkın tazeliği gül bahçesindeki goncaların tazeliği gibidir. Beyitte deniyor ya: "der ravan u der basar" "Aşk ruhta da gözde de her an tazeliğini korur." Bundan şu mânâ anlaşılmalı: Göz, ruhun penceresi gibidir. Ruh, göz penceresinden bakar ve bütün yaratılmışlarda yaratıcının güzelliğini ve kudretini seyreder. Sonra döner 'Severim her güzeli senden eserdir.' sözleriyle eserde müessiri, nakışta nakkaşı bulur, görür. Allah her an yeni bir yaratmada ve yeni bir hâlde tecelli etmededir. Sûre-i Rahman'daki "Külle yevmin hüve fı'ş-ş'en" âyeti bu gerçeği bildirmede. İşte bu her an yenilik, Hazret-i Mevlânâ'nın sözünü ettiği her an tazelik demektir. Aşkın gözde tazeliği yaratılmışlar hakkında, ruhta tazeliği ise Yaratıcı hakkındadır. Göz fânidir. Ruh bakîdir. Fânilerin aşkı da fânidir, bakîlerin aşkı da bakîdir.
Zanki aşk-ı mürdegân payende nist
Zanki bürde suyima ayende nist.
Ölülerin ve öleceklerin, yani fâni olanların aşkı kalıcı olmaz, çünkü ölü bizim yanımızda olmaz. Farsça'daki 'zinde' kelimesi her ne kadar 'diri' mânâsına gelir ise de bu dirilik lâlettayin, ölünün karşıtı olan dirilik değildir. Hayatiyeti muhafaza etmek mânâsını taşır. Onun için aşkta böyle bir hayatiyet vardır. "Aşkı olmayanlar bizim yanımıza gelemezler." diyor Hazret-i Mevlânâ. Çünkü kalıcılık, beka ancak aşktadır. Neden? "Aşk ehli ölmez/ Yerde çürümez/ Yanmayan bilmez ateş-i aşka." "Biz âşığız, biz ölmeyiz. Çürüyüp toprak olmayız. Karanlıklarda kalmayız. Bize leyi ü nehâr olmaz." "Yunus öldü deyu sâlâ verirler, ölen hayvan imiş âşıklar ölmez."
Seyvid Nesimi, Seyyid Nizâmoğlu ve Koca Yunus'un sözleri bunlar.
Bu büyüklerimizi bu yol göstericilerimiz, bu yol aydınlatıcılarımız hep aynı şeyleri söylüyorlar, bizi uyarmak ve uyandırmak için. Bunlar sizin bilmediğiniz şeyler değil. Beraberliğimize vesile olsun, gerçekliğin tekrarından doğan güzellikleri ve hazları paylaşalım, özellikle de Hazret-i Mevlânâ'nın sözleri ile dillerimizi ve gönüllerimizi süsleyelim diye bunları tekrar ettik.
Mesnevi derslerine, sohbetlerine o beyitle başlandığını arz etmiştik. Her başlangıcın bir sonu vardır. Başlangıçtaki geleneğe uyarak o beyti okuduk ve eski bir geleneği yerine getirdik. Bu eski geleneğin bir başka veçhesi daha var, bir âdet daha var: Mesnevi sohbetleri biterken şu dörtlük okunur:
İnçunîn fermâyed Mevlânâ-yi mâ
Kâşif-i esrâr-hâ-yi Kibriya
İn ne necmest u ne remlest u ne hâb
Vahy-i Hakk vallahu a'lem bi's-savâb
İşte böyle buyurdu bizim Efendimiz Mevlânâ, ki o, Yüceler Yücesi'nin sırlarını bilen ve açıklayandır. O sırların keşfedicisidir. Onun bu sözlerini; astroloji veya fal sözleri yahut uyku hâlinde söylenmiş sözler sanmayınız, öyle değildir. Olsa olsa Hakk'in bir vahyidir, Allah her şeyi en iyi ve en doğru bilendir.
İşte, Mesnevî sohbetleri böyle bitirilirdi. Buradaki "Vahy-i Hakk" sözü bazı yanlış anlamalara sebebiyet vermiştir. Vahiy kelimesinin sözlük anlamı 'Allah'tan gelen haber' demek. Özel anlamı ise Allah'ın Cebrail Aleyhisselâm vasıtası ile peygamberlerine gönderdiği, kullarına tebliğ edilmek üzere olan özel haberlerdir. Ve bu anlamı ile, yani özel anlamı ile vahiy bitmiştir, çünkü Hâteme'n-Nebiyyîn Muhammed Mustafa (s.a.v.) peygamberlerin sonuncusudur. Kur'ân'ın ifadesi ile "Hateme'n-Nebiyyin" nebilerin sonuncusu ve en yücesi ve nebîlik müessesesinin mührü, Ondan sonra peygamber gelmez. Burada bir incelik daha var. Bildiğiniz gibi peygamberlik görevi ile, o yüce görev ile görevlendirilen yüce kişilerin görevi iki türlü izah edilir. İtikat, inanış bakımından hiçbir ayrılık olmamasına rağmen bazılarına 'Nebî' bazılarına 'Resul' denir. Resul, itikatta değil ama amelde ve hükümler bakımından yeni bir tebliğ, emirler zinciri sunan peygambere, Nebî ise daha önceki bir peygamberin tebliğini aynen yineleyen, tekrarlayan peygambere denir. Ancak ve ancak Resul-i Ekrem Efendimiz, hem Hazret-i İbrahim'in dininin hükümlerini tekrarladığı hem de yeni hükümler tebliğ ettiği için ancak Zât-ı Seniyyeleri hem Nebî hem Resûl'dür. Yine aynı şekilde zâtına mahsus olan özelliklerden biri de, burada ikili olmak bakımından arz ediyorum, 'ResüIü's-sakaleyn', olmasıdır. Hem insanlara hem cinlere Peygamberdir. Peygamberlik müessesesinin bittiği anlatılan âyette "Hâteme'n Nebiyyîn" denmekle "Artık bundan böyle değil Resul. Nebî bile gelmeyecektir." mânâsı anlaşılmalıdır. Yoksa Nebî gelmez ama Resul gelir diye anlamak, anlamamaktır. Yani vahyin özel mânâsı ile artık kesildiğini kabul etmemek, İslâm hudutları dışına çıkmak demek olur. Ancak sözlük anlamı ile Allah'tan gelen haber mânâsı devam etmektedir. Nasıl şeytanın iğvâsı, kandırması, kalbe vesvese vermesi kıyamete kadar devam edecek ise saf sinelere, parlak kalplere, yüce kişilere Allah'ın ilhamı da aynen devam edecektir. Mesnevî'nin sonunda okunması âdet olunan dörtlükteki ifade "Vahy-i Hakk" yerine "İlham-ı Hakk" olsa idi bu münakaşalar olmazdı. Olmazdı ama Mesnevî'deki ilâhî gerçekler ve Hazret-i Mevlânâ'nın yüceliği de tam mânâsı ile anlatılamamış olurdu. Buradaki Vahy-i Hakk kelimesini İlhâmât-ı Rabbânî, Allah'ın lütfettiği doğuşlar olarak doğru anlamalıyız. Gayrisi yanlıştır, iftiradır. Hazret-i Mevlânâ, Hakk'ın lütfü ile Hakkın hakikatini anlatmıştır Mesnevî-i Şerifinde.
Bad ez-vefât zî türbet-i mâ der zemîn-i mecûy
Der sînehâ-yı merdûm-ü arif mezâr-mâst
Ölümümden sonra benim kabrimi yerlerde arama, benim mezarım arif kişilerin gönlündedir.
Bu büyük Allah dostunun, Allah velisinin velev ki bir tek sözünü gönlümüzde yaşatabilmek bizim için ne büyük mutluluk kaynağıdır. Çünkü bir tek sözünü diyebiliyoruz, hepsini anlamak mümkün mü?
Mî-reved bî ruy-i pûş ân âfitâb
Fart-ı nûr-i ost rûyeş râ nikâb
Güneşi hiçbir perde kapatamaz. Güneşin kendisinin nurunun parlaklığı, göz kamaştırır da öylece kendi parlaklığı kendisine gölge olur. İşte bu sebepten hepsini anlamak mümkün değildir. İşte biz, güneşten zerre, deryadan damla, harmandan tane kadar Mesnevi'den konuştuk. Az, çoğun yol göstericisidir. Azlığa bakmamalı, gösterdiği yola bakmalıdır. Zaten olgunlar için çok söze de hacet yoktur.
Der-ne-yâbed hâl-i puhte hîç hâm
Pes suhen kûtâh bâyed ve's-selâm
Pişmemişler, ham olanlar olgunların, yetişmişlerin halinden hiç anlarlar mı? Öyleyse sözü kısa kesmek lâzım, vesselam.
Hoş kalın, hoş olun, hayırla görüşelim efendim!
Tû megû bedân şehbâr nîst
Bâ kerîmân kârhâ-yı düşvâr nîst
Azîz dostlar, eskiden Mesnevi derslerine bu beyit okunarak başlanması âdeti varmış. Beyit, Mesnevi-i Şerifin 219. beytidir. Çok müjdeleyici ve çok ümit verici mânâlar taşıyan bu beyitte şöyle deniyor: O şahın huzuruna çıkmak için bize izin verilmemiştir deme. Çünkü kerîm olanlarla, ikram sahibi olanlarla iş yapıp kâr elde etmek zor değildir.
"Hakk'a ulaşmaya çalışmak boşuna gayrettir. Nasıl olsa ulaşamazsın. İyisi mi yat, tembelliğine bak!" diye insanı devamlı kandırmaya çalışan şeytanın bu aldatmalarına karşı Hazret-i Mevlânâ diyor ki: "İkram sahipleri ile iş yapıp kâr elde etmenin kolaylığını biliyorsun, Allah ise Ekramü'l ekremîn'dir. İkram edicilerin en ikram edicisidir. İkram sahiplerinin en yücesidir. O buyurmadı mı: 'Bana bir adım atana Ben on adım atarım. Bana yürüyerek gelene Ben koşarak gelirim.' Öyleyse huzura çıkmaya izin yoktur ümitsizliğine düşme ve aşkı seç, ki bütün peygamberler de öyle yapmıştır."
Aşk-ı ân bükzin ki cümle enbiya
Yaftent ez aşıkı o kâr u keya
Aşk yolunu seç. Bütün peygamberler ve o peygamberlere uyanlar gibi ki ancak ve ancak onun aşkı ile sadece kazanç sahibi, Allah katında makbul olma yüceliği elde edilir.
Aşk zinde der revân u der basar
Her demi bâşed zi gonce tâzeter
Aşk her an ruhta da gözde de tazeliğini korur, hiç eskimez. Aşkın tazeliği gül bahçesindeki goncaların tazeliği gibidir. Beyitte deniyor ya: "der ravan u der basar" "Aşk ruhta da gözde de her an tazeliğini korur." Bundan şu mânâ anlaşılmalı: Göz, ruhun penceresi gibidir. Ruh, göz penceresinden bakar ve bütün yaratılmışlarda yaratıcının güzelliğini ve kudretini seyreder. Sonra döner 'Severim her güzeli senden eserdir.' sözleriyle eserde müessiri, nakışta nakkaşı bulur, görür. Allah her an yeni bir yaratmada ve yeni bir hâlde tecelli etmededir. Sûre-i Rahman'daki "Külle yevmin hüve fı'ş-ş'en" âyeti bu gerçeği bildirmede. İşte bu her an yenilik, Hazret-i Mevlânâ'nın sözünü ettiği her an tazelik demektir. Aşkın gözde tazeliği yaratılmışlar hakkında, ruhta tazeliği ise Yaratıcı hakkındadır. Göz fânidir. Ruh bakîdir. Fânilerin aşkı da fânidir, bakîlerin aşkı da bakîdir.
Zanki aşk-ı mürdegân payende nist
Zanki bürde suyima ayende nist.
Ölülerin ve öleceklerin, yani fâni olanların aşkı kalıcı olmaz, çünkü ölü bizim yanımızda olmaz. Farsça'daki 'zinde' kelimesi her ne kadar 'diri' mânâsına gelir ise de bu dirilik lâlettayin, ölünün karşıtı olan dirilik değildir. Hayatiyeti muhafaza etmek mânâsını taşır. Onun için aşkta böyle bir hayatiyet vardır. "Aşkı olmayanlar bizim yanımıza gelemezler." diyor Hazret-i Mevlânâ. Çünkü kalıcılık, beka ancak aşktadır. Neden? "Aşk ehli ölmez/ Yerde çürümez/ Yanmayan bilmez ateş-i aşka." "Biz âşığız, biz ölmeyiz. Çürüyüp toprak olmayız. Karanlıklarda kalmayız. Bize leyi ü nehâr olmaz." "Yunus öldü deyu sâlâ verirler, ölen hayvan imiş âşıklar ölmez."
Seyvid Nesimi, Seyyid Nizâmoğlu ve Koca Yunus'un sözleri bunlar.
Bu büyüklerimizi bu yol göstericilerimiz, bu yol aydınlatıcılarımız hep aynı şeyleri söylüyorlar, bizi uyarmak ve uyandırmak için. Bunlar sizin bilmediğiniz şeyler değil. Beraberliğimize vesile olsun, gerçekliğin tekrarından doğan güzellikleri ve hazları paylaşalım, özellikle de Hazret-i Mevlânâ'nın sözleri ile dillerimizi ve gönüllerimizi süsleyelim diye bunları tekrar ettik.
Mesnevi derslerine, sohbetlerine o beyitle başlandığını arz etmiştik. Her başlangıcın bir sonu vardır. Başlangıçtaki geleneğe uyarak o beyti okuduk ve eski bir geleneği yerine getirdik. Bu eski geleneğin bir başka veçhesi daha var, bir âdet daha var: Mesnevi sohbetleri biterken şu dörtlük okunur:
İnçunîn fermâyed Mevlânâ-yi mâ
Kâşif-i esrâr-hâ-yi Kibriya
İn ne necmest u ne remlest u ne hâb
Vahy-i Hakk vallahu a'lem bi's-savâb
İşte böyle buyurdu bizim Efendimiz Mevlânâ, ki o, Yüceler Yücesi'nin sırlarını bilen ve açıklayandır. O sırların keşfedicisidir. Onun bu sözlerini; astroloji veya fal sözleri yahut uyku hâlinde söylenmiş sözler sanmayınız, öyle değildir. Olsa olsa Hakk'in bir vahyidir, Allah her şeyi en iyi ve en doğru bilendir.
İşte, Mesnevî sohbetleri böyle bitirilirdi. Buradaki "Vahy-i Hakk" sözü bazı yanlış anlamalara sebebiyet vermiştir. Vahiy kelimesinin sözlük anlamı 'Allah'tan gelen haber' demek. Özel anlamı ise Allah'ın Cebrail Aleyhisselâm vasıtası ile peygamberlerine gönderdiği, kullarına tebliğ edilmek üzere olan özel haberlerdir. Ve bu anlamı ile, yani özel anlamı ile vahiy bitmiştir, çünkü Hâteme'n-Nebiyyîn Muhammed Mustafa (s.a.v.) peygamberlerin sonuncusudur. Kur'ân'ın ifadesi ile "Hateme'n-Nebiyyin" nebilerin sonuncusu ve en yücesi ve nebîlik müessesesinin mührü, Ondan sonra peygamber gelmez. Burada bir incelik daha var. Bildiğiniz gibi peygamberlik görevi ile, o yüce görev ile görevlendirilen yüce kişilerin görevi iki türlü izah edilir. İtikat, inanış bakımından hiçbir ayrılık olmamasına rağmen bazılarına 'Nebî' bazılarına 'Resul' denir. Resul, itikatta değil ama amelde ve hükümler bakımından yeni bir tebliğ, emirler zinciri sunan peygambere, Nebî ise daha önceki bir peygamberin tebliğini aynen yineleyen, tekrarlayan peygambere denir. Ancak ve ancak Resul-i Ekrem Efendimiz, hem Hazret-i İbrahim'in dininin hükümlerini tekrarladığı hem de yeni hükümler tebliğ ettiği için ancak Zât-ı Seniyyeleri hem Nebî hem Resûl'dür. Yine aynı şekilde zâtına mahsus olan özelliklerden biri de, burada ikili olmak bakımından arz ediyorum, 'ResüIü's-sakaleyn', olmasıdır. Hem insanlara hem cinlere Peygamberdir. Peygamberlik müessesesinin bittiği anlatılan âyette "Hâteme'n Nebiyyîn" denmekle "Artık bundan böyle değil Resul. Nebî bile gelmeyecektir." mânâsı anlaşılmalıdır. Yoksa Nebî gelmez ama Resul gelir diye anlamak, anlamamaktır. Yani vahyin özel mânâsı ile artık kesildiğini kabul etmemek, İslâm hudutları dışına çıkmak demek olur. Ancak sözlük anlamı ile Allah'tan gelen haber mânâsı devam etmektedir. Nasıl şeytanın iğvâsı, kandırması, kalbe vesvese vermesi kıyamete kadar devam edecek ise saf sinelere, parlak kalplere, yüce kişilere Allah'ın ilhamı da aynen devam edecektir. Mesnevî'nin sonunda okunması âdet olunan dörtlükteki ifade "Vahy-i Hakk" yerine "İlham-ı Hakk" olsa idi bu münakaşalar olmazdı. Olmazdı ama Mesnevî'deki ilâhî gerçekler ve Hazret-i Mevlânâ'nın yüceliği de tam mânâsı ile anlatılamamış olurdu. Buradaki Vahy-i Hakk kelimesini İlhâmât-ı Rabbânî, Allah'ın lütfettiği doğuşlar olarak doğru anlamalıyız. Gayrisi yanlıştır, iftiradır. Hazret-i Mevlânâ, Hakk'ın lütfü ile Hakkın hakikatini anlatmıştır Mesnevî-i Şerifinde.
Bad ez-vefât zî türbet-i mâ der zemîn-i mecûy
Der sînehâ-yı merdûm-ü arif mezâr-mâst
Ölümümden sonra benim kabrimi yerlerde arama, benim mezarım arif kişilerin gönlündedir.
Bu büyük Allah dostunun, Allah velisinin velev ki bir tek sözünü gönlümüzde yaşatabilmek bizim için ne büyük mutluluk kaynağıdır. Çünkü bir tek sözünü diyebiliyoruz, hepsini anlamak mümkün mü?
Mî-reved bî ruy-i pûş ân âfitâb
Fart-ı nûr-i ost rûyeş râ nikâb
Güneşi hiçbir perde kapatamaz. Güneşin kendisinin nurunun parlaklığı, göz kamaştırır da öylece kendi parlaklığı kendisine gölge olur. İşte bu sebepten hepsini anlamak mümkün değildir. İşte biz, güneşten zerre, deryadan damla, harmandan tane kadar Mesnevi'den konuştuk. Az, çoğun yol göstericisidir. Azlığa bakmamalı, gösterdiği yola bakmalıdır. Zaten olgunlar için çok söze de hacet yoktur.
Der-ne-yâbed hâl-i puhte hîç hâm
Pes suhen kûtâh bâyed ve's-selâm
Pişmemişler, ham olanlar olgunların, yetişmişlerin halinden hiç anlarlar mı? Öyleyse sözü kısa kesmek lâzım, vesselam.
Hoş kalın, hoş olun, hayırla görüşelim efendim!
28 Ağustos 2008 Perşembe
GİDEMEZSİN
Benim yüregim geniştir sevdigim
Sorun olmaz sığarsın içine.
Gözlerime bakınca ışık saçar
Gidemezsin bırakıpta gidemezsin.
Söylesene yüregindeki aşkı
Sende yaşadın mı? ki o yangını
Hiç uykunu aldın mı? göz bebeklerinden
Ansızın uyandın mı? uykundan.
Ben giderken
Biliyorum uyanmadın
Ama ben sen uykudayken
Gidemezdim ki hiç
Oysa sen en masum halimi seçtin
Uykumdayken gidiyorum dedin
Git dedim dönecegini bildigim için
Şimdi kendime geldim
Ve ayık kafayla diyorum sana giitt
Biliyorum gidemezsin
Çünkü yüregin bende
Gtittigin her kapıda ben karşında olacağım
GİDEMEZSİN İSTESENDE GİDEMEZSİN.............
16 Ağustos 2008 Cumartesi
13 Ağustos 2008 Çarşamba
RÜYALARIM OLMASA
Yıldızlara baktırdım fallara çıkmıyorsun
Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa
Pencereden bakmıyor yollara çıkmıyorsun
Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa
Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak
Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak
Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak
Seni sarmam imkansız rüyalarım olmasa
Sevmesem özler miyim seni can pahasına
Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına
Adını söyleyemem senden bir başkasına
Seni sormam imkansız rüyalarım olmasa
Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam
Sana değil, saçının bir teline kıyamam
Yıllar sonra dönsende' nerde kaldın' diyemem
Seni kırmam imkansız rüyalarım olmasa
Yalvarırım mektup yaz beş dakkanı ayır da
Su serp yanan sineme sağlığını duyur da
Yaban gülü gibisin dağda,kırda,bayırda
Seni dermem imkansız rüyalarım olmasa...
CEMAL SAFİ
Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa
Pencereden bakmıyor yollara çıkmıyorsun
Seni görmem imkansız rüyalarım olmasa
Zor mu geldi kalbinde bana sevgi saklamak
Yakıp gittiğin yeri dönüp bir kez yoklamak
Değil sabaha kadar seni öpüp koklamak
Seni sarmam imkansız rüyalarım olmasa
Sevmesem özler miyim seni can pahasına
Ne olur bir fırsat ver, beni bir daha sına
Adını söyleyemem senden bir başkasına
Seni sormam imkansız rüyalarım olmasa
Düşlerimde incitsem günlerce uyuyamam
Sana değil, saçının bir teline kıyamam
Yıllar sonra dönsende' nerde kaldın' diyemem
Seni kırmam imkansız rüyalarım olmasa
Yalvarırım mektup yaz beş dakkanı ayır da
Su serp yanan sineme sağlığını duyur da
Yaban gülü gibisin dağda,kırda,bayırda
Seni dermem imkansız rüyalarım olmasa...
CEMAL SAFİ
10 Ağustos 2008 Pazar
Mesnevi'den Seçmeler
Bir gün güzellik ve çirkinlik bir deniz kıyısında karşılaştılar. Hadi, denize girelim dediler ve giysilerini çıkartıp sularda yüzdüler. Bir süre sonra, çirkinlik kıyıya dönüp güzelliğin giysilerine büründü ve yoluna gitti. Güzellik de denizden çıktı; ama kendi giysilerini bulamadı. Çıplak olmak utandırıyordu onu, çaresiz çirkinliğin giysilerine büründü ve yoluna devam etti... O gün bugündür erkekler ve kadınlar onları birbirine karıştırır. Ancak içlerinden güzelliğin yüzünü önceden görmüş kimileri vardır ki, giysilerine bakmaksızın tanırlar onu. Ve yine çirkinliği tanıyan bazıları vardır ki, güzelliğin elbisesi onu gözlerinden gizleyemez...
Mesnevi'den
"Bir gün, bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden iki ayrı cins kuşa rastlar yol kenarında. Hayli merak eder bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yasamak istemediklerini, nasıl olup da bir 'yabancı 'yı kendi kardeşlerine yeğlediklerini. Biri karga, biri leylek... O kadar farklıdır ki kuşlar ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine. Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle. Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Ta ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar. O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, beraber yaşamaları beklenenlerin yanında tutunamayanlar. O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakin kılan. Topal kuşlar birbirlerinin 'arıza’larını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine. En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır. Aynı şekilde zengin, aynı şekilde mesut olanların ortak paydaları sabun köpüğü gibidir, uçar. Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran, yaklaştıran...." Mesnevi'den
Mesnevi'den
"Bir gün, bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden iki ayrı cins kuşa rastlar yol kenarında. Hayli merak eder bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yasamak istemediklerini, nasıl olup da bir 'yabancı 'yı kendi kardeşlerine yeğlediklerini. Biri karga, biri leylek... O kadar farklıdır ki kuşlar ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine. Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle. Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Ta ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar. O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, beraber yaşamaları beklenenlerin yanında tutunamayanlar. O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakin kılan. Topal kuşlar birbirlerinin 'arıza’larını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine. En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır. Aynı şekilde zengin, aynı şekilde mesut olanların ortak paydaları sabun köpüğü gibidir, uçar. Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran, yaklaştıran...." Mesnevi'den
9 Ağustos 2008 Cumartesi

BERAAT GECESİ
Mübarek gecelerden biri de “Gündüzünü oruçla, gecesini de ibadetle geçirmemiz istenen şaban ayının on beşinci gecesi olan beraat gecesidir. Beraat; borçtan kurtulma, suç ve cezadan kurtulmak demektir. Dini anlamda ise, günahtan kurtuluştur. Yarattığı kullarına bir fırsat vermek için dergahına uzanan elleri affetmek için Allah'ımızın hediye ettiği müstesna bir gecedir.
Beraat gecesine mahsus şu beş haslet vardır:
1- Her mühim iş, o gece ayrılır.
2- O geceki ibadetin fazileti çok büyüktür.
3- İlâhî rahmet bol bol akar, fezayan eder, coşar.
4- Mağfiret, yarlığanma gecesidir.
5- O gece Peygamber Efendimize şefaat hakkı verilmiştir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) şaban ayının 13. gecesi ümmeti hakkında şefaat istemiş, bu şefaatin üçte biri kendisine verilmiş, 14. geceki talebinden sonra bu gece de şefaatın tamamı ihsan buy-rulmuş. Bu şefaatten mahrum olanlar devenin ürküp kaçtığı gibi kaçanlardır.
İlahi âdetlerden birisi ki, bu gece zemzem kuyusunun suyu artar. Şabanın on beşinci gecesi mübarek, beraat, Sâk (berat, ferman) ve rahmet isimleri verilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Sizden biri şabanın onbeşinci gecesine ulaştığında kaim olsun, gündüzünü de oruçla geçirsin. Şüphesiz ki Allahü Teâlâ o gece güneş batınca (keyfiyeti bizce meçhul bir halde) dünyaya en yakın göğe inerek (o andan) ta fecir oluncaya kadar: “Benden mağfiret dileyen yok mu? Ona mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu?Onu rızıklandırayım. Bir bela ile mübtela olan yok mu? Ona afiyet vereyim (beladan kurtarayım). Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu?” buyurur (ta sabaha kadar devam eder.) “Şüphesiz Allah Teâlâ şaban ayının onbeşinci gecesi (kullarına rahmetle) bakarve herkese mağfiret eder. Yalnız O'na şirk koşana veya müşahine (düşmanlık eden, Müs-lümanlara kin besleyenlere) mağfiret etmez.
Hz. Aişe validemiz Peygamberimiz'in şaban ayını geçirişini anlatır: “Nebi (s.a.v.)'nin tam tamına ramazandan başka bir ayı oruçlu geçirdiğini görmedim. Ve ben O'nun şaban ayından da daha çok oruç tuttuğu başka bir ayını görmedim. Bazen de O, şabanın tamamını oruçlu geçirirdi. Hz. Usame: “Ya Rasülal-lah, sizin şaban ayı kadar çokça oruç tuttuğunuz başka bir ay görmedim, bunun hikmeti ne ola?” demişti de, Efendimiz şu cevabı vermişti: “İşte bu insanların gafletle geçirdikleri receb ile ramazan ayı arasındaki bir aydır. O, amellerin Allah'a arz olunduğu bir aydır. Ben amelimin oruçlu olduğum halde Rabbimin katına arzolunmasını isterim."
Beraat gecesi, birçok sırlarla ve manalarla dolu bir gecedir. Bu gecede öylesine önemli hadiseler cereyan eder ki, sadece biz insanları değil, bütün mahlûkatı ilgilendirir.
Diyebiliriz ki, bu gece bir yıllık ilahi programın, mukadderatın yazıldığı gecedir. Ni-tekim bir ayette bu gecede her hikmetli işin ayırt edildiğine (44 Duhan, 4) dikkat çe-kilmiştir.
Beraatınızı tebrik eder, hepimizin beraatına vesile olmasını dilerim.
4 Ağustos 2008 Pazartesi
26 Temmuz 2008 Cumartesi
LAMBALAR

Yalnızım bu kimsesiz karanlık sokakta
Bir lamba var hep bana bakmakta
Başımda kavak yelleri gönlüm ise uçmakta
Bilmiyordum lamba hep beni selamlamakta
Aldım selamını oturdum yanına usulca
Bir tebessüm etti biraz da soğukça
Bir ah çekti bana sanki Ferhatça
Anladım lamba bana derdini yanmakta
Söyle be lamba senin de mi derdin var
Bir demir yığınısın be gönlün tarumar
Elin kolun bağlanmış vurulmuşsun prangalar
Söyle kurtul derdini gönlün ferahlar
--------------------------------------------------
Ey gül baharında goncalaşan insan
Zannetme ki bu demir gönülden viran
Sızlanış sana değil sadece her an
Benim derdimi lambalar bilir her an
Şu ışık altında kimler geldi geçti
Hayat bir su idi kimi içti kimi içemedi
Yaşam ise çok kısa sanki kibrit misali
Işığımla sönerim geceden görmezler mi beni
Ölüm neden unutuluyor be insan
Korkuluyor mu yoksa bu son andan
Başına gelmeyecek gibi umursamadan
Bir hayat akıyor pembe düşlerin altından
Mustafa TELLİ
Şirimde lamba ile insanoğlunun şiirsel diyaloğu söz konusudur.
(Çok saygıdeğer arkadaşıma şiirini blogumda yayınlamama müsaade ettiği için teşekkür ediyorum.. Gönlünüze sağlık Mustafa hocam.. Nice güzel şiirlere... Saygılar...)
18 Temmuz 2008 Cuma
Bu YaZıYa HanGi YüzLe BakıyorSUnuz?!!
Bu yazıyı okuyunca yüzünüz hangi şekle girecek?...Hangi yüzle bakıyorsunuz hayata....
Adeta iletişim için yaratılmış insan yüzünün gerisinde toplam 44 kas vardır. Her bir kasın her bir hareketi ayrı bir yüz ifadesinin bileşenini oluşturur. Ve insan yüzünde bu kasların farklı kombinasyonlarına göre 5000 ayrı ifade biçimi bulabilir.
Duygusal Zekâ (EQ)’nın IQ’dan farklı bir şey olduğunu artık bilmeyen yok. Hatta halk arasında “işini bilen adam” dediğimiz tiplerin ortak noktasının duygusal zekâlarının yüksekliğinde olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Böyle tiplerin elinde avucunda öyle çok bir sermayesi yoktur ama insan ilişkileri o kadar iyidir ki sırf bu ilişkilerini kullanarak her şeyi tıkır tıkır çözerler. Böyle tipler laboratuvar ortamında iyi çalışan zekâlar (Einstein, Edison, vb) kadar IQ’ya sahip değillerdir ama onların cebindeki EQ’ları her şeye yeter. Nedir EQ? Kendinizin ve ilişkide olduğunuz insanların aslında temel tetikleyicisi olan, işin içindeki bit yeniği de diyebileceğimiz “duygu”ları iyi fark edip onlara göre davranabilme yeteneğinin adıdır.
Lakin EQ düzeyleri ne olursa olsun şunu da biliyoruz ki her süper kahramanın yardımcı bir enstrümanı vardır. Bridge’in (Umma Turhman) Hattori Hanzo kılıcı, Stanley İpkiss’nin Maske’si, Örümcek Adam’ın Ağı gibi... Ama merak etmeyin EQ yıldızının da öyle bir enstrümanı vardır ki diğerleri eline su bile dökemez. Hem de ne enstrüman: Her yere gelir, karşı tarafın duygusunu MR kadar net şekilde gösterir, saklanamaz, her zaman ortadadır. Evet, EQ cambazlarımızın olmazsa olmaz aracı bildiğiniz “yüz”den başkası değildir. Ve ne isabetli enstrümandır, inanmazsanız buyurun:
* Adeta iletişim için yaratılmış insan yüzünün gerisinde toplam 44 kas vardır. Her bir kasın her bir hareketi ayrı bir yüz ifadesinin bileşenini oluşturur. Ve insan yüzünde bu kasların farklı kombinasyonlarına göre 5.000 ayrı ifade biçimi bulabilir.
* İnsanoğlunun sosyal bir varlık olarak yaratıldığı gerçeği onu diğer canlılarla mukayese ettiğinizde daha da belirginleşir. Diğer canlı yüzleri içinde insan yüzü en düz olanıdır; yani yüzün bütün detayları bir düzlem üzerinde, mesela bir aynada görülebilir. Ve diğer canlı yüzleri arasında insan yüzündeki kadar kas da yoktur.
* Somurtuk yüzde 43 kas gergin durmak zorundadır. Sahte gülümseme için 2 kas hareketini kullanırken, gerçek gülümseme için orkestra gibi 17 yüz kasımızın gerilmesi gerekir. Bu “yüz”den yine toplum içindeki “işini bilen tip”lerimiz gerçek ve sahte gülümsemeyi şıp diye ayırt eder.
* Londra’daki Evlilik Araştırmaları Enstitüsü Profesörü John Gottman; bir kadının yüzünde 15 dakika içerisinde küçümseme ifadesinin 4 veya daha fazla görülmesini 3 yıl içinde boşanmanın habercisi olarak yorumlamaktadır. Ve Gottman’ın bu tespitini % 94 oranında doğrulamıştır.
* Araştırmalara göre kadınların insan yüzündeki ince anlamları ayırt etme yeteneği erkeklerden daha fazladır. Kadının sezgisinin sağ ayağı kendisinin bile farkında olmadan okuduğu yüzlerdeki gizli anlamlara basmaktadır.
* Duyguyu anlatmak konusunda en güçlü ve neredeyse tek araç yüzlerdir. Kelimeler duygu anlatmak konusunda tam bir amatördür. Bu nedenle mail ya da sms’leriniz sık sık yanlış anlaşılır ve ancak “ türünde yüz ifadeleri imdadınıza yetişir. Ancak bunlar bile yüz yüze iletişimle karşılaştırıldığında çok sınırlı kalır.
İşte bu yüzden duygu anlatmak konusunda muhteşem bir tiyatro sahnesi olan “yüz”lerden duygusal zekâsı yüksek olanlar enfes şekilde yararlanır. Şak diye karşısındakinin duygusunu teşhis eder, çat diye o duyguya uygun şerbeti demliğinde hazırlar, şıp şıp damarlara enjekte eder.
Yüzlerin duygu anlatıcılığı artık deyimlerimizin bile ruhuna sinmiştir. Deyimlerimiz duygusal zekâ adına birer google gibidir. İstediğiniz duyguyu girin hemen karşısında “deyim”ini görürsünüz. Ve bunların çoğu yüz’lerle ilgilidir. “Yüz bulamamak” konuyu ifade etmeye uygun bir yüz ifadesi bulamamak anlamında kullanılan ve konuyu can damarından yakalayan enfes bir benzetmedir. Ya da “yüzsüz” deyimi de artık kişiliği ile yüzü arasındaki bağlantısı kopmuş kişiler için yapılan yine tam isabet bir nitelemedir.
--------------------------------------------------------------------------------
Hollywood’un yüzleri
Bunlar dilimizdeki yüz’lerdi. Gözümüzdeki yüzlere bakacak olursak da farklı bir tablo görmeyiz. Hiç düşündünüz mü neden yüzlerce film dönüp dolaşıp 20-25 aktör-aktristle çekilir? Mesela nedir Al Pacino’yu bu kadar farklı kılan? Söyleyeceği cümleye senarist, giyeceği kıyafete makyöz, işleyeceği görüntüye yönetmen karar verirken, o ne yapıyor? Para sayıyor! He bir de, sadece 1 şeyi yapıyor. Ama ne yapmak! Bir elbise gibi bir yüzü çıkartıp başka bir yüzü anında giyiyor. Bir dönüp bakın “Kadın Kokusu”nda âmâ’yı oynayan ve adeta mimiklerini ameliyatla aldırmış Al Pacino’ya, bir de gidip bakın “Şeytanın Avukatı”nda şeytanı oynayan Al Pacino’ya. Aradaki farkın yüzlerin diliyle yetenek diye çığlık attığını göreceksiniz.
Face Off’a uğramadan bu bahsi geçmek mümkün mü? Filmin senaryosuna göre bir azılı mahkumla, hırslı bir polisin yüz derisi filmin ortalarına doğru birbiriyle değiştirilir. Siz ikinci yarıda iki karakteri birbirinin yüzünde izlersiniz. Siz bunları okurken konuyu hayal etmekte bile zorlanırken onlar ( John Travolta ve Nicolas Cage) bunu göz görür akıl almaz bir başarıyla gerçekleştirmişti.
--------------------------------------------------------------------------------
Yalancının yüzü yatsıya kadar bile yanmıyor!
Yüzün farklı konulara bakan yüzleri hâlâ bitmedi. Yüzsüz de olsanız yüzler yalanlarınızda sizinle işbirliği yapmayı reddediyor. Buyurun size birkaç yalan dedektörü: Gözlerin kaçırılması, alnın kırışması, burnun kızarması (tansiyon yalan sırasında yükseldiğinden kan kılcal damarların yoğun olduğu burun ve kulaklara doğru hızla akar, bu da en az düzeyde de olsa bir kızarmaya neden olur) gibi belirtilerle yüzünüz yalanlarınızda sizi ele verir. Başkan Clinton’ın Lewinsky ile ilgili basın açıklaması yaparken kırışan alnı daha o zaman psikologlara “Bu adam yalan söylüyor!” dedirtmişti. Sonra adli tıp raporu psikologları teyit etti.
İnternet her ne kadar bizi bilgi okyanusu olarak kendine çekse de o okyanus iletişim yeteneklerimiz namına bir tsunami olup bütün yüz dili ifade ve anlama yeteneğimizi hortumlayıp götürüyor. Kullanılmayan şey gelişmez prensibiyle sizin mimiklerinizden hiiiiç bir şey anlamayan Internet Explorer sayfası size bilgi veriyor ama bedava değil; bütün yüz ifadelerinizi yüzünüze baka baka çalıyor. Eh her şeyin bir bedeli varmış gerçekten.
İşte ama Hollywood’un ama beyaz cam’ın yüz dili repertuarı gelişmiş yıldızlarını kendine rehber alarak duygu dili ifade sözlüğünü gün be gün geliştiren EQ yıldızlarımız hayatın her köşesi içine sıkışmış yüz ifadelerini yakalayıp buna göre davranma yetenekleriyle kolayca “sempatik” dostlarımız arasına girer. Girer de siz bunu nasıl yaptıklarını bile anlamaz, yüzünüz yerde sirke satmaya gidersiniz.
ERHAN ÖZDEN
[Forumumuzdan alıntıdır :} ]
Adeta iletişim için yaratılmış insan yüzünün gerisinde toplam 44 kas vardır. Her bir kasın her bir hareketi ayrı bir yüz ifadesinin bileşenini oluşturur. Ve insan yüzünde bu kasların farklı kombinasyonlarına göre 5000 ayrı ifade biçimi bulabilir.
Duygusal Zekâ (EQ)’nın IQ’dan farklı bir şey olduğunu artık bilmeyen yok. Hatta halk arasında “işini bilen adam” dediğimiz tiplerin ortak noktasının duygusal zekâlarının yüksekliğinde olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Böyle tiplerin elinde avucunda öyle çok bir sermayesi yoktur ama insan ilişkileri o kadar iyidir ki sırf bu ilişkilerini kullanarak her şeyi tıkır tıkır çözerler. Böyle tipler laboratuvar ortamında iyi çalışan zekâlar (Einstein, Edison, vb) kadar IQ’ya sahip değillerdir ama onların cebindeki EQ’ları her şeye yeter. Nedir EQ? Kendinizin ve ilişkide olduğunuz insanların aslında temel tetikleyicisi olan, işin içindeki bit yeniği de diyebileceğimiz “duygu”ları iyi fark edip onlara göre davranabilme yeteneğinin adıdır.
Lakin EQ düzeyleri ne olursa olsun şunu da biliyoruz ki her süper kahramanın yardımcı bir enstrümanı vardır. Bridge’in (Umma Turhman) Hattori Hanzo kılıcı, Stanley İpkiss’nin Maske’si, Örümcek Adam’ın Ağı gibi... Ama merak etmeyin EQ yıldızının da öyle bir enstrümanı vardır ki diğerleri eline su bile dökemez. Hem de ne enstrüman: Her yere gelir, karşı tarafın duygusunu MR kadar net şekilde gösterir, saklanamaz, her zaman ortadadır. Evet, EQ cambazlarımızın olmazsa olmaz aracı bildiğiniz “yüz”den başkası değildir. Ve ne isabetli enstrümandır, inanmazsanız buyurun:
* Adeta iletişim için yaratılmış insan yüzünün gerisinde toplam 44 kas vardır. Her bir kasın her bir hareketi ayrı bir yüz ifadesinin bileşenini oluşturur. Ve insan yüzünde bu kasların farklı kombinasyonlarına göre 5.000 ayrı ifade biçimi bulabilir.
* İnsanoğlunun sosyal bir varlık olarak yaratıldığı gerçeği onu diğer canlılarla mukayese ettiğinizde daha da belirginleşir. Diğer canlı yüzleri içinde insan yüzü en düz olanıdır; yani yüzün bütün detayları bir düzlem üzerinde, mesela bir aynada görülebilir. Ve diğer canlı yüzleri arasında insan yüzündeki kadar kas da yoktur.
* Somurtuk yüzde 43 kas gergin durmak zorundadır. Sahte gülümseme için 2 kas hareketini kullanırken, gerçek gülümseme için orkestra gibi 17 yüz kasımızın gerilmesi gerekir. Bu “yüz”den yine toplum içindeki “işini bilen tip”lerimiz gerçek ve sahte gülümsemeyi şıp diye ayırt eder.
* Londra’daki Evlilik Araştırmaları Enstitüsü Profesörü John Gottman; bir kadının yüzünde 15 dakika içerisinde küçümseme ifadesinin 4 veya daha fazla görülmesini 3 yıl içinde boşanmanın habercisi olarak yorumlamaktadır. Ve Gottman’ın bu tespitini % 94 oranında doğrulamıştır.
* Araştırmalara göre kadınların insan yüzündeki ince anlamları ayırt etme yeteneği erkeklerden daha fazladır. Kadının sezgisinin sağ ayağı kendisinin bile farkında olmadan okuduğu yüzlerdeki gizli anlamlara basmaktadır.
* Duyguyu anlatmak konusunda en güçlü ve neredeyse tek araç yüzlerdir. Kelimeler duygu anlatmak konusunda tam bir amatördür. Bu nedenle mail ya da sms’leriniz sık sık yanlış anlaşılır ve ancak “ türünde yüz ifadeleri imdadınıza yetişir. Ancak bunlar bile yüz yüze iletişimle karşılaştırıldığında çok sınırlı kalır.
İşte bu yüzden duygu anlatmak konusunda muhteşem bir tiyatro sahnesi olan “yüz”lerden duygusal zekâsı yüksek olanlar enfes şekilde yararlanır. Şak diye karşısındakinin duygusunu teşhis eder, çat diye o duyguya uygun şerbeti demliğinde hazırlar, şıp şıp damarlara enjekte eder.
Yüzlerin duygu anlatıcılığı artık deyimlerimizin bile ruhuna sinmiştir. Deyimlerimiz duygusal zekâ adına birer google gibidir. İstediğiniz duyguyu girin hemen karşısında “deyim”ini görürsünüz. Ve bunların çoğu yüz’lerle ilgilidir. “Yüz bulamamak” konuyu ifade etmeye uygun bir yüz ifadesi bulamamak anlamında kullanılan ve konuyu can damarından yakalayan enfes bir benzetmedir. Ya da “yüzsüz” deyimi de artık kişiliği ile yüzü arasındaki bağlantısı kopmuş kişiler için yapılan yine tam isabet bir nitelemedir.
--------------------------------------------------------------------------------
Hollywood’un yüzleri
Bunlar dilimizdeki yüz’lerdi. Gözümüzdeki yüzlere bakacak olursak da farklı bir tablo görmeyiz. Hiç düşündünüz mü neden yüzlerce film dönüp dolaşıp 20-25 aktör-aktristle çekilir? Mesela nedir Al Pacino’yu bu kadar farklı kılan? Söyleyeceği cümleye senarist, giyeceği kıyafete makyöz, işleyeceği görüntüye yönetmen karar verirken, o ne yapıyor? Para sayıyor! He bir de, sadece 1 şeyi yapıyor. Ama ne yapmak! Bir elbise gibi bir yüzü çıkartıp başka bir yüzü anında giyiyor. Bir dönüp bakın “Kadın Kokusu”nda âmâ’yı oynayan ve adeta mimiklerini ameliyatla aldırmış Al Pacino’ya, bir de gidip bakın “Şeytanın Avukatı”nda şeytanı oynayan Al Pacino’ya. Aradaki farkın yüzlerin diliyle yetenek diye çığlık attığını göreceksiniz.
Face Off’a uğramadan bu bahsi geçmek mümkün mü? Filmin senaryosuna göre bir azılı mahkumla, hırslı bir polisin yüz derisi filmin ortalarına doğru birbiriyle değiştirilir. Siz ikinci yarıda iki karakteri birbirinin yüzünde izlersiniz. Siz bunları okurken konuyu hayal etmekte bile zorlanırken onlar ( John Travolta ve Nicolas Cage) bunu göz görür akıl almaz bir başarıyla gerçekleştirmişti.
--------------------------------------------------------------------------------
Yalancının yüzü yatsıya kadar bile yanmıyor!
Yüzün farklı konulara bakan yüzleri hâlâ bitmedi. Yüzsüz de olsanız yüzler yalanlarınızda sizinle işbirliği yapmayı reddediyor. Buyurun size birkaç yalan dedektörü: Gözlerin kaçırılması, alnın kırışması, burnun kızarması (tansiyon yalan sırasında yükseldiğinden kan kılcal damarların yoğun olduğu burun ve kulaklara doğru hızla akar, bu da en az düzeyde de olsa bir kızarmaya neden olur) gibi belirtilerle yüzünüz yalanlarınızda sizi ele verir. Başkan Clinton’ın Lewinsky ile ilgili basın açıklaması yaparken kırışan alnı daha o zaman psikologlara “Bu adam yalan söylüyor!” dedirtmişti. Sonra adli tıp raporu psikologları teyit etti.
İnternet her ne kadar bizi bilgi okyanusu olarak kendine çekse de o okyanus iletişim yeteneklerimiz namına bir tsunami olup bütün yüz dili ifade ve anlama yeteneğimizi hortumlayıp götürüyor. Kullanılmayan şey gelişmez prensibiyle sizin mimiklerinizden hiiiiç bir şey anlamayan Internet Explorer sayfası size bilgi veriyor ama bedava değil; bütün yüz ifadelerinizi yüzünüze baka baka çalıyor. Eh her şeyin bir bedeli varmış gerçekten.
İşte ama Hollywood’un ama beyaz cam’ın yüz dili repertuarı gelişmiş yıldızlarını kendine rehber alarak duygu dili ifade sözlüğünü gün be gün geliştiren EQ yıldızlarımız hayatın her köşesi içine sıkışmış yüz ifadelerini yakalayıp buna göre davranma yetenekleriyle kolayca “sempatik” dostlarımız arasına girer. Girer de siz bunu nasıl yaptıklarını bile anlamaz, yüzünüz yerde sirke satmaya gidersiniz.
ERHAN ÖZDEN
[Forumumuzdan alıntıdır :} ]
TÜRK MUSİKİSİNDE USULLER
NİM SOFYAN
İki zamanlıdır.
2/4 lük ve 2/8 lik değerlerde vurulur.
DÜM 1 zamanlı - kuvvetli
TEK 1 zamanlı - yarı (orta) kuvvetlidir.
Bu usulde oyun havaları, türküler ve marşlar yazılmıştır.
SEMAİ
Üç zamanlıdır.
3/4 lük ve 3/8 lik değerlerde vurulur.
DÜM 1 zamanlı - kuvvetli
TEK 1 zamanlı - yarı kuvvetli
TEK 1 zamanlı - zayıftır.
Bu usulde oyun havaları ve şarkılar yazılmıştır.
SOFYAN
Dört zamanlıdır.
İki Nim Sofyan'ın birleşmesinden meydana gelir.
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE 1 zamanlı - yarı kuvvetli
KE 1 zamanlı - zayıftır.
4/8, 4/4,4/2 lik değerlerde vurulur
TÜRK AKSAĞI
Beş zamanlıdır.
Bir Nim Sofyan ve bir Semai'nin birleşmesiyle meydana gelir.
DÜ- ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE- EK 2 zamanlı - yarı kuvvetli
TEK 1 zamanlı - zayıftır.
5/8 ve 5/4 lük değerlerde vurulur
YÜRÜK SEMAİ
Altı zamanlıdır.
îki Semai veya üç Nim Sofyan'dan meydana gelmiştir.
DÜM l zamanlı - kuvvetli
TEK l zamanlı - yarı kuvvetli
TEK l zamanlı - zayıf
DÜM l zamanlı - zayıf
TE-EK 2 zamanlı - yan kuvvetlidir
6/8, 6/4 ve 6/2 lik değerlerde vurulur.
6/4 Sengin Semai, 6/2 Ağır Sengin Semai olur.
DEVR-İ HİNDİ
Yedi zamanlıdır.
Bir Semai ve bir Sofyan'dan meydana gelir. (Bazen bir Semai ve iki Nim Sofyan vurulur.)
DÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TEK l zamanlı - yarı kuvvetli
TEK l zamanlı - zayıf
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE - EK 2 zamanlı - zayıftır.
7/8 ve 7/4 lük değerlerde vurulur.
DEVR-İ TURAN
Yedi zamanlıdır.
Eskiden bu usüle Mandıra adı da verilmiştir.
Bir Sofyan ve bir Semai'den meydana gelmiştir.
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE - EK 2 zamanlı - zayıf
TE- E- EK 3 zamanlı - yarı kuvvetlidir.
7/16 ve 7/8 lik değerlerde vurulur.
DÜYEK
Sekiz zamanlıdır. îki Sofyan'dan meydana gelir.
DÜM l zamanlı - yarı kuvvetli
TE-EK 2 zamanlı - kuvvetli
TEK l zamanlı - yarı kuvvetli
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE-EK 2 zamanlı - zayıftır.
8/8 ve 8/4 lük vurulur. 8/4 Ağır Düyek adını alır.
MÜSEMMEN
Sekiz zamanlıdır.
Eskiden bu usüle Katikofti de denilmiştir.
Bir Semai, bir Nim Sofyan ve yine bir Semai'den meydana gelir.
DÜ-Ü-ÜM 3 zamanlı - kuvvetli
TE-EK 2 zamanlı - zayıf
TE-E-EK 3 zamanlı - yarı kuvvetlidir.
8/8 lik değerde vurulur.
AKSAK
Dokuz zamanlıdır. Bir Sofyan ve bir Türk Aksağından oluşur.
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE 1 zamanlı - yarı kuvvetli
KE 1 zamanlı - zayıf
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE-EK 2 zamanlı - yarı kuvvetli
TEK 1 zamanlı - zayıftır.
RAKS AKSAĞI
Dokuz zamanlıdır.
Bir Türk Aksağı ve bir Sofyan'dan meydana gelir.
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE-E-EK 3 zamanlı - yarı kuvvetli
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE-EK 2 zamanlı - zayıftır.
9/8 lik değerde vurulur.
CURCUNA
On zamanlıdır. İki Türk Aksağından meydana gelir.
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE 1 zamanlı -zayıf
KA-A 2 zamanlı - yarı kuvvetli
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE-EK 2 zamanlı - yarı kuvvetli
TEK 1 zamanlı - zayıftır.
İki zamanlıdır.
2/4 lük ve 2/8 lik değerlerde vurulur.
DÜM 1 zamanlı - kuvvetli
TEK 1 zamanlı - yarı (orta) kuvvetlidir.
Bu usulde oyun havaları, türküler ve marşlar yazılmıştır.
SEMAİ
Üç zamanlıdır.
3/4 lük ve 3/8 lik değerlerde vurulur.
DÜM 1 zamanlı - kuvvetli
TEK 1 zamanlı - yarı kuvvetli
TEK 1 zamanlı - zayıftır.
Bu usulde oyun havaları ve şarkılar yazılmıştır.
SOFYAN
Dört zamanlıdır.
İki Nim Sofyan'ın birleşmesinden meydana gelir.
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE 1 zamanlı - yarı kuvvetli
KE 1 zamanlı - zayıftır.
4/8, 4/4,4/2 lik değerlerde vurulur
TÜRK AKSAĞI
Beş zamanlıdır.
Bir Nim Sofyan ve bir Semai'nin birleşmesiyle meydana gelir.
DÜ- ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE- EK 2 zamanlı - yarı kuvvetli
TEK 1 zamanlı - zayıftır.
5/8 ve 5/4 lük değerlerde vurulur
YÜRÜK SEMAİ
Altı zamanlıdır.
îki Semai veya üç Nim Sofyan'dan meydana gelmiştir.
DÜM l zamanlı - kuvvetli
TEK l zamanlı - yarı kuvvetli
TEK l zamanlı - zayıf
DÜM l zamanlı - zayıf
TE-EK 2 zamanlı - yan kuvvetlidir
6/8, 6/4 ve 6/2 lik değerlerde vurulur.
6/4 Sengin Semai, 6/2 Ağır Sengin Semai olur.
DEVR-İ HİNDİ
Yedi zamanlıdır.
Bir Semai ve bir Sofyan'dan meydana gelir. (Bazen bir Semai ve iki Nim Sofyan vurulur.)
DÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TEK l zamanlı - yarı kuvvetli
TEK l zamanlı - zayıf
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE - EK 2 zamanlı - zayıftır.
7/8 ve 7/4 lük değerlerde vurulur.
DEVR-İ TURAN
Yedi zamanlıdır.
Eskiden bu usüle Mandıra adı da verilmiştir.
Bir Sofyan ve bir Semai'den meydana gelmiştir.
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE - EK 2 zamanlı - zayıf
TE- E- EK 3 zamanlı - yarı kuvvetlidir.
7/16 ve 7/8 lik değerlerde vurulur.
DÜYEK
Sekiz zamanlıdır. îki Sofyan'dan meydana gelir.
DÜM l zamanlı - yarı kuvvetli
TE-EK 2 zamanlı - kuvvetli
TEK l zamanlı - yarı kuvvetli
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE-EK 2 zamanlı - zayıftır.
8/8 ve 8/4 lük vurulur. 8/4 Ağır Düyek adını alır.
MÜSEMMEN
Sekiz zamanlıdır.
Eskiden bu usüle Katikofti de denilmiştir.
Bir Semai, bir Nim Sofyan ve yine bir Semai'den meydana gelir.
DÜ-Ü-ÜM 3 zamanlı - kuvvetli
TE-EK 2 zamanlı - zayıf
TE-E-EK 3 zamanlı - yarı kuvvetlidir.
8/8 lik değerde vurulur.
AKSAK
Dokuz zamanlıdır. Bir Sofyan ve bir Türk Aksağından oluşur.
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE 1 zamanlı - yarı kuvvetli
KE 1 zamanlı - zayıf
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE-EK 2 zamanlı - yarı kuvvetli
TEK 1 zamanlı - zayıftır.
RAKS AKSAĞI
Dokuz zamanlıdır.
Bir Türk Aksağı ve bir Sofyan'dan meydana gelir.
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE-E-EK 3 zamanlı - yarı kuvvetli
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE-EK 2 zamanlı - zayıftır.
9/8 lik değerde vurulur.
CURCUNA
On zamanlıdır. İki Türk Aksağından meydana gelir.
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE 1 zamanlı -zayıf
KA-A 2 zamanlı - yarı kuvvetli
DÜ-ÜM 2 zamanlı - kuvvetli
TE-EK 2 zamanlı - yarı kuvvetli
TEK 1 zamanlı - zayıftır.
10 Temmuz 2008 Perşembe
BULMAK
Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti
Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti
Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma
Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından
Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından
Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde
Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde
Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş
Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş
Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine
Kapılıp gidiyorum saçının sellerine
Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar
Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar
Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın
Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi
Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi
Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım
Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım
Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden
İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden
Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm
Erdem BEYAZIT
(Ebedi aleme göçen çok değerli edebiyatçı-şair Erdem Beyazıt'a Yüce Allah'tan rahmet diliyorum, mekanı cennet olsun...)
Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti
Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti
Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma
Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından
Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından
Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde
Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde
Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş
Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş
Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine
Kapılıp gidiyorum saçının sellerine
Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar
Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar
Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın
Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi
Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi
Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım
Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım
Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden
İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden
Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm
Erdem BEYAZIT
(Ebedi aleme göçen çok değerli edebiyatçı-şair Erdem Beyazıt'a Yüce Allah'tan rahmet diliyorum, mekanı cennet olsun...)
8 Temmuz 2008 Salı
Belalı sevdalar...!
Tehlikelidir biliriz, bu topraklarda sevdalanmak Dorima! Toprağa sevdalanmayla harmanlanır her harman vakti. Ki 'kara'sı makbuldür vurulmaların...
Dorima; sen şimdi bebeğine buğu gizlenen bakışlarında, bilirim iç çekişlerle bastırırsın sevdalarını. Sevda bu, bilirsin o geldi mi, gelmez elden bir şey. Kepeneğinden başka korunağı olmayan yağız çobanların sevdasına anlam vermez ruhsuz ağalar.
Bunca zaman kafa patlatırım Dorima, çözemedim giriftlerden belalı bilmeceyi: Bu toprak mıdır bu sevdaları kutsallaştıran, yoksa sevdalarımız mı yüceltti Anadolu'yu. Ah Anadolu...
Kim bilir kaç çöl dolusu Mecnun bağrında? Kaç Yusuf sırt döndü kesik parmaklı Züleyha'lara? Kaç yürek yanığını Kerem'den aldı? Ve dağ başında bekleyen kaç Ferhat var?
Ah Dorima bilirsin; korkutucudur sevdalar! Buutsuz yaşayanlar onu anlayamazlar. Ve anlaşılmayan bilinir olunca kurulur çarmıhlar. Ya! Nerden sandın bu kesikler, yarıklar, çarmıhtaki oyuklar? Ki ödüldür
Dorima, bütün bu yapılanlar, etler tırnaklar, kemikleri ayıran taraklar...
İnsanlık tarihi öğretti bize alacanım, kahkahayı kovan gözyaşı erdemini.
Duramayız Dorima, koşmak bizim ruhumuz, hareket enerjimiz. Biz yorulmayız gözüm, çatlayınca büyür sevdamız. Bir fidan gibi dikilir önce ruhumuz, sonra hemen yürürüz ağaç gibi hareketsiz kalamayız. Rüzgârdır bineğimiz, hangi yöne savurursa savursun bizi, polen devşirilecek çiçekler vardır biliriz...
Her gün birer birer yitirirken renklerini yeryüzü, biz elimizde rengârenk fırçalarla renk çalarız toprağa, göğe... Renk bizimdir Dorima, biliriz ahenk bizim. Her heyula başında set olan yürek bizim. Lügatimiz küçüktür ve büyüktür anlamlar. Yoktur bazı kelimeler, bizde karşılık bulamazlar. Misal olarak Dorima, yılgınlık yoktur bizde. Her durak bir başlangıç, her menzil bir dinlence... Ummandır tüm sineler, kanat misali açılan... Saflıkla safdilliği ayırırız her zaman ve biliriz küçümser sevdaları ayılar. O ayılar ormanda her köşeyi tutarlar.
Dorima; biz sevdayı miras olarak aldık, odundan korkar olsak, bu ormana dalmazdık! İnanmazsan sen bana, sor onlara söylerler. Canlı/cansız cemadat bu türküyü söylerler: Ah yalan dünyada yalan dünyada/Yalandan yüzüme gülen dünyada! Ne ki yalanın gerçekleri ile gerçeğin yanları arasına sıkışmaz bu sevdalar.
Ah Dorima!
Sanır mısın ki bilmeyiz küçük yürekleri. Gölgelerden kurulan devlerin panayırında cüce ruhları? İzbeliklerde yapılan hesapları, kitapları. Bu sevdaya olan düşmanlıkları... Biliriz bilmesine; ama öylesine büyüktür ki sevdamız kucaklar tüm nefretleri ve her sabah haykırır içimizdeki Yusuf; müjde, sevgi nefreti yendi!
Azlık-çokluk Dorima, görecelidir derler, lakin belalı sevdaların azı olmaz bilmezler. Bilmezler ki Dorima, en büyük rakam birdir, tüm ahengin merkezi, tüm sevdalar birdir bir! Saraylardan zindana uçurulan haberleri bildiğimizi bilmezler iki gözüm. Bilmediğimizden değil, sevmediğimizden nefreti susarız sonsuz bir sabırla. Bunu bile bilmezler
Dorima, hiç bilmezler.
Gel boş verelim Dorima, gel biz kendi türkümüzü seslendirelim. Belalı da olsa, kara da olsa kendi sevdamıza sevdalanalım el ele vererek. Her mevsimi bahar gibi karşılayalım bu bahardan sonra. Bilirsin sonlar ilktir bize göre, her ilki son gibi bilerek devrederiz sevdalarımızı ilkbahara.
Gel bildiğimiz tüm dilleri tekrar vird edinelim ve yeni diller öğrenelim konuşan dilsizlere inat. Gel artık ayaklarımızı bile kullanmadan gitmenin yollarını arayalım beraber Dorima. Kanat bulalım her şeye ve herkese inat. Ve çırpalım hayata, mayata inat vatana ve matana doğru.
Göreceksin Dorima, ne çok varmış sevdalı ve ne çokmuş sevdalar. Anlayacaksın benim bu tutarsız sayıklamalarımı.
Ah Dorima ah... Belalıdır sevdalarımız bizim...
M. NEDİM HAZAR zaman.
Editörün notu; belalı sevdaları herkes anla(ya)maz!!!
Tehlikelidir biliriz, bu topraklarda sevdalanmak Dorima! Toprağa sevdalanmayla harmanlanır her harman vakti. Ki 'kara'sı makbuldür vurulmaların...
Dorima; sen şimdi bebeğine buğu gizlenen bakışlarında, bilirim iç çekişlerle bastırırsın sevdalarını. Sevda bu, bilirsin o geldi mi, gelmez elden bir şey. Kepeneğinden başka korunağı olmayan yağız çobanların sevdasına anlam vermez ruhsuz ağalar.
Bunca zaman kafa patlatırım Dorima, çözemedim giriftlerden belalı bilmeceyi: Bu toprak mıdır bu sevdaları kutsallaştıran, yoksa sevdalarımız mı yüceltti Anadolu'yu. Ah Anadolu...
Kim bilir kaç çöl dolusu Mecnun bağrında? Kaç Yusuf sırt döndü kesik parmaklı Züleyha'lara? Kaç yürek yanığını Kerem'den aldı? Ve dağ başında bekleyen kaç Ferhat var?
Ah Dorima bilirsin; korkutucudur sevdalar! Buutsuz yaşayanlar onu anlayamazlar. Ve anlaşılmayan bilinir olunca kurulur çarmıhlar. Ya! Nerden sandın bu kesikler, yarıklar, çarmıhtaki oyuklar? Ki ödüldür
Dorima, bütün bu yapılanlar, etler tırnaklar, kemikleri ayıran taraklar...
İnsanlık tarihi öğretti bize alacanım, kahkahayı kovan gözyaşı erdemini.
Duramayız Dorima, koşmak bizim ruhumuz, hareket enerjimiz. Biz yorulmayız gözüm, çatlayınca büyür sevdamız. Bir fidan gibi dikilir önce ruhumuz, sonra hemen yürürüz ağaç gibi hareketsiz kalamayız. Rüzgârdır bineğimiz, hangi yöne savurursa savursun bizi, polen devşirilecek çiçekler vardır biliriz...
Her gün birer birer yitirirken renklerini yeryüzü, biz elimizde rengârenk fırçalarla renk çalarız toprağa, göğe... Renk bizimdir Dorima, biliriz ahenk bizim. Her heyula başında set olan yürek bizim. Lügatimiz küçüktür ve büyüktür anlamlar. Yoktur bazı kelimeler, bizde karşılık bulamazlar. Misal olarak Dorima, yılgınlık yoktur bizde. Her durak bir başlangıç, her menzil bir dinlence... Ummandır tüm sineler, kanat misali açılan... Saflıkla safdilliği ayırırız her zaman ve biliriz küçümser sevdaları ayılar. O ayılar ormanda her köşeyi tutarlar.
Dorima; biz sevdayı miras olarak aldık, odundan korkar olsak, bu ormana dalmazdık! İnanmazsan sen bana, sor onlara söylerler. Canlı/cansız cemadat bu türküyü söylerler: Ah yalan dünyada yalan dünyada/Yalandan yüzüme gülen dünyada! Ne ki yalanın gerçekleri ile gerçeğin yanları arasına sıkışmaz bu sevdalar.
Ah Dorima!
Sanır mısın ki bilmeyiz küçük yürekleri. Gölgelerden kurulan devlerin panayırında cüce ruhları? İzbeliklerde yapılan hesapları, kitapları. Bu sevdaya olan düşmanlıkları... Biliriz bilmesine; ama öylesine büyüktür ki sevdamız kucaklar tüm nefretleri ve her sabah haykırır içimizdeki Yusuf; müjde, sevgi nefreti yendi!
Azlık-çokluk Dorima, görecelidir derler, lakin belalı sevdaların azı olmaz bilmezler. Bilmezler ki Dorima, en büyük rakam birdir, tüm ahengin merkezi, tüm sevdalar birdir bir! Saraylardan zindana uçurulan haberleri bildiğimizi bilmezler iki gözüm. Bilmediğimizden değil, sevmediğimizden nefreti susarız sonsuz bir sabırla. Bunu bile bilmezler
Dorima, hiç bilmezler.
Gel boş verelim Dorima, gel biz kendi türkümüzü seslendirelim. Belalı da olsa, kara da olsa kendi sevdamıza sevdalanalım el ele vererek. Her mevsimi bahar gibi karşılayalım bu bahardan sonra. Bilirsin sonlar ilktir bize göre, her ilki son gibi bilerek devrederiz sevdalarımızı ilkbahara.
Gel bildiğimiz tüm dilleri tekrar vird edinelim ve yeni diller öğrenelim konuşan dilsizlere inat. Gel artık ayaklarımızı bile kullanmadan gitmenin yollarını arayalım beraber Dorima. Kanat bulalım her şeye ve herkese inat. Ve çırpalım hayata, mayata inat vatana ve matana doğru.
Göreceksin Dorima, ne çok varmış sevdalı ve ne çokmuş sevdalar. Anlayacaksın benim bu tutarsız sayıklamalarımı.
Ah Dorima ah... Belalıdır sevdalarımız bizim...
M. NEDİM HAZAR zaman.
Editörün notu; belalı sevdaları herkes anla(ya)maz!!!
6 Temmuz 2008 Pazar
KURAN'A VE HIFZA DAVET...

ARKADAŞLAR...
HER MÜSLÜMANA LAZIM KURAN OKUMAYI ÖĞRENME İŞİNDE YARDIMA İHTİYACI OLAN HERKESİ DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞINA BAĞLI YAZ-KIŞ KURAN KURSLARIMIZA DAVET EDİYORUM..
AYRICA KENDİNE GÜVENEN VE ÖZELLİKLE ARAPÇASI OLAN ARKADAŞLARI BİR AN EVVEL HAFIZLIK YAPMAYA ÇAĞIRIYORUM...
ZANNIMCA BU KONUDA ÜLKEMİZDEKİ CEHALETE BİNAEN ACİLEN BİR ÇABAYA GİRİLMESİ GEREKİYOR!
NE YAPACAĞINI BİLEN VE KENDİNDEN EMİN HAFIZLARA TEZ ZAMANDA İHTİYACIMIZ OLACAK..
RABBİM YARDIMCIMIZ OLSUN :'{{{{
ÖZET TECVİT BİLGİLERİ
MEDLER
Harf-i Med: ي ا و Sebebi Med: ء ْ (Hemze harekesi olan elifdir.)
MEDDİ TABİ: ي ا و harekesiz geldiğinde kendisinden önceki harfi bir elif miktarı uzatılır.
MEDDİ MUTTASILve MUNFASIL: Harfi medden sonra sebebi med olarak hemze aynı kelimede gelirse, meddi muttasıl olur ve dört elif miktarı çekilir(müttefekun aleyh/vacip), ayrı kelimede olursa meddi munfasıl olur ve yine dört elif miktarı çekilir.
جاَءَ (bitişik/muttasıl) ياَ اَيُّها اللذِنَ (ayrık/munfasıl)
MEDDİ LAZIM: Harfi medden sonra sebebi med olarak sükunu lazım gelirse, meddi lazım olur ve dört elif miktarı çekilir (Sükunu lazım cezim ve şeddedir) (müttefekun aleyh/vacip)
Kelime-i Musakkale: لاَالضّالٍّن وَKelime-i Muhafefe: آلاَْ َنَ
Harf-i Musakkale: آلم mimi Harf-i Muhaffefe: يس
MEDDİ ARIZ: Harfi medden sonra, sukunu arız gelirse meddi arız olur. (caiz)
تَعْلَمُونَ Tul, tevassut, kasr
لطُّورَاِو Tul, tavassut, kasr, revm (harekeyi az belirtmek)
لقبورُ ا Tul, tavassut, kasr, revm, tul ile işmam, tevassut ile işmam, kasr ile işmam (dudakla)
MEDDİ LÎN: Harfi linden sonra (وْ يْ ) sebebi med sukun olursa meddi lin olur. (caiz) 4 veya iki elif miktarı çekilir. قُرَيْشٍ
TENVİN VE NUNU SAKİNİN HALLERİ
İHFA: Tenvin veya nunu sakinden sonra ihfa harflerinden biri gelirse( ذ ض ص ث ق ف ج ط ك د ت س ش ظ ز ) ihfa olur ve nun gizlenerek okunur.
IZHAR: Tenvin veya nunu sakinden sonra ızhar harflerinden biri gelirse( ا ع غ ه ح خ ) ızhar olur ve nun açıktan okunur.
İKLAP: Tenvin veya nunu sakinden sonra (ب ) harfi gelirse iklap olur ve “n” sesi “m” ile okunur.
İDĞAM MEĞA’L-GUNNE: Tenvin veya nunu sakinden sonra ( ي م ن و ) harflerinden biri gelirse idğam meğal gunne olur ve “n” sesi gunneli bir sesle gelen harfe dönüştürülür.
İDĞAM BİLA GUNNE: Tenvin veya nunu sakinden sonra (لر) harflerinden biri gelirse idğam bilâ gunne olur ve “n” sesi doğrudan gelen harfe dönüştürülür.
İDĞAM MİSLEYN: Aynı harfler birbirlerine uğrarsa idğam misleyn olur. Bunlardan nun“ن” nuna“ن” uğrarsa, hem meğal gunne hem misleyn olur. “م” Mim “ب”ba’ya uğrarsa dudak ihfası olur. Mim”م” mime “م” uğrarsa idğam misleyn meğalğunne olur.
İDĞAM MÜTECANİSEYN: Mahreçleri bir, sıfatları farklı olan harfler birbirine uğrarsa idğam mütecaniseyn olur.
“ط” ve ‘د’ve “تَ” birbirlerine denk gelirlerse بَسَطْتَ"” “besatte” diyerek “ta” “te”ye yaklaştırılarak okunur, kalkale yapılmaz.
“ظ” ve“ذ” ve“ث” birbirlerine denk gelirlerse “اٍذْ ظَلَمُوا“izzalemu” diyerek okunur “ze”nin okunuşu za”ya yaklaştırılır.
“ب’ ve ‘م’ birbirlerine denk gelirlerse “ارْكَمْ مَعَنا” “irkem meğanâ” diye okunur ve “be”, “me” ye dönüştürülür.
İDĞAM MÜTEKARİBEYN: Mahreçleri veya sıfatları birbirinden farklı olan harfler birbirlerine uğrarlarsa mütekaribeyn olurlar.
“ل” ve “ر” birbirlerine geldiğinde “وَ قُلْ رَبِّ” “ve gurrabbi” diye dönüştürülerek okunur.
“ق” ve “ك” birbirlerine gelirse “نَخْلُقْكُمْ” “nahlükküm” diye dönüştürülerek okunur.
KALKALE
“.قطبجد” Harflerinden biri cezimli gelir ise harf sarsarak okunur. اَقْرَبُ"
HÜKMÜ’R - RA
Kalın okunur: رَ وانْحَرْ مِرْصاَد طَور
İnce okunur: رِ قَدِيرْ
LAFZATULLAH
Allah lafzının ‘lam’ı kendisinden önceki harfin harekesi esre ise ince diğer durumlarda kalın okunur.
Kalın: الله İnce: بِالله
ZAMİRLER:
“ ه ” Zamiri kendisinden önceki harfin harekesi var ise çeker. Eğer harekesi yok veya cezim ise “ه” zamiri çekmez. Çeker: لَهٌ انَّهُ بِهِ Çekmez: فِيهِ عَلَيْهِ
SEKTE: Kur’an’da dört yerde olup, eğer durulmadan geçerse anlam bozulacağı için sesi kesip nefes almadan bir miktar durulması gereken yerdir. Durulması istenen kelimenin altında “sekte” diye yazar. Örnek: من مرقدنا هاذا من راق
DURUŞLAR / VAKIF
لا Durulmaz.
م Durmak gerekir.
ط Durulur.
قف ج Durmak daha iyidir, geçilebilir.
ص ز ق Geçmek daha iyidir, durulabilir.
ع Konu bütünlüğü bitmiştir. Durulur.
.;. Secavent, ikisinden birinde yalnızca durulur.
Harf-i Med: ي ا و Sebebi Med: ء ْ (Hemze harekesi olan elifdir.)
MEDDİ TABİ: ي ا و harekesiz geldiğinde kendisinden önceki harfi bir elif miktarı uzatılır.
MEDDİ MUTTASILve MUNFASIL: Harfi medden sonra sebebi med olarak hemze aynı kelimede gelirse, meddi muttasıl olur ve dört elif miktarı çekilir(müttefekun aleyh/vacip), ayrı kelimede olursa meddi munfasıl olur ve yine dört elif miktarı çekilir.
جاَءَ (bitişik/muttasıl) ياَ اَيُّها اللذِنَ (ayrık/munfasıl)
MEDDİ LAZIM: Harfi medden sonra sebebi med olarak sükunu lazım gelirse, meddi lazım olur ve dört elif miktarı çekilir (Sükunu lazım cezim ve şeddedir) (müttefekun aleyh/vacip)
Kelime-i Musakkale: لاَالضّالٍّن وَKelime-i Muhafefe: آلاَْ َنَ
Harf-i Musakkale: آلم mimi Harf-i Muhaffefe: يس
MEDDİ ARIZ: Harfi medden sonra, sukunu arız gelirse meddi arız olur. (caiz)
تَعْلَمُونَ Tul, tevassut, kasr
لطُّورَاِو Tul, tavassut, kasr, revm (harekeyi az belirtmek)
لقبورُ ا Tul, tavassut, kasr, revm, tul ile işmam, tevassut ile işmam, kasr ile işmam (dudakla)
MEDDİ LÎN: Harfi linden sonra (وْ يْ ) sebebi med sukun olursa meddi lin olur. (caiz) 4 veya iki elif miktarı çekilir. قُرَيْشٍ
TENVİN VE NUNU SAKİNİN HALLERİ
İHFA: Tenvin veya nunu sakinden sonra ihfa harflerinden biri gelirse( ذ ض ص ث ق ف ج ط ك د ت س ش ظ ز ) ihfa olur ve nun gizlenerek okunur.
IZHAR: Tenvin veya nunu sakinden sonra ızhar harflerinden biri gelirse( ا ع غ ه ح خ ) ızhar olur ve nun açıktan okunur.
İKLAP: Tenvin veya nunu sakinden sonra (ب ) harfi gelirse iklap olur ve “n” sesi “m” ile okunur.
İDĞAM MEĞA’L-GUNNE: Tenvin veya nunu sakinden sonra ( ي م ن و ) harflerinden biri gelirse idğam meğal gunne olur ve “n” sesi gunneli bir sesle gelen harfe dönüştürülür.
İDĞAM BİLA GUNNE: Tenvin veya nunu sakinden sonra (لر) harflerinden biri gelirse idğam bilâ gunne olur ve “n” sesi doğrudan gelen harfe dönüştürülür.
İDĞAM MİSLEYN: Aynı harfler birbirlerine uğrarsa idğam misleyn olur. Bunlardan nun“ن” nuna“ن” uğrarsa, hem meğal gunne hem misleyn olur. “م” Mim “ب”ba’ya uğrarsa dudak ihfası olur. Mim”م” mime “م” uğrarsa idğam misleyn meğalğunne olur.
İDĞAM MÜTECANİSEYN: Mahreçleri bir, sıfatları farklı olan harfler birbirine uğrarsa idğam mütecaniseyn olur.
“ط” ve ‘د’ve “تَ” birbirlerine denk gelirlerse بَسَطْتَ"” “besatte” diyerek “ta” “te”ye yaklaştırılarak okunur, kalkale yapılmaz.
“ظ” ve“ذ” ve“ث” birbirlerine denk gelirlerse “اٍذْ ظَلَمُوا“izzalemu” diyerek okunur “ze”nin okunuşu za”ya yaklaştırılır.
“ب’ ve ‘م’ birbirlerine denk gelirlerse “ارْكَمْ مَعَنا” “irkem meğanâ” diye okunur ve “be”, “me” ye dönüştürülür.
İDĞAM MÜTEKARİBEYN: Mahreçleri veya sıfatları birbirinden farklı olan harfler birbirlerine uğrarlarsa mütekaribeyn olurlar.
“ل” ve “ر” birbirlerine geldiğinde “وَ قُلْ رَبِّ” “ve gurrabbi” diye dönüştürülerek okunur.
“ق” ve “ك” birbirlerine gelirse “نَخْلُقْكُمْ” “nahlükküm” diye dönüştürülerek okunur.
KALKALE
“.قطبجد” Harflerinden biri cezimli gelir ise harf sarsarak okunur. اَقْرَبُ"
HÜKMÜ’R - RA
Kalın okunur: رَ وانْحَرْ مِرْصاَد طَور
İnce okunur: رِ قَدِيرْ
LAFZATULLAH
Allah lafzının ‘lam’ı kendisinden önceki harfin harekesi esre ise ince diğer durumlarda kalın okunur.
Kalın: الله İnce: بِالله
ZAMİRLER:
“ ه ” Zamiri kendisinden önceki harfin harekesi var ise çeker. Eğer harekesi yok veya cezim ise “ه” zamiri çekmez. Çeker: لَهٌ انَّهُ بِهِ Çekmez: فِيهِ عَلَيْهِ
SEKTE: Kur’an’da dört yerde olup, eğer durulmadan geçerse anlam bozulacağı için sesi kesip nefes almadan bir miktar durulması gereken yerdir. Durulması istenen kelimenin altında “sekte” diye yazar. Örnek: من مرقدنا هاذا من راق
DURUŞLAR / VAKIF
لا Durulmaz.
م Durmak gerekir.
ط Durulur.
قف ج Durmak daha iyidir, geçilebilir.
ص ز ق Geçmek daha iyidir, durulabilir.
ع Konu bütünlüğü bitmiştir. Durulur.
.;. Secavent, ikisinden birinde yalnızca durulur.
5 Temmuz 2008 Cumartesi
FESTİVALİMİZ BİR HARİKA :pp
27 Haziran 2008 Cuma
GİDİYORUM.... HAKKINI HELAL ET....
GİDİYORUM
HAKKINI HELAL ET!
YOLUM DÖNÜLMEZ
İÇİMDE ACI DİNMEZ
GİDİYORUM
HAKKINI HELAL ET!
KALBİM ATEŞLERE YANSA
SÖZLERİNLE ERİYEN GÖNLÜME
ÇARE KALMADI
GİTMEKTEN BAŞKA
BEN DE
GİDİYORUM
HAKKINI HELAL ET!
BU ŞEHİRDEN KAÇSAM DUR DİYENİM YOK;
HEM
HEM NEYLEYEYİM DÜNYAYI
BEN SENSİZ!
SEN YOKSUN: DÜNYA YOK!
HAYAT ZİNDAN OLDU ARTIK BİLİYOR MUSUN ?!
GİDİYORUM
HAKKINI HELAL ET!

MEVSİMİMİN
SON GÜLLERİNİ
SANA DERDİM
ALLAH'A EMANET OL
GİDİYORUM
HAKKINI HELAL ET!
:'((((((
HAKKINI HELAL ET!
YOLUM DÖNÜLMEZ
İÇİMDE ACI DİNMEZ
GİDİYORUM
HAKKINI HELAL ET!
KALBİM ATEŞLERE YANSA
SÖZLERİNLE ERİYEN GÖNLÜME
ÇARE KALMADI
GİTMEKTEN BAŞKA
BEN DE
GİDİYORUM
HAKKINI HELAL ET!
BU ŞEHİRDEN KAÇSAM DUR DİYENİM YOK;
HEM
HEM NEYLEYEYİM DÜNYAYI
BEN SENSİZ!
SEN YOKSUN: DÜNYA YOK!
HAYAT ZİNDAN OLDU ARTIK BİLİYOR MUSUN ?!
GİDİYORUM
HAKKINI HELAL ET!

MEVSİMİMİN
SON GÜLLERİNİ
SANA DERDİM
ALLAH'A EMANET OL
GİDİYORUM
HAKKINI HELAL ET!
:'((((((
25 Haziran 2008 Çarşamba
Mutluluğun formülü 40 ayette saklı
Takvim gazetesine yazdığı yazılarıyla tanınan İrfan Gürkan Çelebi ’nin ayetlerden çıkardığı mesajlar
İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran.
Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.
Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.
Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.
Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.
Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.
Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.
Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.
Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.
Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.
Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.
İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.
Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.
Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.
Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.
Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.
Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.
Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.
Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.
Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.
Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.
Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.
Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.
Saff 2: Yalandan uzak dur.
Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.
Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.
Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.
En’am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.
En’am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.
Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.
Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.
İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.
İsra 23: Anne ve babana ‘off‘ bile deme.
Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.
Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.
Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.
Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.
Necm 3: İnanma duygunu diri tut.
Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme.
İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran.
Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.
Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.
Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.
Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.
Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.
Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.
Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.
Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.
Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.
Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.
İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.
Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.
Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.
Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.
Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.
Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.
Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.
Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.
Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.
Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.
Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.
Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.
Saff 2: Yalandan uzak dur.
Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.
Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.
Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.
En’am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.
En’am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.
Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.
Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.
İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.
İsra 23: Anne ve babana ‘off‘ bile deme.
Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.
Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.
Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.
Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.
Necm 3: İnanma duygunu diri tut.
Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme.
12 Haziran 2008 Perşembe
Signs of Weak Iman and How to Increase It
Signs of weak Faith:
* Committing sins and not feeling any guilt.
* Having a hard heart and no desire to read the Quran.
* Feeling too lazy to do good deeds, e.g. being late for salat
* Neglecting the Sunnah.
* Having mood swings, for instance being upset about petty things and bothered and irritated most of the time.
* Not feeling anything when hearing verses from the Quran, for example when Allah warns us of punishments and His promise of glad tidings.
* Finding difficulty in remembering Allah and making dhikr.
* Not feeling bad when things are done against the Shariah.
* Desiring status and wealth.
* Being mean and miserly, i.e. not wanting to part with wealth.
* Ordering others to do good deeds when not practising them ourselves.
* Feeling pleased when things are not progressing for others.
* Being concerned with whether something is haram or halal only; and not avoiding makroo (not recommended) things.
* Making fun of people who do simple good deeds, like cleaning the mosque.
* Not feeling concerned about the situation of Muslims.
* Not feeling the responsibility to do something to promote Islam.
* Liking to argue just for the sake of arguing without any proof.
* Becoming engrossed and very involved with dunya, worldly things, i.e. feeling bad only when losing something in terms of material wealth.
* Becoming engrossed and obsessive about ourselves.
Okay, how to increase our faith then ?
* Recite and ponder on the meanings of the Quran. Tranquility then descends and our hearts become soft. To get optimum benefit, remind yourself that Allah is speaking to you. People are described in different categories in the Quran; think of which one you find yourself in.
* Realize the greatness of Allah. Everything is under His control. There are signs in everything we see that points us to His greatness. Everything happens according to His permission. Allah keeps track and looks after everything, even a black ant on a black rock on a black moonless night.
* Make an effort to gain knowledge, for at least the basic things in daily life e.g. how to make wudu properly. Know the meanings behind Allah's names and attributes. People who have taqwa are those who have knowledge.
* Attend gatherings where Allah is remembered. In such gatherings we are surrounded by angels.
* We have to increase our good deeds. One good deed leads to another good deed. Allah will make the way easy for someone who gives charity and also make it easy for him or her to do good deeds. Good deeds must be done continuously, not in spurts.
* We must fear the miserable end to our lives; the remembrance of death is the destroyer of pleasures.
* Remember the different levels of akhirah, for instance when we are put in our graves, when we are judged, whether we will be in paradise or hell.
* Make dua, realize that we need Allah. Be humble. Don't covet material things in this life.
* Our love for Subhana Wa Ta'Ala must be shown in actions. We must hope Allah will accept our prayers, and be in constant fear that we do wrong. At night before going to sleep, we must think about what good we did during that day.
* Realize the effects of sins and disobedience- one's faith is increased with good deeds and our faith is decreased by bad deeds. Everything that happens is because Allah wanted it. When calamity befalls us- it is also from Allah. It is a direct result of our disobedience to Allah.
by: Abu Banan
* Committing sins and not feeling any guilt.
* Having a hard heart and no desire to read the Quran.
* Feeling too lazy to do good deeds, e.g. being late for salat
* Neglecting the Sunnah.
* Having mood swings, for instance being upset about petty things and bothered and irritated most of the time.
* Not feeling anything when hearing verses from the Quran, for example when Allah warns us of punishments and His promise of glad tidings.
* Finding difficulty in remembering Allah and making dhikr.
* Not feeling bad when things are done against the Shariah.
* Desiring status and wealth.
* Being mean and miserly, i.e. not wanting to part with wealth.
* Ordering others to do good deeds when not practising them ourselves.
* Feeling pleased when things are not progressing for others.
* Being concerned with whether something is haram or halal only; and not avoiding makroo (not recommended) things.
* Making fun of people who do simple good deeds, like cleaning the mosque.
* Not feeling concerned about the situation of Muslims.
* Not feeling the responsibility to do something to promote Islam.
* Liking to argue just for the sake of arguing without any proof.
* Becoming engrossed and very involved with dunya, worldly things, i.e. feeling bad only when losing something in terms of material wealth.
* Becoming engrossed and obsessive about ourselves.
Okay, how to increase our faith then ?
* Recite and ponder on the meanings of the Quran. Tranquility then descends and our hearts become soft. To get optimum benefit, remind yourself that Allah is speaking to you. People are described in different categories in the Quran; think of which one you find yourself in.
* Realize the greatness of Allah. Everything is under His control. There are signs in everything we see that points us to His greatness. Everything happens according to His permission. Allah keeps track and looks after everything, even a black ant on a black rock on a black moonless night.
* Make an effort to gain knowledge, for at least the basic things in daily life e.g. how to make wudu properly. Know the meanings behind Allah's names and attributes. People who have taqwa are those who have knowledge.
* Attend gatherings where Allah is remembered. In such gatherings we are surrounded by angels.
* We have to increase our good deeds. One good deed leads to another good deed. Allah will make the way easy for someone who gives charity and also make it easy for him or her to do good deeds. Good deeds must be done continuously, not in spurts.
* We must fear the miserable end to our lives; the remembrance of death is the destroyer of pleasures.
* Remember the different levels of akhirah, for instance when we are put in our graves, when we are judged, whether we will be in paradise or hell.
* Make dua, realize that we need Allah. Be humble. Don't covet material things in this life.
* Our love for Subhana Wa Ta'Ala must be shown in actions. We must hope Allah will accept our prayers, and be in constant fear that we do wrong. At night before going to sleep, we must think about what good we did during that day.
* Realize the effects of sins and disobedience- one's faith is increased with good deeds and our faith is decreased by bad deeds. Everything that happens is because Allah wanted it. When calamity befalls us- it is also from Allah. It is a direct result of our disobedience to Allah.
by: Abu Banan
Best Times to make Du'a
by Mutma'inaa
www.geocities.com/mutmainaa
There are certain times dua (supplication) is more likely to be accepted by Allah (Subhanahu wa Ta'ala) as mentioned by Prophet (salAllahu alayhi wasalam). These times are as follows:
1. The Last Third Of The Night
Abu Hurairah (radiAllahu anhu) narrated that Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam) said: 'In the last third of every night our Rabb (Cherisher and Sustainer) (Allah (Subhanahu wa Ta'ala)) descends to the lowermost heaven and says; "Who is calling Me, so that I may answer him? Who is asking Me so that may I grant him? Who is seeking forgiveness from Me so that I may forgive him?."'
[Sahih al-Bukhari, Hadith Qudsi]
Amr ibn Absah narrated that the Prophet said: 'The closest any worshipper can be to His Lord is during the last part of the night, so if you can be amongst those who remember Allah at that time, then do so.'
[at-Tirmidhi, an-Nasa'i, al-Hakim - Sahih]
2. Late at night
When people are sleeping and busy with worldly pleasures Allah (Subhanahu wa Ta'ala) gives the believers an opportunity, or an answer hour if they can fight sleep and invoke Allah (Subhanahu wa Ta'ala) for whatever they need.
The Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said: 'There is at night an hour, no Muslim happens to be asking Allah any matter of this world or the Hereafter, except that he will be given it, and this (occurs) every night.'
[Muslim #757]
3. Between Adhan and Iqamah
Anas (radiAllahu anhu) narrated that Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam) said: 'A supplication made between the Adhan and Iqama is not rejected.'
[Ahmad, abu Dawud #521, at-Tirmidhi #212, Sahih al-Jami #3408, an-Nasai and Ibn Hibban graded it sahih (sound)]
4. An Hour On Friday
Narrated Abu Hurairah (radiAllahu anhu): Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam) talked about Friday and said:
'There is an hour on Friday and if a Muslim gets it while offering Salat (prayer) and asks something from Allah (Subhanahu wa Ta'ala), then Allah (Subhanahu wa Ta'ala) will definitely meet his demand.' And he (the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) pointed out the shortness of that particular time with his hands.
[Sahih al-Bukhari]
Some have said that this hour is from the time the Imam (prayer�s leader) enters the mosque on Friday�s prayer until the prayer is over (ie between the two khutbahs), whereas others have said that it is the last hour of the day (ie after the Asr prayer until the Maghrib prayer).
(Note: when we say an hour here we do not mean the hour everyone knows (60 minutes) but an unspecified period of time because the time counters which we use today came after the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) had died.
5. While Drinking Zamzam Water
Jaber (radiAllahu anhu) narrated that Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam) said: 'Zamzam water is for what it is drunk for.'
[Ahmad 3: 357 and Ibn Majah #3062]
This means that when you drink Zamzam water you may ask Allah (Subhanahu wa Ta'ala) for anything you like to gain or benefit from this water such as healing from illness.... etc.
6. While Prostrating
Abu Hurairah (radiAllahu anhu) narrated that Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam), said:
'The nearest a slave can be to his Lord is when he is prostrating, so invoke (supplicate) Allah (Subhanahu wa Ta'ala) much in it.
[Muslim, abu Dawud, an-Nasa'i and others, Sahih al-Jami #1175]
When a Muslim is in his Salat (prayer) he is facing Allah (Subhanahu wa Ta'ala) and when he prostrates he is the nearest he can be to Allah (Subhanahu wa Ta'ala) so it is best to invoke Allah (Subhanahu wa Ta'ala) at this time.
It is said that while in prostration, one should not ask for worldy needs (ie a nice car, a new job, etc), but for the Hereafter.
7. When Waking Up at Night
Narrated Ubada Bin As-Samit that Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam) said: 'Whomever wakes up at night and says La ilaha illallahu wahdahu la shrika lahu lahulmulku, wa lahul hamdu, wa huwa ala kulli shai'in qadir. Alhamdu lillahi, wa subhanallahi wa la ilaha illallahu, wallah akbir, wa la hawla wala quwata illa billah (none has the right to be worshipped but Allah (Subhanahu wa Ta'ala) He is the only one who has no partners. His is the kingdom and all the praises are for Allah (Subhanahu wa Ta'ala) All the glories are for Allah (Subhanahu wa Ta'ala) And none has the right to be worshipped but Allah (Subhanahu wa Ta'ala) and Allah (Subhanahu wa Ta'ala) is the most Great and there is neither might nor power except with Allah (Subhanahu wa Ta'ala) and then says, Allahumma ighfir li (O Allah! Forgive me) or invokes Allah (Subhanahu wa Ta'ala),
he will be responded to and if he makes ablution and performs Salat (prayer), his Salat (prayer) will be accepted.
[Sahih al-Bukhari]
8. At The End Of The Obligatory Salat:
Narrated Abu Omamah (radiAllahu anhu): that Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam) was asked, O Messenger of Allah, which supplication is heard (by Allah (Subhanahu wa Ta'ala), he said the end of the night and at the end of the obligatory Salat (prayer)
[at-Tirmidhi]
This time is after saying 'At-tahyat' , and before making Tasleem (finishing prayer)
9. The Night Of 'Qadr' (Decree)
This night is the greatest night of the year. This is the night which the almighty Allah (Subhanahu wa Ta'ala) said about it, "The night of Al-Qadar (Decree) is better than a thousand months."
[Surah al-Qadr, 97: 3]
The Night of Decree is one of the odd nights of the last ten nights of the blessed month of Ramadan. The angels descend down to the earth, and the earth is overwhelmed with peace and serenity until the break of dawn and when he doors of Paradise are opened, the worshipper is encouraged to turn to Allah to ask for his needs for this world and the Hereafter.
10. During The Rain
Narrated Sahel Ibn Sa'ad (radiAllahu anhu): that the Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said: 'Two will not be rejected, Supplication when the Adhan (call of prayer) is being called, and at the time of the rain'.
[Al-Hakim 2: 114, and Abu Dawud #2540, ibn Majah]
'Seek the response to your du'as when the armies meet, and the prayer is called, and when rain falls'
[reported by Imam al-Shafi' in al-Umm, al-Sahihah #1469]
The time of the rain is a time of mercy from Allah (Subhanahu wa Ta'ala) so, one should take advantage of this time when Allah (Subhanahu wa Ta'ala) is having mercy on His slaves.
11. At the Adhan
'Seek the response to your du'as when the armies meet, and the prayer is called, and when rain falls'
[reported by Imam al-Shafi' in al-Umm, al-Sahihah #1469]
In another hadith; 'When the prayer is called, the doors of the skies are opened, and the du'a is answered'
[al-Tayalisi in his Musnad #2106, al-Sahihah #1413]
12. The One Who Is Suffering Injustice and Opression
The Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said to Mua'ad Ibn Jabal (radiAllahu anhu), 'Beware of the supplication of the unjustly treated, because there is no shelter or veil between it (the supplication of the one who is suffering injustice) and Allah (Subhanahu wa Ta'ala)'
[Sahih Al-Bukhari and Muslim]
The prophet (salAllahu alayhi wasalam) declared,
'Three men whose dua is never rejected (by Allah) are: the fasting person until he breaks his fast (in another narration, when he breaks fast), the just ruler and the one who is oppressed.'
[Ahmad, at-Tirmidhi - Hasan]
In another hadith; The Prophet (salAllahu alayhi wasalam) declared:
'Three du'as are surely answered: The du'a of the oppressed, the du'a of the traveler, and the du'a of the father/mother (upon their child)'
The One who is suffering injustice is heard by Allah (Subhanahu wa Ta'ala) when he invokes Allah (Subhanahu wa Ta'ala) to retain his rights from the unjust one or oppressor. Allah (Subhanahu wa Ta'ala) has sworn to help the one who is suffering from injustice sooner or later as the Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said.
13. The Traveler
The Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said; Three supplications will not be rejected (by Allah (Subhanahu wa Ta'ala)), the supplication of the parent for his child, the supplication of the one who is fasting, and the supplication of the traveler.
[al-Bayhaqi, at-Tirmidhi - Sahih]
During travel supplication is heard by Allah (Subhanahu wa Ta'ala) if the trip is for a good reason, but if the trip is for a bad intention or to perform illegal things (making sins) this will not apply to it.
14. The Parent's Supplication for their Child
The Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said; Three supplications will not be rejected (by Allah (Subhanahu wa Ta'ala)), the supplication of the parent for his child, the supplication of the one who is fasting, and the supplication of the traveler.
[al-Bayhaqi, at-Tirmidhi - Sahih]
15. Dua after praising Allah and giving salat on the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) in the tashahhud at the end of salat.
Narrated Faddalah ibn Ubayd (radiAllahu anhu): that the Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said:
'When anyone of you makes du'a, let him start by glorifying his Lord and praising Him, then let him send blessings upon the Prophet (salAllahu alayhi wasalam), then let him pray for whatever he wants'
[abu Dawud #1481, at-Tirmidhi #3477]
In another hadith; Baqiy ibn Mukhallid (radiAllahu anhu) narrated that that the Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said:
'Every du'a is not responded to until one sends blessings upon the Prophet (salAllahu alayhi wasalam)'
[al-Bayhaqi]
In another hadith; Umar (radiAllahu anhu) narrated that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'Du'a is detained between the heavens and the earth and no part of it is taken up until you send blessings upon your Prophet (salAllahu alayhi wasalam)'
[at-Tirmidhi #486]
After a person has finished his tashahhud and before saying the 'salam', supplication at this time is one likely to be responded to.
Ibn Mas'ud narrates: I was once praying, and the Prophet (salAllahu alayhi wasalam), Abu Bakr and Umar (were all present). When I sat down (in the final tashahhud), I praised Allah, then sent salams on the Prophet, then started praying for myself. At this, the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'Ask, and you shall be given it! Ask, and you shall be given it!'
[at-Tirmidhi #593 - hasan, Mishkat al-Misbah #931]
16. The dua of a Muslim for his absent brother or sister Muslim stemming from the heart.
The prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'There is no believing servant who supplicates for his brother in his absence where the angels do not say, 'the same be for you''
[Muslim]
17. Dua on the Day of Arafat
The Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said: 'The best supplication is the supplication on the day of Arafat'.
[at-Tirmidhi and Malik]
The day of Arafat is the essence and pinnacle of Hajj. On this great and momentous day, millions of worshippers gather together on one plain, from every corner of the world, with only one purpose in mind - to respone to the call of their Creator. During this auspicious day, Allah does not refuse the requests of His worshippers.
18. Dua during the month of Ramadan
Ramadan is month full of many blessings, thus the du'a of Ramadan is a blessed one. This can be inferred from the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) saying:
'When Ramadan comes, the Doors of Mercy (another narration says Paradise) are opened, and the doors of Hell are closed, and the Sahitans are locked up'
Thus, it is clear that du'a during Ramadan has a greater chance of being accepted, as the Gates of Paradise and Mercy are opened.
[Sahih al-Bukhari #1899, Muslim #1079 and others]
19. Dua when the Armies meet
When the Muslim is facing the enemy in battle, at this critical period, the du'a of a worshipper is accepted.
Sahl ibn Sa'd (radiAllahu anhu) narrtaed the the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'Two duas are never rejected, or rarely rejected: the du'a during the call for prayer, and the du'a during the clamity when the two armies attack each other'
[abu Dawud #2540, ibn Majah, al-Hakim]
In another narration: 'Seek the response to your du'as when the armies meet, and the prayer is called, and when rain falls'
[reported by Imam al-Shafi' in al-Umm, al-Sahihah #1469]
20. When Muslims gather for the purpose of invoking and remembering Allah (Dhikrullah).
The Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
If a group of people sit together remembering Allah, the angels will circle them, mercy will shroud them, peace will descend onto them and Allah will remember them among those with Him.
[Muslim]
21. First Ten days of Dhul-Hijjah
The Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'There are no days during which good deeds are more beloved to Allah than during these ten days'
[Sahih al-Bukhai #969 and others]
22. Dua when the heart reaches out to Allah and is ready to be totally sincere
23. At Midnight
Abu Umamah (radiAllahu anhu) said, the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) was questioned; 'Which du'a is heard (by Allah)?' He answered,
'At midnight and at the end of every obligatory prayer.'
[at-Tirmidhi - Hasan]
25. Dua of people after the death of a person
In a long hadith, Umm Salamah (radiAllahu anha) narrated that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said, when Abu Salamah had just passed away, and had closed his eyes,
'Do not ask for yourselves anything but good, for the angels will say 'Ameen' to all that you ask for. O Allah, forgive Abu Salamah, and raise his ranks among those who are guided.'
[Muslim, abu Dawud, Ahmad]
26. Dua of the one fasting until he breaks his fast.
The Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said; Three supplications will not be rejected (by Allah (Subhanahu wa Ta'ala)), the supplication of the parent for his child, the supplication of the one who is fasting, and the supplication of the traveler.
[al-Bayhaqi, at-Tirmidhi - Sahih]
27. Dua of the one fasting at the time of breaking fast
The prophet (salAllahu alayhi wasalam) declared,
'Three men whose dua is never rejected (by Allah) are: when a fasting person breaks fast (in another narration, the fasting person until he breaks his fast), the just ruler and the one who is oppressed.'
[Ahmad, at-Tirmidhi - Hasan]
29. Dua of a just Ruler
The prophet (salAllahu alayhi wasalam) declared,
'Three men whose dua is never rejected (by Allah) are: the fasting person until he breaks his fast (in another narration, when he breaks fast), the just ruler and the one who is oppressed.'
[Ahmad, at-Tirmidhi - Hasan]
30. Dua of a son or daughter obedient to his or her parents
It is well known in the story narrated in hadith os three men who were trapped by a huge stone in a cave. One of them who was kind to kis parents asked Allah to remove the stone, and his du'a was answered.
[Sahih al-Bukhari 3:36 #472]
31. Dua immediately after wudu
Umar ibn Al-Khattab reported that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'There is not one of you that makes wudu, and does it perfectly, then says: I testify that there is no diety worthy of worship except Allah. he is Alone, having no partners. And I bear witness that Muhammad is His slave and messenger', except that the eight gates of Paradise are opened for him, and he can enter into it through whichever one he pleases'
[Muslim #234, abu Dawud #162, Ahmad, an-Nasa'i]
Saying what has been mentioned in the hadith that is directly related to it (ablution)
32. Dua after stoning the Jamarat at Hajj
The stoning of the small Shaitan (jamrat sugra), or the middle Shaitan (jamrat wusta) pillars during Hajj.
It is narrated that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) would stone the small Jamarah (one of the three pillars that is stoned in the last days of Hajj), then face the qiblah, raise his hands, and make du'a for a long time. He would then stone the middle Jamarah and do the same. When he stoned the large Jamarah, he would depart without making any du'a.
[Sahih al-Bukhari #1753 and others]
33. At the Crowing of a Rooster
Abu Hurairah (radiAllahu anhu) narrated that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'When you hear a rooster crowing, then ask Allah for His bounties, for it has seen an angel, and when you hear a donkey braying, then seek refuge in Allah from Shaitan, for it has seen a Shaitan'
[Sahih al-Bukhari, Muslim, Ahmad, Sahih al-Jami #611]
34. Du'a made inside the Ka'bah
The Ka'bah is a sanctuary that has no comparison in the entire world. The du'a of one who prays inside the hijr is considered as being made inside the ka'bah, as it is part of the house (Baitullah). [This is the semicircle to the right of the Ka'bah if you face the door, opposite to the Yemeni corner and the Black stone wall.]
Usamah ibn Zayd narrated, 'When the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) entered the House (Ka'bah), he made du'a in all of its corners
[Muslim 2: 968 and others]
35. Du'a on the mount of Safa or Marwah during Umrah or Hajj
It is narrated that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) would make long du'as at Safa and Marwah.
[Muslim #1218 and others]
36. Dua at any of the holy sites.
37. While reciting Surah al-Fatihah
The Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said that Allah the Exalted had said:
' I have divided the prayer into two halves between Me and My servant, and My servant will receive what he asks for. When the servant says: Praise be to Allah, the Lord of the universe, Allah the Most High says: My servant has praised Me. And when he (the servant) says: The Most Compassionate, the Merciful, Allah the Most High says: My servant has lauded Me. When he (the servant) says: Master of the Day of Judgment, He remarks: My servant has glorified Me, and sometimes He will say: My servant entrusted (his affairs) to Me. When he (the worshipper) says: Thee do we worship and of Thee do we ask help, He (Allah) says: This is between Me and My servant, and My servant will receive what he asks for. Then, when he (the worshipper) says: Guide us to the straight path, the path of those to whom Thou hast been Gracious -- not of those who have incurred Thy displeasure, nor of those who have gone astray, He (Allah) says: This is for My servant, and My servant will receive what he asks for.
[Muslim 4: 395]
38. Saying 'Ameen' during prayer
After finishing the recitation of al-Fatihah, the saying of'Ameen' in congregation.
The Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said: 'When the Imam says 'Ameen', then recite it behind him (as well), because whoever's Ameen coincides with the Ameen of the angels will have all of his sins forgiven.'
[Sahih al-Bukhari #780, Muslim #410 and others]
39. While visiting the sick, and dua made by the sick
Umm Salamah narrated that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'When you visit the sick, or the dead then say good, because the angels say 'Ameen' to whatever you say
[Muslim #2126]
Ali (radiAllahu anhu) reported that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'When a Muslim visits his sick Muslim brother in the morning, seventy thousand angels make dua for his forgiveness till the evening. And when he visits him in the evening, seventy thousand angels make dua for his forgiveness till the morning, and he will be granted a garden for it in Jannah.'
[at-Tirmidhi, abu Dawud]
www.geocities.com/mutmainaa
There are certain times dua (supplication) is more likely to be accepted by Allah (Subhanahu wa Ta'ala) as mentioned by Prophet (salAllahu alayhi wasalam). These times are as follows:
1. The Last Third Of The Night
Abu Hurairah (radiAllahu anhu) narrated that Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam) said: 'In the last third of every night our Rabb (Cherisher and Sustainer) (Allah (Subhanahu wa Ta'ala)) descends to the lowermost heaven and says; "Who is calling Me, so that I may answer him? Who is asking Me so that may I grant him? Who is seeking forgiveness from Me so that I may forgive him?."'
[Sahih al-Bukhari, Hadith Qudsi]
Amr ibn Absah narrated that the Prophet said: 'The closest any worshipper can be to His Lord is during the last part of the night, so if you can be amongst those who remember Allah at that time, then do so.'
[at-Tirmidhi, an-Nasa'i, al-Hakim - Sahih]
2. Late at night
When people are sleeping and busy with worldly pleasures Allah (Subhanahu wa Ta'ala) gives the believers an opportunity, or an answer hour if they can fight sleep and invoke Allah (Subhanahu wa Ta'ala) for whatever they need.
The Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said: 'There is at night an hour, no Muslim happens to be asking Allah any matter of this world or the Hereafter, except that he will be given it, and this (occurs) every night.'
[Muslim #757]
3. Between Adhan and Iqamah
Anas (radiAllahu anhu) narrated that Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam) said: 'A supplication made between the Adhan and Iqama is not rejected.'
[Ahmad, abu Dawud #521, at-Tirmidhi #212, Sahih al-Jami #3408, an-Nasai and Ibn Hibban graded it sahih (sound)]
4. An Hour On Friday
Narrated Abu Hurairah (radiAllahu anhu): Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam) talked about Friday and said:
'There is an hour on Friday and if a Muslim gets it while offering Salat (prayer) and asks something from Allah (Subhanahu wa Ta'ala), then Allah (Subhanahu wa Ta'ala) will definitely meet his demand.' And he (the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) pointed out the shortness of that particular time with his hands.
[Sahih al-Bukhari]
Some have said that this hour is from the time the Imam (prayer�s leader) enters the mosque on Friday�s prayer until the prayer is over (ie between the two khutbahs), whereas others have said that it is the last hour of the day (ie after the Asr prayer until the Maghrib prayer).
(Note: when we say an hour here we do not mean the hour everyone knows (60 minutes) but an unspecified period of time because the time counters which we use today came after the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) had died.
5. While Drinking Zamzam Water
Jaber (radiAllahu anhu) narrated that Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam) said: 'Zamzam water is for what it is drunk for.'
[Ahmad 3: 357 and Ibn Majah #3062]
This means that when you drink Zamzam water you may ask Allah (Subhanahu wa Ta'ala) for anything you like to gain or benefit from this water such as healing from illness.... etc.
6. While Prostrating
Abu Hurairah (radiAllahu anhu) narrated that Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam), said:
'The nearest a slave can be to his Lord is when he is prostrating, so invoke (supplicate) Allah (Subhanahu wa Ta'ala) much in it.
[Muslim, abu Dawud, an-Nasa'i and others, Sahih al-Jami #1175]
When a Muslim is in his Salat (prayer) he is facing Allah (Subhanahu wa Ta'ala) and when he prostrates he is the nearest he can be to Allah (Subhanahu wa Ta'ala) so it is best to invoke Allah (Subhanahu wa Ta'ala) at this time.
It is said that while in prostration, one should not ask for worldy needs (ie a nice car, a new job, etc), but for the Hereafter.
7. When Waking Up at Night
Narrated Ubada Bin As-Samit that Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam) said: 'Whomever wakes up at night and says La ilaha illallahu wahdahu la shrika lahu lahulmulku, wa lahul hamdu, wa huwa ala kulli shai'in qadir. Alhamdu lillahi, wa subhanallahi wa la ilaha illallahu, wallah akbir, wa la hawla wala quwata illa billah (none has the right to be worshipped but Allah (Subhanahu wa Ta'ala) He is the only one who has no partners. His is the kingdom and all the praises are for Allah (Subhanahu wa Ta'ala) All the glories are for Allah (Subhanahu wa Ta'ala) And none has the right to be worshipped but Allah (Subhanahu wa Ta'ala) and Allah (Subhanahu wa Ta'ala) is the most Great and there is neither might nor power except with Allah (Subhanahu wa Ta'ala) and then says, Allahumma ighfir li (O Allah! Forgive me) or invokes Allah (Subhanahu wa Ta'ala),
he will be responded to and if he makes ablution and performs Salat (prayer), his Salat (prayer) will be accepted.
[Sahih al-Bukhari]
8. At The End Of The Obligatory Salat:
Narrated Abu Omamah (radiAllahu anhu): that Allah�s Messenger (salAllahu alayhi wasalam) was asked, O Messenger of Allah, which supplication is heard (by Allah (Subhanahu wa Ta'ala), he said the end of the night and at the end of the obligatory Salat (prayer)
[at-Tirmidhi]
This time is after saying 'At-tahyat' , and before making Tasleem (finishing prayer)
9. The Night Of 'Qadr' (Decree)
This night is the greatest night of the year. This is the night which the almighty Allah (Subhanahu wa Ta'ala) said about it, "The night of Al-Qadar (Decree) is better than a thousand months."
[Surah al-Qadr, 97: 3]
The Night of Decree is one of the odd nights of the last ten nights of the blessed month of Ramadan. The angels descend down to the earth, and the earth is overwhelmed with peace and serenity until the break of dawn and when he doors of Paradise are opened, the worshipper is encouraged to turn to Allah to ask for his needs for this world and the Hereafter.
10. During The Rain
Narrated Sahel Ibn Sa'ad (radiAllahu anhu): that the Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said: 'Two will not be rejected, Supplication when the Adhan (call of prayer) is being called, and at the time of the rain'.
[Al-Hakim 2: 114, and Abu Dawud #2540, ibn Majah]
'Seek the response to your du'as when the armies meet, and the prayer is called, and when rain falls'
[reported by Imam al-Shafi' in al-Umm, al-Sahihah #1469]
The time of the rain is a time of mercy from Allah (Subhanahu wa Ta'ala) so, one should take advantage of this time when Allah (Subhanahu wa Ta'ala) is having mercy on His slaves.
11. At the Adhan
'Seek the response to your du'as when the armies meet, and the prayer is called, and when rain falls'
[reported by Imam al-Shafi' in al-Umm, al-Sahihah #1469]
In another hadith; 'When the prayer is called, the doors of the skies are opened, and the du'a is answered'
[al-Tayalisi in his Musnad #2106, al-Sahihah #1413]
12. The One Who Is Suffering Injustice and Opression
The Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said to Mua'ad Ibn Jabal (radiAllahu anhu), 'Beware of the supplication of the unjustly treated, because there is no shelter or veil between it (the supplication of the one who is suffering injustice) and Allah (Subhanahu wa Ta'ala)'
[Sahih Al-Bukhari and Muslim]
The prophet (salAllahu alayhi wasalam) declared,
'Three men whose dua is never rejected (by Allah) are: the fasting person until he breaks his fast (in another narration, when he breaks fast), the just ruler and the one who is oppressed.'
[Ahmad, at-Tirmidhi - Hasan]
In another hadith; The Prophet (salAllahu alayhi wasalam) declared:
'Three du'as are surely answered: The du'a of the oppressed, the du'a of the traveler, and the du'a of the father/mother (upon their child)'
The One who is suffering injustice is heard by Allah (Subhanahu wa Ta'ala) when he invokes Allah (Subhanahu wa Ta'ala) to retain his rights from the unjust one or oppressor. Allah (Subhanahu wa Ta'ala) has sworn to help the one who is suffering from injustice sooner or later as the Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said.
13. The Traveler
The Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said; Three supplications will not be rejected (by Allah (Subhanahu wa Ta'ala)), the supplication of the parent for his child, the supplication of the one who is fasting, and the supplication of the traveler.
[al-Bayhaqi, at-Tirmidhi - Sahih]
During travel supplication is heard by Allah (Subhanahu wa Ta'ala) if the trip is for a good reason, but if the trip is for a bad intention or to perform illegal things (making sins) this will not apply to it.
14. The Parent's Supplication for their Child
The Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said; Three supplications will not be rejected (by Allah (Subhanahu wa Ta'ala)), the supplication of the parent for his child, the supplication of the one who is fasting, and the supplication of the traveler.
[al-Bayhaqi, at-Tirmidhi - Sahih]
15. Dua after praising Allah and giving salat on the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) in the tashahhud at the end of salat.
Narrated Faddalah ibn Ubayd (radiAllahu anhu): that the Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said:
'When anyone of you makes du'a, let him start by glorifying his Lord and praising Him, then let him send blessings upon the Prophet (salAllahu alayhi wasalam), then let him pray for whatever he wants'
[abu Dawud #1481, at-Tirmidhi #3477]
In another hadith; Baqiy ibn Mukhallid (radiAllahu anhu) narrated that that the Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said:
'Every du'a is not responded to until one sends blessings upon the Prophet (salAllahu alayhi wasalam)'
[al-Bayhaqi]
In another hadith; Umar (radiAllahu anhu) narrated that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'Du'a is detained between the heavens and the earth and no part of it is taken up until you send blessings upon your Prophet (salAllahu alayhi wasalam)'
[at-Tirmidhi #486]
After a person has finished his tashahhud and before saying the 'salam', supplication at this time is one likely to be responded to.
Ibn Mas'ud narrates: I was once praying, and the Prophet (salAllahu alayhi wasalam), Abu Bakr and Umar (were all present). When I sat down (in the final tashahhud), I praised Allah, then sent salams on the Prophet, then started praying for myself. At this, the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'Ask, and you shall be given it! Ask, and you shall be given it!'
[at-Tirmidhi #593 - hasan, Mishkat al-Misbah #931]
16. The dua of a Muslim for his absent brother or sister Muslim stemming from the heart.
The prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'There is no believing servant who supplicates for his brother in his absence where the angels do not say, 'the same be for you''
[Muslim]
17. Dua on the Day of Arafat
The Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said: 'The best supplication is the supplication on the day of Arafat'.
[at-Tirmidhi and Malik]
The day of Arafat is the essence and pinnacle of Hajj. On this great and momentous day, millions of worshippers gather together on one plain, from every corner of the world, with only one purpose in mind - to respone to the call of their Creator. During this auspicious day, Allah does not refuse the requests of His worshippers.
18. Dua during the month of Ramadan
Ramadan is month full of many blessings, thus the du'a of Ramadan is a blessed one. This can be inferred from the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) saying:
'When Ramadan comes, the Doors of Mercy (another narration says Paradise) are opened, and the doors of Hell are closed, and the Sahitans are locked up'
Thus, it is clear that du'a during Ramadan has a greater chance of being accepted, as the Gates of Paradise and Mercy are opened.
[Sahih al-Bukhari #1899, Muslim #1079 and others]
19. Dua when the Armies meet
When the Muslim is facing the enemy in battle, at this critical period, the du'a of a worshipper is accepted.
Sahl ibn Sa'd (radiAllahu anhu) narrtaed the the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'Two duas are never rejected, or rarely rejected: the du'a during the call for prayer, and the du'a during the clamity when the two armies attack each other'
[abu Dawud #2540, ibn Majah, al-Hakim]
In another narration: 'Seek the response to your du'as when the armies meet, and the prayer is called, and when rain falls'
[reported by Imam al-Shafi' in al-Umm, al-Sahihah #1469]
20. When Muslims gather for the purpose of invoking and remembering Allah (Dhikrullah).
The Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
If a group of people sit together remembering Allah, the angels will circle them, mercy will shroud them, peace will descend onto them and Allah will remember them among those with Him.
[Muslim]
21. First Ten days of Dhul-Hijjah
The Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'There are no days during which good deeds are more beloved to Allah than during these ten days'
[Sahih al-Bukhai #969 and others]
22. Dua when the heart reaches out to Allah and is ready to be totally sincere
23. At Midnight
Abu Umamah (radiAllahu anhu) said, the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) was questioned; 'Which du'a is heard (by Allah)?' He answered,
'At midnight and at the end of every obligatory prayer.'
[at-Tirmidhi - Hasan]
25. Dua of people after the death of a person
In a long hadith, Umm Salamah (radiAllahu anha) narrated that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said, when Abu Salamah had just passed away, and had closed his eyes,
'Do not ask for yourselves anything but good, for the angels will say 'Ameen' to all that you ask for. O Allah, forgive Abu Salamah, and raise his ranks among those who are guided.'
[Muslim, abu Dawud, Ahmad]
26. Dua of the one fasting until he breaks his fast.
The Messenger of Allah (salAllahu alayhi wasalam) said; Three supplications will not be rejected (by Allah (Subhanahu wa Ta'ala)), the supplication of the parent for his child, the supplication of the one who is fasting, and the supplication of the traveler.
[al-Bayhaqi, at-Tirmidhi - Sahih]
27. Dua of the one fasting at the time of breaking fast
The prophet (salAllahu alayhi wasalam) declared,
'Three men whose dua is never rejected (by Allah) are: when a fasting person breaks fast (in another narration, the fasting person until he breaks his fast), the just ruler and the one who is oppressed.'
[Ahmad, at-Tirmidhi - Hasan]
29. Dua of a just Ruler
The prophet (salAllahu alayhi wasalam) declared,
'Three men whose dua is never rejected (by Allah) are: the fasting person until he breaks his fast (in another narration, when he breaks fast), the just ruler and the one who is oppressed.'
[Ahmad, at-Tirmidhi - Hasan]
30. Dua of a son or daughter obedient to his or her parents
It is well known in the story narrated in hadith os three men who were trapped by a huge stone in a cave. One of them who was kind to kis parents asked Allah to remove the stone, and his du'a was answered.
[Sahih al-Bukhari 3:36 #472]
31. Dua immediately after wudu
Umar ibn Al-Khattab reported that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'There is not one of you that makes wudu, and does it perfectly, then says: I testify that there is no diety worthy of worship except Allah. he is Alone, having no partners. And I bear witness that Muhammad is His slave and messenger', except that the eight gates of Paradise are opened for him, and he can enter into it through whichever one he pleases'
[Muslim #234, abu Dawud #162, Ahmad, an-Nasa'i]
Saying what has been mentioned in the hadith that is directly related to it (ablution)
32. Dua after stoning the Jamarat at Hajj
The stoning of the small Shaitan (jamrat sugra), or the middle Shaitan (jamrat wusta) pillars during Hajj.
It is narrated that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) would stone the small Jamarah (one of the three pillars that is stoned in the last days of Hajj), then face the qiblah, raise his hands, and make du'a for a long time. He would then stone the middle Jamarah and do the same. When he stoned the large Jamarah, he would depart without making any du'a.
[Sahih al-Bukhari #1753 and others]
33. At the Crowing of a Rooster
Abu Hurairah (radiAllahu anhu) narrated that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'When you hear a rooster crowing, then ask Allah for His bounties, for it has seen an angel, and when you hear a donkey braying, then seek refuge in Allah from Shaitan, for it has seen a Shaitan'
[Sahih al-Bukhari, Muslim, Ahmad, Sahih al-Jami #611]
34. Du'a made inside the Ka'bah
The Ka'bah is a sanctuary that has no comparison in the entire world. The du'a of one who prays inside the hijr is considered as being made inside the ka'bah, as it is part of the house (Baitullah). [This is the semicircle to the right of the Ka'bah if you face the door, opposite to the Yemeni corner and the Black stone wall.]
Usamah ibn Zayd narrated, 'When the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) entered the House (Ka'bah), he made du'a in all of its corners
[Muslim 2: 968 and others]
35. Du'a on the mount of Safa or Marwah during Umrah or Hajj
It is narrated that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) would make long du'as at Safa and Marwah.
[Muslim #1218 and others]
36. Dua at any of the holy sites.
37. While reciting Surah al-Fatihah
The Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said that Allah the Exalted had said:
' I have divided the prayer into two halves between Me and My servant, and My servant will receive what he asks for. When the servant says: Praise be to Allah, the Lord of the universe, Allah the Most High says: My servant has praised Me. And when he (the servant) says: The Most Compassionate, the Merciful, Allah the Most High says: My servant has lauded Me. When he (the servant) says: Master of the Day of Judgment, He remarks: My servant has glorified Me, and sometimes He will say: My servant entrusted (his affairs) to Me. When he (the worshipper) says: Thee do we worship and of Thee do we ask help, He (Allah) says: This is between Me and My servant, and My servant will receive what he asks for. Then, when he (the worshipper) says: Guide us to the straight path, the path of those to whom Thou hast been Gracious -- not of those who have incurred Thy displeasure, nor of those who have gone astray, He (Allah) says: This is for My servant, and My servant will receive what he asks for.
[Muslim 4: 395]
38. Saying 'Ameen' during prayer
After finishing the recitation of al-Fatihah, the saying of'Ameen' in congregation.
The Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said: 'When the Imam says 'Ameen', then recite it behind him (as well), because whoever's Ameen coincides with the Ameen of the angels will have all of his sins forgiven.'
[Sahih al-Bukhari #780, Muslim #410 and others]
39. While visiting the sick, and dua made by the sick
Umm Salamah narrated that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'When you visit the sick, or the dead then say good, because the angels say 'Ameen' to whatever you say
[Muslim #2126]
Ali (radiAllahu anhu) reported that the Prophet (salAllahu alayhi wasalam) said:
'When a Muslim visits his sick Muslim brother in the morning, seventy thousand angels make dua for his forgiveness till the evening. And when he visits him in the evening, seventy thousand angels make dua for his forgiveness till the morning, and he will be granted a garden for it in Jannah.'
[at-Tirmidhi, abu Dawud]
5 Haziran 2008 Perşembe
SITEMIM..Cokmu sey istedim ben bu dunyada
Nedir basima gelen fani dunyada
Umidim sevincim sanki ruyada,
Gercekler aciymis nerden bileyim.
Bedenim agrilarda izdirap ceker
Ruhum yanlizliklarda kahrolur gider,
Basima gelenler uzuntu ve keder
Mucadeler zormus nerden bileyim.
Durustlugu aradim her oldugum yerde.
Buldugumu sandim her seferrinde
Hayal kirikligi kaldi yuregimde
Benmi zorum, aradigimmi zor nerden bileyim.
Cok sukur vicdanim aci cekmiyor
Bendeki ben kin tohumlari ekmiyor
Gucum bazen yetiyor, bazen yetmiyor
Dayanmak zormus nerden bileyim.
Derdimi paylasiyorum, kagit ve kalemimle
Tek vefayi onlarda buldum vede guvenle
Her seyimi paylasiyor, butun elemimide
Gercek dostluklari bulmak zormus nerden bileyim..
...98
N. Erdogan
Ağlamak
Bu nasıl bir kaynak böyle? Duyguların inişi ve çıkışıyla besleniyor, gözlerde buğuya, rahatlatıcı bir sele ya da hıçkırıklara dönüşüyor.
Bedenimiz ve ruhumuz bu ıslak temizliğe neden ihtiyaç duyuyorAğlamak bazen ne kadar iyi geliyor değil mi?
Çoğu zaman sizi bulunduğunuz alemden alıp götürüyor...Kimi zaman Rabbimden günahlarının affı için ağlarsın,kimi zaman dertlerin için ağlarsın,kimi zamanda öylesine ağlarsın...Ama yine ağlarsın...
Sizce ağlamak insanları rahatlatır mı yoksa aksine çıkılmaz bir yola mı iter?
Ve siz hiç birgün İŞTE ŞU SEBEPTEN AĞLADIM diyebildiniz mi?
Ya da şöyle sorayım sizce Ağlamak gerekir mi rahatlamak için!!!
Bu nasıl bir kaynak böyle? Duyguların inişi ve çıkışıyla besleniyor, gözlerde buğuya, rahatlatıcı bir sele ya da hıçkırıklara dönüşüyor.
Bedenimiz ve ruhumuz bu ıslak temizliğe neden ihtiyaç duyuyorAğlamak bazen ne kadar iyi geliyor değil mi?
Çoğu zaman sizi bulunduğunuz alemden alıp götürüyor...Kimi zaman Rabbimden günahlarının affı için ağlarsın,kimi zaman dertlerin için ağlarsın,kimi zamanda öylesine ağlarsın...Ama yine ağlarsın...
Sizce ağlamak insanları rahatlatır mı yoksa aksine çıkılmaz bir yola mı iter?
Ve siz hiç birgün İŞTE ŞU SEBEPTEN AĞLADIM diyebildiniz mi?
Ya da şöyle sorayım sizce Ağlamak gerekir mi rahatlamak için!!!
2 Haziran 2008 Pazartesi
Susuyordu. Bir kucak dolusu közü yüreğinde taşıyarak susuyordu hem de. İnsanların gözlerine bakamayarak, tebessüm ede ede yürüyordu kalabalıkların arasında. İçinde bulunduğu sancıyı ifşa edememenin sıkıntısı içerisinde değildi, zaten sancısı ifşa edilmemeliydi…
Aşk, kelimelere sığdırılamazdı, anlatılamazdı. Sükût edilmeliydi…
Yitik yangınları arıyordu dağ taş demeden. Bir elinde lâl-ü aşkını resmettiği uçurtması ile kâinatta acizliğini ifade ediyor, diğer elinde taşıdığı yüreğiyle İbrahimî yangınları arıyordu.
Gök üstüne üstüne geliyordu, O ise aldırışsız devam ediyordu yürüyüşüne… Darağacından inip, çarmıhların yolunu tutuyordu. Derviş sabrı isteyen havayı teneffüs etmeliydi. Menekşe kokusuyla şefkat şefkat yeşerebilmeliydi gönüllerde, vuslat secdelerinde dua olmalıydı.
Sinesine çektiği ama gözlerinin taşıyamayıp peykânlarından süzdüğü katreler, düştüğü yerde çiğ tanesi olup sedef sedef açılıyordu. İnci inci gözyaşlarını topluyordu melekler. Mil çekilen özlemlerine kara taşlar basıyordu. Aşkından yuvarlanan taşlar O’nu arıyordu.
Yusuf’un kuyusuna vardı. Dolunayı içine çekerek mehtabın serzenişine ortak oldu. Nur oldu, aydınlattı karanlıkları. Mum oldu, aşkın huzmesiyle dağladı yürekleri. Alazlanmış sevdalara talip oldu. Rayihasıyla mest etti kâinatı…
Bir fecir vakti doğruldu ve kendisini Nil nehrinde buldu. İçi Musa dolu bir kundakta ilerliyordu. Firavunun sarayına doğru, karanlığı aydınlatmaya doğru ilerliyordu. Biliyordu ki kendisi Musa olursa, Rabbi denizleri ayağına getirirdi. Biliyordu ki “bittim” dediği yerde Rabbi “yettim” diyecek ve miraç fezasında ulvî düşlerine mazhar olacaktı.
Teslim olmalıydı. İbrahim gibi bir imana erebilmek, teslimiyetten geçiyordu. İsmail gibi teslim olursa bıçak kesmezdi. İbrahim gibi teslim olursa ateş yakmazdı.
Acının çığlık çığlık damıtıldığı yağmurlar altında ıslanmaktan geçiyordu yolu. Hüznün notalara dolandığı şarkılar mırıldanarak, mana âleminde yakamoz gibi parıldayarak geçti. Umutlarını her an tazeleyerek süzülüyordu fecre.
Lâl diliyle çöllerde yıldızlara tutunmayı diledi. Uçurtmasına adadığı lâl-ü aşkıyla rüzgârlara sesleniyor, ölümü ölüm ölüm içine çekiyordu.
Kazdığı mezarında toprakla hemhâl oluyor, yaratılışının hikmetine erebilmeyi diliyordu Rabbinden. Toprağın sırrına erebilmekse, nefsini ıslah edip özgürlüğe yelken açmakla mümkündü. Özgür olmalıydı. Tutsak sularda susuzluk yaşamamalı, nefsin zindanında esaret halinde bulunmamalıydı. Köpüğe aldanmamalı, köpüğün altındaki suyu ifşa edebilmeliydi.
Ve o an uykuyla uyanıklık arasında bir köprüden geçtiğini hissetti. Hüviyet ile mahiyet arasında, sonsuzluk ile yıldızların arasında kanat çırptığını gördü. Uçurtmasını gördü, uçurtmasına adadığı lâl-ü aşkla ölümün arefesinden geçiyordu.
Ceylan gözlerin, dilhûn yüreklerin arasında açtı gözlerini. Kevser havuzunun yanında, Anka Kuşuna tebessüm etti. Serçe yüreği gibi titreyerek doğruldu ve kumrunun nâmütenâhî zikriyle mest oldu.
Aşk oldu…
Ay Vakti, Sayı: 87
__________________
Aşk, kelimelere sığdırılamazdı, anlatılamazdı. Sükût edilmeliydi…
Yitik yangınları arıyordu dağ taş demeden. Bir elinde lâl-ü aşkını resmettiği uçurtması ile kâinatta acizliğini ifade ediyor, diğer elinde taşıdığı yüreğiyle İbrahimî yangınları arıyordu.
Gök üstüne üstüne geliyordu, O ise aldırışsız devam ediyordu yürüyüşüne… Darağacından inip, çarmıhların yolunu tutuyordu. Derviş sabrı isteyen havayı teneffüs etmeliydi. Menekşe kokusuyla şefkat şefkat yeşerebilmeliydi gönüllerde, vuslat secdelerinde dua olmalıydı.
Sinesine çektiği ama gözlerinin taşıyamayıp peykânlarından süzdüğü katreler, düştüğü yerde çiğ tanesi olup sedef sedef açılıyordu. İnci inci gözyaşlarını topluyordu melekler. Mil çekilen özlemlerine kara taşlar basıyordu. Aşkından yuvarlanan taşlar O’nu arıyordu.
Yusuf’un kuyusuna vardı. Dolunayı içine çekerek mehtabın serzenişine ortak oldu. Nur oldu, aydınlattı karanlıkları. Mum oldu, aşkın huzmesiyle dağladı yürekleri. Alazlanmış sevdalara talip oldu. Rayihasıyla mest etti kâinatı…
Bir fecir vakti doğruldu ve kendisini Nil nehrinde buldu. İçi Musa dolu bir kundakta ilerliyordu. Firavunun sarayına doğru, karanlığı aydınlatmaya doğru ilerliyordu. Biliyordu ki kendisi Musa olursa, Rabbi denizleri ayağına getirirdi. Biliyordu ki “bittim” dediği yerde Rabbi “yettim” diyecek ve miraç fezasında ulvî düşlerine mazhar olacaktı.
Teslim olmalıydı. İbrahim gibi bir imana erebilmek, teslimiyetten geçiyordu. İsmail gibi teslim olursa bıçak kesmezdi. İbrahim gibi teslim olursa ateş yakmazdı.
Acının çığlık çığlık damıtıldığı yağmurlar altında ıslanmaktan geçiyordu yolu. Hüznün notalara dolandığı şarkılar mırıldanarak, mana âleminde yakamoz gibi parıldayarak geçti. Umutlarını her an tazeleyerek süzülüyordu fecre.
Lâl diliyle çöllerde yıldızlara tutunmayı diledi. Uçurtmasına adadığı lâl-ü aşkıyla rüzgârlara sesleniyor, ölümü ölüm ölüm içine çekiyordu.
Kazdığı mezarında toprakla hemhâl oluyor, yaratılışının hikmetine erebilmeyi diliyordu Rabbinden. Toprağın sırrına erebilmekse, nefsini ıslah edip özgürlüğe yelken açmakla mümkündü. Özgür olmalıydı. Tutsak sularda susuzluk yaşamamalı, nefsin zindanında esaret halinde bulunmamalıydı. Köpüğe aldanmamalı, köpüğün altındaki suyu ifşa edebilmeliydi.
Ve o an uykuyla uyanıklık arasında bir köprüden geçtiğini hissetti. Hüviyet ile mahiyet arasında, sonsuzluk ile yıldızların arasında kanat çırptığını gördü. Uçurtmasını gördü, uçurtmasına adadığı lâl-ü aşkla ölümün arefesinden geçiyordu.
Ceylan gözlerin, dilhûn yüreklerin arasında açtı gözlerini. Kevser havuzunun yanında, Anka Kuşuna tebessüm etti. Serçe yüreği gibi titreyerek doğruldu ve kumrunun nâmütenâhî zikriyle mest oldu.
Aşk oldu…
Ay Vakti, Sayı: 87
__________________
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Kalp ile akıl Ben bedende kaldım Dökemedim seni Sevdim sevmedim Arasında kaldım Çözüm dert Yollarına uzananda Ben yine Sende kaldım Var mıyd...
-
Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gamsın sen Gerçi virane isen genc-i mutalsamsın sen Secde- ferma-yi melek zat-ı mükerremsin sen Bildiği...
-
Eylül... Fersude sonbaharların giriş kapısı... İlk yaz rüzgârından alınmışbir hızla savrulan düşüncelerin, hoyrat hayallerin ve avare zamanl...





